Mayıs 1980 · s. 11 · 6 dakikalık okuma
Bunların Faili Kim?
Şerafeddin Alan · Dr. · Tıp

İnsan vücudunda cereyan eden bazı temel mekanizmalar açığa çıkarıldıktan sonra nörofızyolojistler açlık, susuzluk, uyku gibi durumların nasıl düzenlendiğini incelemeye koyuldular. Bu durumların kompleks olmasının sebebi, bunların düzenlenmesinde hem nörolojik ve metabolik mekanizmalar, hem de psişik ve sosyolojik faktörlerin rol oynamasındandır. Bunlarla ilgili olarak yeni doğan ve hızla gelişen yeni bir bilim dalı nörofızyoloji veya davranış nöro biyolojisidir.
Birçok çalışmalardan sonra insanları gıda almaya sevk eden ve onu yönlendiren mekanizmalar daha iyi anlaşılmaya başlamıştır. Açlık hissi ve onun zıddı olan tokluk nasıl doğar? Ortaya konan şeyler iştihamızı nasıl kamçılar veya iştahsızlık doğurur?
Otuz yıldır bu mevzu üzerine çalışan bir biolojist, yazdığı kitabında yaşayan bir organizmanın yapı ve fonksiyonuyla bir otomobili güzel bir şekilde mukayese etmektedir. Yazar, bu arada araba fonksiyonunun bir elemanı olarak sürücüsünü arabaya dâhil etmeyi unutmuştur. Onun, enerji bilânçosunun ve araba ağırlığının düzenlenmesindeki esas rolü bilhassa kapalı geçilmiştir. Sürücü, gittiği güzergâhı ve farklı viteslerde motorun sarfiyat durumunu veya göstergedeki tehlike işaretlerini nazarı dikkate alarak benzin doldurmak için arabayı belli zamanlarda durdurur. Alışkanlıklarına ve çıkarına göre tam doldurur ve nadiren durur veya az miktarlarda alarak sık sık durur. İstasyonlarda motorun ihtiyaçları karşılanır. Böylece otomobilin giriş ve çıkış enerjisinin ve pek tabii ortalama ağırlığının mükemmel bir düzenlemesi yapılmış olur. Yavaş yavaş arabasını kullanan birisi için devamlı ve fazla bir şekilde benzin alma durumu olmaz. Aynı şekilde göstergenin tehlike sınırını aştığındaki arıza riskini dikkate almak da gerekmektedir.
Böylece şuurlu bir şekilde arabasının enerji ayarlamasını sağlayan bir sürücü, açlığın veya gıda tercihinin fasılalı idrakinin ancak şuurunda olan, kendi organizmasının aynı düzenlemeyi sağladığı fizyolojik mekanizmalardan habersizdir. Otomobil ne kadar mükemmel olsa bile,bir sürücü mutlaka gerekli olduğuna göre,insandaki bu daha mükemmel mekanizmaları acaba kim ve nasıl idare etmektedir?
Kendini kuvvetle hissettiren bu sev kedici kimdir acaba? Bu mevzuda fizyolojistler hala çok az şey bilmektedirler. Claude Bernard’dan 100 sene sonra bile açlığı izah eden mekanizmalar ve genel olarak enerji bilânçosunun düzenlenmesinden ve yaşayan bir organizmanın maddesinden sorumlu olan şeyler bilinmiyordu. Yeni gelişme ve fizyolojinin bu bilinmeyen sahasının birazcık olsun başarıyla tetkiki edilmesine yardımcı oldu.
Açlık, iç uyaranlara bir cevap olarak gıdaların araştırma,seçim ve alımını yöneten ve böylece organizmanın enerji muvazenesini sağlayan merkezi sinir sisteminin hususi bir zilidir.
