Sızıntı Arşivi

Mayıs 1980 · s. 16 · 3 dakikalık okuma

Onun Şahitleri

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Üçüncü Pencere:

Zerrelerden mürekkep bir parça toprak, her bir çiçekli ve meyveli nebatatın büyüyüp gelişmesine menşe olabilir bir kâseyi, o zerreciklerden doldursan, bütün dünyadaki her nevi çiçek ve meyveli nebatatın tohumcukları ki, o tohumcuklar hayvanatın nutfeleri gibi ayrı ayrı şeyler değil, nutfeler bir su olduğu gibi. o tohumlar da karbon, azot, hidrojen, oksijenden mürekkep, mahiyetçe birbirinin misli, keyfiyetçe birbirinden ayrı, yalnız kader kalemiyle sırf manevi olarak aslının programı tevdi edilmiş. İşte o tohumları nöbetle o kâseye koysak, her biri harika cihazları ile eşkâl ve vaziyetiyle zuhur edeceğini, vuku bulmuş gibi inanırsın... Eğer o zerreler, her bir şeyin her- bir hal ve vaziyetini bilen ve herşeye (ona) layık vücudu ve o vücudun levazımatını vermeye muktedir ve kudretine nispeten herşey tam bir kolaylıkla emrine boyun eğen bir Zat’ın memuru ve emirber bir vazifedarı olmazlarsa, o toprağın her bir zerresinde, ya bütün çiçekli ve meyvedarların adedince manevi fabrikalar ve matbaalar içinde bulunması lazım gelir ki, o cihazları ve eşkâlleri birbirinden uzak ve birbirinden ayrı muhtelif mevcudata menşe’ olabilsin veya bütün mevcudatı kuşatan bir ilim ve bütün onların teşkilatına muktedir olacak bir kudret vermek lazımdır. Ta bütün onların teşkilatına medar olsun. Demek Cenab-ı Hak’tan nispet kesilse, toprağın zerreleri adedince İlahlar kabul edilmesi lazım gelir. Bu ise bin defa imkânsızlık içinde imkânsız bir hurafedir. Fakat memur oldukları vakit çok kolaydır. Nasıl büyük bir sultanın bir adi neferi, o padişahın namıyla ve onun kuvvetiyle bir memleketi hicret ettirebilir. İki denizi birleştirebilir. Bir şahı esir edebilir. Öyle de; Ezel ve Ebed Sultanının emriyle, bir sinek bir Nemrutu yere serer, bir karınca, bir Firavunun sarayını harab eder, yere atar. Bir incir çekirdeği, bir incir ağacını yüklenir.

Hem her bir zerrede, Allah’ın varlığının zaruretine ve birliğine sadık iki şahit daha var: Birisi her bir zerre; mutlak acizliğiyle beraber pek büyük ve pek çok çeşitli vazifeleri kaldırıyor. Donukluğu ve şuursuzluğu ile beraber külli bir şuur gösteren intizam-perverane (haliyle) umumi nizama hareketini uydurur. Demek her bir zerre, acizlik lisanîyle Kadir-i Mutlak’ın varlığının zaruretine ve âlemdeki nizamı gözetmesiyle birliğine şahadet eder.

Evet, her bir canlıda, biri Ehadiyet damgası, diğer Samediyet mührü bulunuyor. Zira bir canlı ekser kâinatta tecellileri görünen Cenab-ı Hakk’ın güzel isimlerini birden kendi aynasında gösteriyor. Adeta mihrak noktası hükmünde Hayy-u Kayyum’un “İsm-i A ‘zam’ının tecellisini gösteriyor. İşte Zat Ehadiyeti, Muhyi (hayat verici) perdesi altında bir nevi gölgesini gösterdiğinden, Ehadiyyetin bir damgasını taşıyor. Hem o canlı, kâinatın küçültülmüş bir şekli ve kâinat ağacının bir meyvesi hükmünde olduğu için, kâinat kadar ihtiyaçları’nı birden kolaylıkla küçücük hayat dairesine yetiştirmek, Samediyet mührünü gösteriyor. Yani o hal gösteriyor ki, onun öyle bir Rabbi var ki; ona, herşeye bedel bir teveccühü var ve bütün eşyanın yerini tutar bir nazarı var. Bütün eşya O’nun bir teveccühünün yerini tutamaz.

Hem o hal gösteriyor ki: Onun o Rabbi, hiçbir şey’e muhtaç olmadığı gibi, hazinesinden hiçbir şey eksilmez ve kudretine de hiçbir şey ağır gelmez. İşte Samediyetin gölgesini gösteren bir nevi mührü...

Demek her bir canlıda, bir Ehadiyet damgası, bir Samediyet mührü vardır. Evet, her bir canlı, hayat lisanı ile “Kul hüvallühü Ehad. Allahüs-Samed” okuyor.

Bu iki damga ve mühürden başka, birkaç mühim pencere de var, Başka bir yerde tafsil edildiği için burada kısa geçildi.

Madem şu kâinatın her bir zerresi böyle üç pencereyi ve iki deliği ve hayat dahi iki kapıyı birden varlığı zaruri olan (Cenab-ı Hakkın) birliğine açıyor zerreden ta güneşe kadar mevcudat tabakaları, Zat-ı Zülcelal’in marifet nurlarını, ne surette neşrettiğini kıyas edebilirsin.

İşte marifetullahta manevi terakkiyatın derecelerini ve huzurun mertebelerini bundan anla ve kıyas et!..

B. N.