Temmuz 1990 · s. 277 · 5 dakikalık okuma
Renkler Kuşağında Hakikat Tomurcukları

Görüntü odaklı bir medeniyet dünyasındayız. İnsanlar, görüntülerle düşünüyor, görüntülerle inanıyor, görüntülere vurgun. Gözlerinden yakalanıyor, gözlerinden bağlanıyor insanlar. Gözleriyle seçiyor, gözleriyle seviyor herkes. Dostluklar gözlerle kuruluyor; düşmanlıklar, gözlerde başlıyor ilkin.
Görüntülerin kuşatması altındayız. Görüntüler, birer kara delik gibi yutuyor, yokediyor, insanlık özünü. Görüntüler kurşun gibi vuruyor akıllan, yürekleri.
Gazeteler, dergiler, ilânlar, televizyon, bilgisayarlar hatta telefonlar, görüntülü iş görüyor, görüntülerle insanları etkiliyor, yönlendiriyorlar.
En çarpıcı görüntüyü kim yakalayıp çıkarıyor, kim kullanıyorsa, insanlara o daha çok etki ediyor. En ilginç, en güzel görüntü neredeyse oraya bakıyor, oraya bayılıyor, orada büyüleniyor insanlar.
Hz. Musa karşısında Firavun kutbu, büyü ve sihir yoluyla, görüntüleri kullanarak gözleri bağlıyor, insanları sürüler hâlinde köleleştiriyordu. Bütün sahte görüntüleri silip yok eden Hz. Musa kutbu ise hakikat görüntüsüyle, mucize görüntüleriyle ufukları tutuyor, insanları eşya görüntülerinin esaretinden kurtarıyor, ruhun emrine veriyordu. İnsan ruhunu gerçek kimliğine, özgürlüğüne kavuşturuyordu. Fakat görüntülere tutkun insan, Samiri çizgisinde gelişen sanat kılıklı (heykel) görüntülerine takılıp tekrar tökezledi, yine eşyaya kapaklanıp kaldı. Göklerden gelen çâre yetişmese, insan, yine eşyanın tutsağı, sefil paryası olup kalacaktı.
Akıl almaz teknik ve biçimlerle geliştirilip yaygınlaştırılan ve insanlar üzerinde çeşitli gayeler için baskı aracı olarak kullanılan bir görüntüler dünyasında fert ve toplumların kendilerini koruyup kollamaları çok zor. Gözü kontrol etmek, gözü kaptırmamak ne kadar güç!
Bütün bunları dikkate alarak, bir yed-i beyza gibi ortaya çıkan ve bütün gözlere hakikat yolunu işaret eden, bütün gönülleri Hak ve hakikat dünyasına çağıran bir hakikat albümü var elimizde. M. A. Şahin tarafından telif edilen yazılar (şiir ve nesirler) ve yorumlanan birbirinden güzel resimlerin seçkin bir kurul tarafından kompoze edildiği zengin bir albüm; RENKLER KUŞAĞINDA HAKİKAT TOMURCUKLARI
Kitabın çıkış amacı önsözünde şöyle belirtiliyor:
“Bu kitapta resim ve renk unsurlarını değerlendirerek; gözün kulakla, kulağın gözle kutuplaşması; hissin fikre, fikrin de hisse doğru kıvrımlaşması yolunda değişik bir zaviyeden ve yepyeni bir buudda gerçeklere tercüman olmayı denedik. Onun renkli sayfaları arasında dolaşırken, yer yer içinizde burkuntu, ruhunuzda teessür, zaman zaman da gönlünüzde inşirah, yüzünüzde tebessüm belirecektir. Evet, milletçe çektiğimiz ızdırapları, nesillerin ihmâl ve terkedilişini, yuvanın çürütülmüşlüğünü, talim ve terbiye müesseselerinin yozlaştırıldığını resimlerin çehresinde serpiştirilmiş bir iki cümlecikte görüp, duyup inliyeceğiniz gibi, ufkunuzu saran aydınlıkları, yamaçlarınızda salınan papatyaları ve dört bir yanda bahar naraları atan kuş ve kuşcukları görecek de coşup şahlanacaksınız.”
Kitabın sonlarına doğru bir resim değerlendirilirken de şöyle deniliyor: “Gözler, güzelliklere açılmış birer pencere; gözler, duygu ve düşünceyi aksettiren birer âyine; gözlerle arz ve semânın sırları okunur; gözlerle, simalardaki mânâ çözülür. Yaradan'ın insanoğluna büyük armağanlarından biri olan gözler, her şeyi gördükten başka O'nun yolunu gözler.”
Bugün, gövdesine ve şehvetine gelen şeylerin yollarına ayarlı gözler; gönlüne ve aşkına giden yollara kapalı; gönül, kafa ve ruh doyuran kaynaklara açılıp bakamıyor. Şu çarpık çağın labirentlerinde yollarını yitirenler, gözlerini meshedip açacak bir el; kendilerine hakikat kutbunu, sonsuzluk yolunun trafiğini işaret edecek bir yed-i beyzâ bekleyenler, Renkler Kuşağında Hakikat Tomurcuklarına baksınlar. O renkler kavsinin içinden kafa ve gönüllerini, gözlerini iyice açarak geçirsinler. Susamış ruhlarına yudum yudum hakikat tomurcuklarının şebnemlerini içirsinler. O tomurcukların bal özleriyle gönüllerini besleyip büyütsünler.