Kalorik ve kalitatif bilanço düzenlenmesinde intizamlı bir şekildeki bu gıda alımının sevk mekanizmalarına müdahale durumu ve neticeleri büyük bir araştırıcı grubu tarafından 1950’lerden önce açığa çıkarıldı. Fazlaca gıda alan bir farenin 24 saatte tükettiği miktarın tek bir ölçümü ile devamlı günlük bir tüketim gözlenir. Bu durumla elde edilen hayvanın ağırlığından çıkan neticeye göre giren ve çıkan enerji bilânçosunun normal muvazenede olduğu tespit edilir. Alışılmış gıdanın selüloz veya su gibi tesirsiz bir maddeyle kalorik yoğunluğu aniden düşürülürse,buna paralel olarak günlük tüketilen miktarın ağırlığı artar ve böylece önceki kalori alımına erişmiş olur. Soğuk bir vasata konmuş adali bir çalışmaya zorlanmış, tiroksin verilen ve buna benzer enerji harcamasını arttıran bütün durumlarda bir fare zayıflar, günlük gıda tüketimini arttırır. Enerji bilânçosunun yeni bir düzenlemesi sayesinde normal kilosunu yeniden elde eder.
Bu hadiseler, bir yandan gıda tüketim seyrinin asabi ve metabolik mekanizmalarının -ki çok az bilinmektedir- enerji bilânçosu ve vücut ağırlığının düzenlenmesine aktif olarak karışacakları ve diğer yandan bunların düzenleyici mekanizması serbest tüketimin 24 ve 48 saat gibi minimal süresi üzerine tesirli olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur.
Buna paralel olarak gıda seçimi ile ilgili sadece enerji bilânçosu yönünden değil, alınan madde yönünden de benzer hadiselerin varlığı gösterilmiştir. Bunu gösteren Amerikalı araştırıcı CY. Richter, farenin daima gıdaların seçiminde, beslenme metabolizmasına ve değişikliklerine uygun mineral tuzlarını, vitamin ve protein miktarlarını usta bir şekilde seçtiğini gözlemiştir. Farenin böbrek üstü guddesi çıkarıldıktan sonra bu seçimin çabuk değişmesiyle sodyum klorür tüketimini derhal arttırarak şeker hastası haline getirildiğinde yağlar lehine karbon hidratları atarak, bir vitaminden noksan kaldığında bu vitamini daha fazla tüketerek kendisini ayarlayabildiği müşahede edilmiştir.
İşte burada, Claude Bernard’ın “düşük vasat regülâsyonu”, Canon’un “vücut aklı” ve Richter’in “iç vasatın sabitliği-homeosüz-” dediği her haliyle mükemmel olan bir davranışın yönlendirilmesindeki modeli görüyoruz. Gıda tüketiminin idaresi ve kantitatif ve kalitatif kontrol mekanizmalarını keşfetmek çok kolay olmayıp geriye bu mekanizmaların bilinmesiyle gözlenen düzenleyici neticeleri izah etmek kalmaktadır. Bu hadiseler acaba tam anlamıyla ne zaman açıklanabilecektir? Bunların arkasında bilemediğimiz bir kuvvet mi vardır?
Araştırmayı ve gıdaların alımını açığa çıkaran mekanizma, açlık mekanizmasıdır. Açlık ve tokluk merkezleri beyinde hipotalamus denen bölgededir. Hipotalamusun enine kesitinde ortada mediyo-ventral çekirdekler bulunur ki bunların harab edilmesi aşırı yeme “hiperfaji” doğurur. Yan tarafın harab edilmesi hiç yememe “afaji” doğurur ve burada açlığın kimyevi reseptörleri vardır. Biraz daha yan tarafta ise koku yollarını götüren sinir yolu görülür. Açlık mekanizması, iç kimyevi reseptörlerin hümöral ve metabolik uyarılarını ve merkezi veya hususi’ beyin yapılarının fonksiyonunu devreye sokar. Mide kasılmaları açlığın tesirlerinden biridir. Bu kasılmalardan doğan sinirsel uyarıların hipotalamusa gelmesiyle hipotalamustaki elektrik aktivite artar. Dolayısıyla midenin tam gerilmesi mide dolduğunda olacağından tam doygunluk hissi beklenirse,haber veren bu elektrik aktiviteden dolayı lüzumundan fazla yemek yenmiş olunur. Hâlbuki doymadan sofradan kalkıldığında bu his hemen değil, biraz sonra geleceğinden, tam mideyi doldurarak uğranılan rahatsızlık hissine maruz kalınmamış, böylece lüzumu kadar yemek yenilmiş olacaktır.

