Sızıntı Arşivi

Mayıs 1991 · s. 179 · 4 dakikalık okuma

Kaplumbağaların Dünyası 2

Hakan Ak · Zooloji

Daha önce Anamur sahillerine yumurta bıra­kan büyük deniz kaplum­bağaların yumurtaların­dan çıkacak yavruları görmek üzere ağustos ayında arkadaşımla bera­ber tekrar Anamur'a geli­yoruz. İlk işimiz uygun bir yere çadırımızı kurup, yu­vaların bulunduğu sahili gezmek oluyor.

Evet, kumların altın­da nefes alan ve gelişen bir hayat. Sahildeki kum­ların altına bırakılan binler­ce kaplumbağa yumurta­sı içindeki akıcı maddenin canlanarak et ve kemik haline gelmesiyle netice­lenen akıl almaz hâdise. Acaba o beyaz kürecikler ne şekilde programlan­mış? Meselâ yumurta içindeki embriyon nasıl küçük bir kaplumbağa haline gelmekte, bu süre­de kabuğu kıracağı ânâ kadar gerekli olan gıdası­nı ne şekilde karşılamakta ve kum altında oksijen ih­tiyacını her tarafı kapalı o kürecikte nasıl temin ede­bilmektedir ?!

Bunlara kısaca "en mükemmel bir şekilde" diye cevap vermek gerekir. Çünkü bu akıl almaz faali­yeti düzenleyen Kudret, yavru kaplumbağanın ne­fes alması için, önce yumurtaların nefes almasını programlamıştır. Yumurta üzerinde yaklaşık 10.000 gözenekten kum altında pasif difizyonla kumlar arasından alınan oksijen, içerideki nazenin misafir tarafından kullanılmakta ve karbondioksit haline gelerek yine aynı gözeneklerden dışarı atılmak­tadır. Yine embriyonun gelişerek kaplumbağa olabilmesi için lâzım olan bütün besinler, mineraller, enerji verici maddeler ve su, bu yaradılışı programlayan Kudret tarafından o yumurtanın içine en mü­kemmel bir şekilde yerleştirilmiştir. Embriyonun geliş­mesi için gerekli enerji yumurta sarısı içindeki yağ zerrelerinden elde edilmektedir. Bu besinlerin cinsi ve miktarı o kadar hassas ayarlanmıştır ki, kaplumbağanın gelişmesi bitince onlar da azalır. Bu durumda, yumurta için­deki embriyo nasıl minik bir dev kaplumbağa hali­ne geldiği sorusuna an­cak "SONSUZ BİR İLİMLE" diyerek cevap verilebilir. 60 gün kum altında ve yu­murtanın içinde beslenen yavru, burnunun üzerinde­ki çekiç vazifesi gören sivri küçük bir çıkıntıyla kabu­ğu parçalayarak dışarı çıkar. Genellikle yavrular gece yumurtadan çıkar­lar. Yumurtadan gündüz çıkan yavrular kumun al­tındaki karanlıkta gece ol­masını beklerler. Acaba kim öğretmiştir gündüz çıktıklarında kendilerini çeşitli tehlikelerin bekledi­ğini ve dışarıya gece çık­maları gerektiğini? Gece, kum altında büyük bir yar­dımlaşma başlar. Sırayla birbirlerine destek olarak gruplar halinde yukarıya doğru, ikinci dirilişe sahne olacak yolculuğa başlarlar. Hava yeni kararmıştı, ay ise bulutların arasında arasıra kaybolup tekrar ortaya çıkıyordu. El fener­lerimizin sönük ışığı ile çöl misâli kumda yürüyoruz. Gözlerimiz kum üzerinde meydana gelebilecek en ufak bir kıpırtıyı veya onla­ra ait izleri arıyordu. Ge­cenin ilerleyen saatlerin­de insan kalabalığı dağılmış, tabiat ve deniz kendi sesiyle başbaşa kal­mıştı. Artık dünya misafir­hanesine merhaba diye­cek minik minik devlerle karşılaşmayı bekliyorduk. Uzun müddet yürüdükten sonra bir kum çukurunun yanında 3-5 tane yavru kaplumbağa izine rastlıyoruz, izlerin başladığı yere dikkatle baktığımızda önce dehşete, dehşetten hayrete kapılıyoruz. Çünkü kumlar üzerinde sadece 3-4 küçük minik kaplumbağa kafası gözüküyor,..

