Sızıntı Arşivi

Aralık 1992 · s. 15 · 4 dakikalık okuma

Ölüm-Doğum-Handikap

Mehmet Oğuz · Edebiyat

ara92

Mehmet Oğuz

Bir ölüm bir doğuma gebe. Bir tohum bir çınara gebe. Gece gündüze, ay güneşe, kış bahara gebe. Her son bir başlangıç, her başlangıç bir sona yürüyüş. Meyve tohuma, tohum fidana, fidan tohuma durdu. Birinin sonu ötekine hayat verdi. Ana rahminde ölen dünyaya doğdu, dünyada ölen nereye doğdu? Zor soru hayat bilmecesi, beyin törpüsü. Başlangıcı gören sevinçliyken sonu gören niye hüzünlü? "İki kapılı handa" geceli gündüzlü zamanda. Misal olsun diye... Ama bütün dünya, gece yarıyı geçmiş. Bir ince sızı kasıkta ve çığlıklar yükselmiş köyün dışındaki handa. Bu sancı renklere, seslere koşan için, bu sancı ölürken hayata doğan için. Nihayet karanlık uğultulu dünyada ölüm. Ve sevinç handa, çığlığa ince bir çığlık karıştığı için. Koştururken halalar, yeğenler "Müjdeler olsun" demiş ihtiyar ebe. "Gonca gelin gül açtı, tohum dibine düştü, nurtopu gibi bir oğlunuz oldu". Ana rahminde ölene üzülmeden, doğana sevinilmiş erkenden. Ve handa bir yolcu daha konaklamış geceden. Gözler yumuk, eller yumuk, dizler yumuk muzdarip...

Bir doğum bir ölüme muhtaç.

Tohum toprağa, ağaç tohuma

muhtaç. Gündüz geceye, yaz kışa

muhtaç. Ve hayat Ölüme muhtaç. Herşey

herşeye, onlar da birşeye muhtaç. Her

hayat bir zevale muhtaç. Zevale düşman

gönlümse bir umman, hayalim ufuklar

ötesi. Hayat ayağımda bir zincir

"varlık"öncesi.

"Hürriyet dediler gaybe inandık".

Ancak...

Ağzım anamın memesinde, emeklerken

ve tıpış tıpış yürürken tattım ve bir daha

tatmadım hürriyeti. Yetmediği günden

beri anamın memesi, aşkımız oldu gurbet

türküsü. Bülbül güle, gül bülbüle,

yağmur toprağa yetti. Leyla Mecnun'a,

ana çocuğuna, kainat bana yetmedi. Bir

toz tanesiysem kainatta o bende bir zerre.

Ben onun üstünde, o benim içimde. Beni

kuşatırken kainat, içimde o ve onun ötesi,

başım zonkluyor bu hayat bilmecesinde...

Hürriyet "hayat ötesi hayat"

müjdesinde...

Hayatımızı yaşıyoruz (!) bugün.

Evde, okulda, caddede, diskotekte,

mabedde. Tercih bizim hakkımız

"ya kırk katır, ya kırk satır". Hayat oyunu

sahnedeki. Oyuncu ki; tercih onun,

sahnede istediği oynanır. Prova ki;

oyunun-hayatın-sırrı asırlarca tekrarlanır.

Seçiyor mu? Maruz mu kalıyorum

hayata? Aktör mü, senarist miyim

bu oyunda? Benim olmayan oyun

sergilediğim, okuduğum şiirler

zoraki ezberlediğim.

Bir ölüm bir doğumla aldığım hayat

ve hürriyet. Rüyalarım da bile benim

olmayan ziynet. Zahmet, meşakkat,

eziyet.. ruhumun yoğrulup bulduğu

tek meziyet.

"Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip

Kılma derman, çün helakim zehr-i dermamndadır".

EFENDİM

Ahiretim yaklaştı.

Endişe sıklaştı.

Hayallerim arşivleri doldurdu.

Seni görecek miyim?

Yakın gelecek miyim?

Kirpiğimin şebnemi

Şefkatmeab...

Efendim.

Gönülden gönüle firuze yol var.

Hep kendimi o yollarda bulurum

Hele Senin.. hele Senin;

O sımsıcak odasında gönlünün.

Cür'et bana yüz vermese, çatlarım.

O konuşur ben boynumu katlarım.

Ümit ve ümitsizlik;

"Bî karar eyler beni."

Ümidim ki: Senden gayrı

hiç kimseden olmadım.

Ben hep senden yanaydım.

Taa annemin karnındayken

Seni rüyamda gördüm..

Çok güzel yüzün vardı.

Gözlerinin merhameti

canıma kundak sardı.

Orda biad etmiştim.

Özgürlüğü tatmıştım.

Sana tutsak olmakla.

Sayısınca tağuta;

Bin meydan okumakla.

Ve sen bana hediyeler vermiştin.

Kılıç, kalkan bir de at.

Tahayyül bunca güzel;

Seni görmek.. ne murat!

Can hekimi...

Rahmetmeab...

Efendim.

Şimdi ise ben buyum:

Ben hiç'in yarısıyım.

Bende yalnız birşey var;

Sana sevda köpüğüm.

Ahiretim yaklaştı.

Bir ölümlük canım var.

Seni görecek miyim?

Ey ölümün lezzeti...

Ey gönüller serveri,

Himmetmeab...

Efendim.

A.Şehid

ara92

UYANIŞ VE NİDA

- Dünyanın her yerinde ezilen, katledilen mazlum müslümanlar için Türk Milleti adına...

Beyhûde dolaşmışız o süslü vadilerde

Hepsi de kaybolmuşlar, şen şakrak dostlar nerde?

Cennetten bir mevsimi yaşayacağız sandık

Yalancı güneşlerle avunarak aldandık

Bülbülleri dinledik notasız nağmelerde(!)

Çiçekleri sararmış sahipsiz bahçelerde

Kandillerle ısıttık karanlık geceleri

Karanlıklara gömdük yıllanmış heceleri

Duyuluyor şimdi bak bebeklerin çığlığı

Uyandırmalı artık uyuyan insanlığı

İnsanlık mı? ne yazık, çok uzaklarda artık

Uygarlık pazarında birkaç kuruşa sattık

Sattığımız o mallar paha biçilmez oldu

Kimbilir hangisinin sandığında kayboldu

Anladık boşunaymış merhameti istemek

Olmayacak şafağı ufuklarda beklemek

Gel artık... Çok yıprandık güzel günler şafağı

Burçlarda dalgalansın hoşgörünün sancağı

Işığınla yeniden çiçek açsın bahçeler

Gündüzlere dönüşsün bu kasvetli geceler

Saatleri durdurduk yolunu gözlüyoruz

Bitsin asırlık kabus ümitle bekliyoruz.

M. Arif Ekrem

BEKLENEN

"Batan güneşler doğmaz" diyenler hata etmiş;

Kaç mehtabın, kaç seher gözünü kamaştırır,

Serin karanlıklarda; diide sessizce sefer

Kayar ıslak bakışlar, kehkeşana karışır.

Menzile çeyrek kala, omuzlar sızı sızı,

Sıra sıra alınlar, nuru toprağa taşır.

Kulaklarda doğarken üflenenin yankısı

Aziz ruhlar ahdine vefa için yarışır.

"Batan güneşler doğmaz" diyenler hata etmiş

Kaf'dan gelmiş bir güzel ışığa ninni söyler

Gül açmış gözlerine, siyah sürmeler çekmiş

Kemend salmış semaya, batmanla ışık çeker.

A. Cem Vefa