Mayıs 1987 · s. 31 · 5 dakikalık okuma
Propaganda

Teknolojik imkânların gelişmesiyle devletlerin sınırlarının zorlanması, milletlerin kültürlerinin kaynaşması ve yıkılışlarının temelinde propaganda yatar. Bu kelimenin ruhuna, müstemleke zihniyeti taşıyan milletlerden ziyade fert ve millet olarak kendimiz muhtacız. Propagandanın mânâsı içinde muhataba birsey anlatabilme; telkin metodundan, devlet ve rejimlerin ayakta kalabilme yollarına kadar her mânâ yer alır. Savaş ve barış zamanlarında kol faaliyetleri, milli bünyemize kadar sokulur; fikri, harsı, askeri mülki ve temel yapılarımıza ait değerleri ifsat ve bu sahadaki dayanaklarımızı tesbit etmeye çalışır. Propaganda çalışmaları belki insanlık tarihi ile beraber vardır ve hadiselerle devamlılığını sürdürmektedir. Meselelerimizi anlatmada, tebliğde, savaşta ve milli bünyenin mukavemetini korumada propaganda tekniklerinden faydalanırız. Latincede; fidanlar elde etmek üzere toprağı ekmek; aynen benzerini yapmak suretiyle çoğaltmak; yaymak mânâsına gelen propagara kelimesinden gelmektedir. Herhangi bir fikri yaymak, bir harekete taraftar kazandırmak için düzenlenen programları ve bütün bu maksatla girişilen her türlü fiil ve gayreti içine alır.
Yirminci asrın bu moda kelimesi, hakiki mânâda oldukça bitaraf ve hürmet telkin eden bir mefhumdur. Ancak bazı nesir organlarında kullanıla kullanıla siyasi mânâda aldatıcı bir ifadeye dönüşmüştür. Günümüzde de ahlaki ölçülere pek aldırmadan kullanıla gelmektedir. Bunun neticesi olarak, her türlü teknik imkândan yararlanan kitle haberleşme vasıtaları ile kolayca dünyanın bir ucundan diğer ucuna ulaşmak imkânını bulan propaganda tam bir "beyin yıkama" tekniği haline gelmiştir.
Propagandaya, her lugatta başka bir mânâ verilmektedir. Webster ve Oxford lugatlarında propaganda "Organize gruplar tarafından inandıkları fikirleri veya fiilleri yayma hareketi" olarak ifade edilmekte ve ihtiyatlı bir dil kullanılmaktadır. HUkümetler propagandayı, daha çok halk kitlesine belli istikamet vermek için kullanmışlar, hakimiyetlerinin devamını propagandayla temin etmişlerdir. Bugün bütün dünya devletinde ve bilhassa süper devletlerde propaganda ile alâkadar bir teşkilatın güçlü ve kesif bir şekilde çalıştığını görüyoruz. Batının tarihte ve günümüzde, teşkilatlı entelijansiyası ile kültür seferlerine çıkmış olan kollarını, içimizde ve hadiselerde hissetmekteyiz. Felç eden bu enjeksiyonlara karşı uyanık olmalı ve karşı propagandamızı yapmalıyız. ikna ve telkin metotlarına sahip olmalıyız. Bunun için propagandayı: İnsanlarımıza tehlikeleri asli yüzüyle göstererek, düşmanlara karşı uyanık tutmak ve böylece onun verebileceği zararlardan emin olmasını sağlayacak bir vasıta olarak anlamalıyız.
Teşkilatlandırılmış propaganda kampanyasının başlangıcı Avrupa'da 17.asrın başlarına kadar dayanır. Bunun en bariz misali, kilisenin propaganda vasıtasıyla Anadolu üzerine düzenlediği haçlı seferleridir. 1622'de Reform hareketinden sonra "Congre to de Propaganda Fide" diğer memleketlerde misyonerlik gayesi ile kurulmuştur. Bu teşkilatın tesirli propagandası ile kilisenin fikirleri Avrupa'da asırlarca tek gerçek olarak kabul ettirilmiştir. 2. Dünya savaşından önce ehemmiyetsiz olan kelime, savaş sonrası değer kazanıyor. Hatta bazı lugatlere (Penguin Politik Lugatı) savaş sonrası konuluyor. Nazi Almanya'sı ve kominist sistemin vazgeçilmez bir unsuru olarak görülüyor. Balonun şişkin durması için, havaya ihtiyacı olması gibi...
Dinamik propagandanın misalleri tarihte çok eskilere kadar dayanır. Dinamik propaganda bilerek ve kasıtlı olarak evvelâ şahısların zihinlerine, hislerine, sonra da hareketlerine tesir etmek gayesiyle yapılan kampanyadır.
Eski Roma imparatorluğu devrinde Neron "Augustales" denilen gençlerden mürekkep 5000 kişilik bir teşkilat kurmuştu. Bunların vazifesi, arenada halkı heyecanlandırmak ve hristiyanların katledilmesi için tezahürat yaparak halkı toplamaktı. Günlük politika içinde de süper güçlerin ''Augustales''lerini bulmak zor değildir.