MERHABA HAYAT

Kumları biraz elimizle eştiğimizde başları biraz daha belirginleşiyor. Ve birdenbire bir hareketlenme meydana geliyor. Ön ayaklarını dışarıya çıkaran yavru vücudunu dışarı çıkarmayı başarıyor. Onun kumda meydana getirdiği boşluk ve hareket diğerini ve arkasında bulunanları harekete geçiriyor. Kısa bir süre sonra yuvanın olduğu yerde 15-20 kadar minik yavru kaplumbağa beliriyor. Birden bire toprağın altından çıkmaları bizi hayrette bırakıyor. Yuvanın etrafında şaşkın şaşkın dolaşırlarken bir yandan gözlerindeki kumları dirsekleri ile silmeye çalışıyorlar, Yavrular kumun üzerine çıktıklarında gecenin karanlığı ile karşılaşılan kısa bir duraklamadan sonra nereye geldiklerini, niçin geldiklerini, kendilerinin yapması gerektiği şeyleri biliyor gibi hepsi birden denize doğru harekete geçiyorlar.

NEDEN DENİZE ?

Yönlerini ters çevirdiğimiz zaman gene denize doğru hareket ediyorlar. Evet, bu daha yumurtada iken onun hücrelerine programlanmış, genetik kodlarına işlenmiştir. Tıpkı bir bilgisayara program verilmiş gibi. Çünkü küçücük beyinleri ile ne yapacaklarını akıl etmeleri zordur. Daha hayatlarının ilk dakikalarında kendileri için çizilmiş olan programa uyarak denize koşarlar. Emniyette olabilecekleri ve hayatlarını sürdürebilecekleri tek yer ise engin mavi sulardır,

Yavru kaplumbağaların denize ulaşmasında ay ışığının rolü çok büyüktür. Bilim adamları, ay ışığının denize aksetmesiyle yavruların bu ışığa doğru hareket ettiklerini, daha doğrusu denizi bulmada ışığın etkili olduğunu söylüyorlar. Gerçekten de yavru kaplumbağaların gözlerine fenerlerimizin ışığını tuttuğumuzda geri döndüklerini gördük. Deniz Kaplumbağlarını Koruma Derneğinde bulunan kişiler, deniz kenarındaki parlak ışıklı tesislerin yavru kaplumbağaları yanılttıkları, deniz yerine yanlış yöne gittiklerini belirttiler. Ay ışığının bulunmadığı zamanlar ise denizin kokusu ve nem yavruların denize ulaşmalarını sağlıyordu.

Burada hoşumuza giden şey, minik yavruların denize doğru ilerlerken engel tanımamaları ve azimleri. Vücutlarına oranla oldukça büyük olan ön ayakları sayesinde önlerine çıkan engelleri kolaylıkla aşabiliyor veya ters döndüklerinde kolayca düzelebiliyorlar, Yarış nihayet neticelendi, yengeçlere ve diğer yırtıcılara yem olanlar hariç diğerleri denize ulaşıyor. Denizde, güçlü ön kolları sayesinde vücudunu kibrit çöpü hafifliğinde hareket ettirebiliyorlar. İleride bir kısmı büyük ağızlı balıklar ve martılar tarafından yenilecek. Fakat geri kalanlar nesillerini sürdürmek için, olgunlaştıklarında yumurta bırakmak üzere tekrar bu şahitlere dönecekler.

En mükemmel şekilde neticelenen hayat hadisesinde, tesadüflerin zerre kadar rolü olmadığını, ileride 100-150 kiloluk dev bir kaplumbağa olacak bu minik yavru kaplumbağalar o sevimli hâl ve hareketleriyle kendisini yaratan Zât'ın kudretini bizlere gösteriyordu,

Yaratıkların ihtiyacını en ince ayrıntısına kadar bilen Zât'ın emri ile canlılarda hayat vücut bulur ve kader programı İçinde, hayat sahnesinde verilen vazifelerini yerine getirirler. Bir an bile geri durmadan; azimle, sebatla.,,