Temmuz 1988 · s. 241 · 1 dakikalık okuma
Mihenk Taşı

Dirayet, adım adım, teenni ve hakkına riayet edilerek çıkılan zirvede ebed—müddet kalabilmektir.
Dirayet, yaşama tarzı itibariyle “insanlardan bir insan olma” sadeliğinin yanında, uzvileşip bir bütün haline: gelinen cemiyette “herşey, kabul edilme” ihtişamına ermektir.
Dirayet, arzu edilenin değil, mümkün olanın hesabını yaparak ileride zuhur edebilecek reaksiyon ve alternatifleri vukuundan evvel tespit etmek ve kundaklanmak istenen fitneyi daha kundakta iken bastırabilme ve böylece, ne kadar küçük olursa olsun hiçbir engele yüksekten bakmama ihtiyacını, ruhun istikrar kazanmış hali manasına karakter haline getirmektir.
Dirayet, çeşitli istidat ve kabiliyetlerin zorlamalarına karşı prensiplerden taviz vermemek; ancak dehalet etmiş hiçbir istidadı da israf etmeden “biri bin yapma” meziyetini elde etmektir. Bir şartla ki, “bir” olduğu zaman ki tevazu ve safiyeti “bin” olduğu zaman da elden bırakmamak hatta daha da arttırmak…
Dirayet, ferdi çizgilerini cemiyet havzında eriten müteheyyic bir fıtratın, belki ömür boyu kendisine uğramayan sükûn ve sükûneti bir bahar cömertliği, içinde başkalarına dağıtabilmek için, fedakârlığın doruk noktası demek olan, velveleli ve dağdağalı, bir hayatı tercih etmesidir.
Dirayet, “kan kusup kızılcık şerbeti içtim” deme anlayışını da asarak her türlü müabele imkânına sahipken kendisine kan kusturanlara kızılcık şerbeti ikram edebilmek ve başka hiçbir usulle erimeyen düşmanlık buzlarını işte böyle bir müsamaha ikliminin ılık nefesiyle eritmektir.
Dirayet tasallut ve zorlama de değil akıl ruh kalp ve hisleri tatmin ederek yapılan telkinle cemiyete hususi ve orijini kendine ait hususi bir veçhe vermektir.
Ve netice olarak dirayet, hassas bir ölçü ve bir mihenk taşıdır: “Lider”le, “liderleştirilen” i birbirinden ayırıp tefrik eder.
Şemseddin Nuri