Mekke'nin fethinde, müşrikleri psikolojik olarak zayıf düşürmek için, kamp ateşleri ihtiyaçtan fazla yakılmıştı. Burada Allah Rasûlünün harp tekniğine ait feraseti ile beraber propagandanın ehemmiyetini bize ders vermesini de görüyoruz. Fakat bu tekniğin maalesef, yedi asır sonra Cengiz Han tarafından müslümanları zayıf düşürmek için kullanıldığını görüyoruz. Esasında Cengiz Hanın gücü ve ordusunun çokluğu kendisi tarafından başlatılan bir propagandanın eseriydi. Yine bundan yedi asır sonra Kore Harbi esnasında, bu teknik Çinliler tarafından kullanılıyor. Çinliler değişik yerlere kamp ateşleri yakarak, büyük bir ordu imişler intibaını verdiler. Birleşmiş Milletler askerleri de buna inanınca Çinlilerin propagandası muvaffak oldu.
Matbaanın kurulması ve gelişmesi propagandayı hem hızlandırdı hem de yaygınlaştırdı. Radyo ile büyük bir adım daha atıldı. Günümüzde ise etrafımızı çeviren gazete, televizyon, uydular, ajanslar ve teknoloji transferleri, feza çalışmaları, yıldız savaşları projesi gibi sahalar propagandanın en yaygın ve tesirli silahlan olarak üzerimizdedir.
Propaganda fertten ziyade, kitleyi nazara alır. Hatta 80 yıl evvel Gustave Le Bonn "Kitle" kitabında insan topluluklarının propagandaya nasıl alet edilebileceği üzerine bilgiler vermişti. Bu kitap Lenin'e, Hitler'e ve günümüz Sovyet ve batı liderlerine ilham kaynağı olmuştur.
Çağımız, yüz yüze, fert ferde konuşup görüşmenin ve tartışmanın hemen hemen ortadan kalktığı; yorgun, telaşlı, hızlı yasayan kitleler ve kitle/esmeler çağıdır. Yığınlar birçok fikirleri tartışmasız ve muhakeme-siz kabul veya red etmek vaziyetinde katmaktadır. Dehşetli bir tesire sahip olan kitle haberleşme vasıtaları, yazılısı, sözlüsü ve görüntülüsü ile ne yapması gerektiğini neyin iyi, neyin kötü, olduğunu yığınlara her saniye telkin edip durmaktadır. Bu çağın gerçeğidir; buna rağmen tesir altında bırakmak istediği fert ve grupların kanaatini, inancını, kültür ve hayat tarzlarını iyi incelememiş bir propagandacının başarı ihtimali zayıftır. Gerçekçi olmak, bir tezi saf ve mübalağasız bir tarzda ortaya koymak, korkutmaktan çok sevdirmek (bunlara zıt unsurlarla yapılmış ve tesirli olmuş propaganda şekilleri de bulunmakla beraber) umumiyetle başarılı propagandanın unsurları olarak zikredilmektedir.
Propaganda, demokrasilerde politikacıların başlıca silahıdır. Demokrasiler için, propagandanın tesirlerini belirtmek üzere, "palavranın diktatörlüğü" denilmiştir.
Her türlü propaganda karsısında, emniyet sübabı ise; ciddi bir milli eğitim, kültür ve sansürdür. Sansür, engelleyici ve karsı koyucu veya düzenleyici bir propaganda çeşididir. Engelleyici yönüyle "propagandaya karsı koyma" da sayılabilir.
Teknik olarak propagandanın icra edilirken, basite irca edilmesi bir prensiptir. Fikirler herkesin anlayacağı sadelik ve basitliğe dökülmelidir.
Propagandanın şiddetli tesirinden korunmak maksadıyla karsı propaganda (gerek istihbarat, gerekse telkin altında kalmama) hayatımızda mühim bir yer işgal etmeli. Gerçekten geçmişte ve günümüzde propagandanın kitle üzerinde sağnak yağmur gibi tesiri olmuştur. Meselâ, İslamın ilk devrelerinde sairlerin tesiri neyse, günümüzde basın da aynı tesiri oluşturmaktadır. Kur'an—ı Kerim karsı propaganda hususunda güven telkin etmiyen insanların getirdikleri haberi tahkik etmeyi emreder: "Ey iman edenler, eğer fasık birisi size bir haber getirirse onun iç yüzünü araştırın. Yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra pişman olursunuz." Allah Resûlü de bu çeşitten rasgele işitilen haberlerin yayılmamasını emreder: "Kişiye günah olarak, her duyduğunu söylemesi yeter. " buyurmaktadır.
Güçlü, şuurlu ve inançlı bir topluluğu ise, idealinden çevirmeye ve içine fitne atmaya en ciddi ve sinsi propaganda teşkilatının gücü yetmeyecektir.
Fikri Cendel