Çocuk, genç, olgun ve ihtiyar; her yaşın el kitabı. Yunus'un manileri gibi dalınması gereken bir hakikat bahri. Asrın kirli ve kısır görüntülerinden yunup arınmak isteyenlerin kevser havzı. Şiir, nesir ve resim; insan, tabiat ve teknik; rengârenk görüntüler içinde sunuluyor. Eğlendirerek öğretiyor; öğretirken de eğlendiriyor. Zihnî ve kalbî yorgunluklarınızı atıp rahatlıyorsunuz.
Yüreğinde hüzün gözlerinde gam
Bir kalbi doymamış gibi yaslısın
Çevren pırıl pırıl güzellikte tam
Mesut olmak için inanmalısın!
diyorsunuz. Bir başka sayfasında da:
Bulanlar Hakkı buldu, buldular cân içinde
Kalanlar yolda kaldı, kaldılar zân içinde.
diyerek yola devam ediyorsunuz. Zanlarla boğulup kalmış, eşya ve hâdiselerin dış yüzüne takılıp zehirlenmiş insanın gözüne, gönlüne panzehir olan renkler cümbüşü ortasında ilerliyor, hafifliyor, rahatlıyorsunuz. Fakat bir de ruh sancısı var, acı bir nabız gibi vurup duran;sakaklarda birer gonk gibi duyulan, IZDIRAP'tır bu.
Izdırab, gecede kendini hissettirir.
Söyler ayrı bir buudda söylediği her şeyi...
Her ızdırap bir kısım ilhamları da getirir,
Hatırlatır bizlere insanlığı sevgiyi.
Gecede bir sürü ilham, bir sürü de azab
Bu,düşünce kuşağında bir doğum sancısı...
Azapsız dimağların göreceği serap.
Sancılar değil, sancı çekmemek en acısı...
Bu muzdaribler kadrosu, insanlığın doğum sancısını çekenlerdir. Işık Ordusudurlar.
Işık ordusu aydın nasiyelerinde nur.
Simalarında derin ve bitevî mutluluk.
Götürürler her tarafa kucak kucak huzur,
Işık ordusu aydın nasiyelerinde nur.
vardır. Onlar, bir yüce inancın ak iklimindedirler.
Kuşlar gibi pervaz etmekte sonsuzluğa ruh
İç içe göklerdeki sırlı pencerelerden.
Her taraf aydınlık, her yanda ayrı bir vuzuh,
Binbir çeşit ışık dalgasıyla ötelerden.
el etmektedirler. Şiirler tayfının içinde onunla sarmaş dolaş bir tefekkür kuşağına yakalanıyorsunuz. “ÜMİT” le başlıyor, “RÛHUN ZAFERİ”yle devam ediyor. O zaferle de “ÖTELERE SEYAHAT ” açılıyorsunuz. Fiziğin katı kalıplarından kurtuluyor, metafiziğin esintileriyle kanatlanıyorsunuz.
Renkler Kuşağında Hakikat Tomurcukları anlatılmaz. Görülür, seyredilir, sevilir, düşünülür, inanılır ve yaşanır... Fert, aile onu kucaklar; çevresinde günde, haftada bir kerecik olsun halka olur, açtığı ufuklarda göz ve gönül gezdirir, üzerinde birlikte düşünürse, boyasıyla boyanır ve değişir. Tatlı bir değişimdir bu; güzel bakar, güzel görür, güzel düşünür ve böylece güzele dönüşürüz. Hele, çocukluk döneminin, insan ömründe şahsiyet olmanın çekirdek dönemi olduğu dikkate alınır, bu dönemde bünyeye alınan su, ışık, hava unsurlarının fide ve ağaç olma dönemlerinde etkisi, şahsiyet meyvelerinin bunlara göre renk, şekil, tad ve koku alacağı hesap edilirse “Renkler Kuşağında Hakikat Tomurcukları”yla beslenmenin önemi daha da artar. Oradan kan ve can alanlar; ruh insanı, gönül insanı olurlar. Ruh insanı olmak için de bu ruh mektebinde hikmet ve muhabbet kitabını okumalı. Çocuklarımızın, geleceğin altın nesli olması isteniyorsa, o neslin şahsiyet hamuruna bu kitaplarla maya katmalı, istidat çekirdeklerini bu kitapların havzında sulamalıyız.
Kitaplar, evlerin dekoru, süsü değil, ruhların süsü, gıdası olmalı. “RENKLER KUŞAĞINDA HAKİKAT TOMURCUKLARI” ve benzeri gönül ürünleri birer süs unsuru olarak düşünülmemeli. Genel bir kültür seferberliğinin el kitabı, alfabesi olmalı. Halkın ruhuna hakikati okumayı bu kitaplar öğretir, görüntü büyülerinden halkın gözlerini bu Asâ-yı Musa'lar çözer.
(*) Renkler Kuşağında Hakikat Tomurcukları M. A. Şahin NİL Yayınları. İzmir–1987