Kan glikoz konsantrasyonunun düşmesi veya hipoglisemi, umumi olarak açlık durumuyla eş zamanlı olup büyük bir şekilde bunun belirtilerinin ölçülen şiddetiyle alakalıdır. İnsanda olduğu gibi farede de bu- ün glikoz konsantrasyonu yemekler arasında gittikçe düşer. Hipoglisemiyi oluşturan veya arttıran bir insülin verilmesiyle şiddetli bir açlık meydana getirilir, derhal gıda alımı başlar. Bu arada, değişik durumlarda, mesela diyabette yüksek şeker seviyesine rağmen insan açtır ve fare gıda alır.
Açlıkta “arter” (atardamar) ve “yen” (toplardamar) arasındaki glikoz farkı çok az veya hiç olup toklukta bu fark ileri derecede yükselmiştir. Fakat bu farklar özellikle merkezi sinir sisteminde fazla değildir. Bu da bu tarafa gelen damarların değişik seviyelerinde konulmuş bulunan sigortalarla sağlanmıştır: “kemoresöptörler”. Koku yolları ile açlık merkezi arasında çok sıkı bir münasebet mevcuttur. Koku yolları kesilince kişide iştah da kesilir. Böyle bir durumda hasta kişi önüne konan alkol ve su arasında iradeli olarak seçim yapamaz.
Aynı açlık durumunda gıdaya ve sunuluş tarzına göre tokluğa ulaşma farklı miktarlarla olur. Önceden istenmeyen bir gıdaya şekerli bir madde katılması onu tekrar kabul ettirir. Görme merkezi ile iştiha merkezi arasındaki benzer münasebetten dolayı da güzel bir şekilde sunulma ile etraftaki manzaraların güzel olması, alelade bir sunuluş ve göze hoş görünmeyen çevrede yemek yeme arasında büyük bir fark vardır. Yani hem vücudun değişik organları arasında çok ince bir nizam, hem de dış âlemle insan vücudu arasında mükemmel bir münasebet bulunmaktadır. Benzer bir düzenleme mekanizması nasıl kâinatta gece gündüz şeklinde cereyan ediyorsa, insanda da kâinatın bu düzenine uygun hadiseler cereyan eder. Enerji depoları gece ikmal edilir, gündüz harcanır. Bu da, günlük solunum miktarının arka arkaya ölçülmesi, verilen C02 hacminin tüketilen 02 hacmine nispeti ve kan yağ asitlerinin ölçülmesiyle gece yağ depolarının arttığı gündüz harekete geçirildiği ortaya konarak ispatlanmıştır. Radyoaktif gıdalar da verilerek gündüz depo sentezi olmadığı gösterilmiştir.
Vücuda giren ve çıkan enerjinin regülâsyonu (ayarlanması) da mükemmel bir mekanizma ile olmaktadır. Bu böylece hayat boyu devam ettirilmektedir. Bütün bu kompleks mekanizmalar fonksiyonlarını nasıl ifa etmektedir? İnsanda bu mekanizmalar arasına ir2de de karıştığından hayvanın aksine düzensiz bir beslenme ve bilânço bozukluğu olabilmektedir. Neticede de bunlara bağlı rahatsızlıklar insanı içinden çıkılması zor bir girdaba sürüklemekte, çok kısa bir hayat süresi içinde ilgileneceği daha önemli işleri olduğu halde hastanelerde şifa arar hale getirmektedir. 0 zaman bu ir2deyi bütün bu mekanizmaların arkasında bulunan kuvvetle nasıl irtibata geçireceğiz? Böyle önemli bir hayati meselede bize ışık tutabilecek böyle bir mevzuyu herhalde araştırmak gerekecektir.
Dr. Şerafeddin Alan