Ocak 1999 · s. 539 · 7 dakikalık okuma
Okur-Yazarlıktan Bilim Okur-Yazarlığına
S.Aydın · Yrd. Doç. Dr. · İnceleme

Bugün ülkemizde her seviyede insan ilmin öneminden bahsetmekte, bir kısım insanlar da sahip oldukları ilmi okullarda öğrencilere anlatmakta ve öğretmektedir. Müslüman ülkeler içinde bizde olduğu kadar belki de başka hiçbir ülkede bilimin öneminden ve onun öğretilmesinden bu ölçüde bahsedilmemektedir.
Gerçeğin bir
boyutu bu iken diğer boyutu da, acaba eğitim sürecinin sonunda biz hangi
seviyede, insanımızı bilim okur-yazarı haline getiriyoruz sorusuyla alakalıdır.
Eğer biz eğitim sistemimizde insanlarımızı gerçekten bilim okur-yazan hâline
getirebiliyorsak, bu insanların bir ölçüde hayatlarını bilimin doğruları
ışığında yaşamaları, katma değeri yüksek buluşlar yapmaları ve ülke
meselelerini aklın ve bilimin ışığında, temelinden çözme başarısını
gösterebilmeleri gerekmez mi? Bugün okullarımızda bilim okur-yazarlığının
seviyesini ölçen imtihan sistemlerini mi uyguluyoruz, yoksa öğrencilere bilimi
ve onun gerçeklerini, kurallarını ezberletmeyi başarı olarak mı görüyoruz? Bu
soruların ülkemiz insanı ve eğitim sistemi için cevapları ne olursa olsun, bir
gerçek var ki, o da dünyanın bir kısım gelişmiş ülkeleri, 21. yüzyılın
sosyo-ekonomik hayatının bilim ve teknoloji etrafında
örgüleneceği gerçeğini fark etmişler ve insanlarını yüksek seviyede bilim
okur-yazan hâline getirme mücadelesine girmişlerdir. Bir başka önemli nokta da
19. ve 20. yüzyıl dünyasında kalkınmanın ve çağdaşlaşmanın öncelikli
göstergelerinden biri, her milletin okuyan ve yazan nüfus oranı idi. 21.
yüzyıla girerken bu sade okur-yazarlık
oranı, bilim okur-yazarlığı şekline
dönüşmektedir. Çünkü ferdi ve içtimai hayat giderek bilim merkezli olmakta ve
bilim, hayatın her basamağında karşımıza çıkmaktadır Her şeyin netice
itibarıyla bilime veya ilme bağlı olması ve kullanılan cihazlarda bilgi
yoğunluğunun yüksek olması, bilim ve teknoloji okur-yazarlığının
standartlarının belirlenmesini mecburi kılmaktadır. Acaba 11 veya 12 yıl orta
öğretim gören veya yüksek öğretimi bitiren gençler, hangi seviyede bilim okur-
yazarı olmaktadır? Yakalanan seviye ne derece evrensel standartlara uygundur?
Bir başka deyişle orta öğretimi veya yüksek öğretimi bitirmek, insanları
otomatik olarak bir bilim okur- yazarı hâline getirmekte midir? Eğer Türk
milleti olarak 21. yüzyılda çağdaş uygarlık seviyesine erişmiş toplumlar
arasında yer almak istiyorsak, eğitim sistemimizin merkezine “ne
ölçüde veya hangi standartta bilim okur-yazarı olan nesiller yetiştiriyoruz”
sorusunun cevaplarını yerleştirmeliyiz. Bu bağlamda
Sızıntı dergisinin “insanlık
ailesinin fertlerinin inançla barışık bilim okur-yazarı kimseler hâline
dönüşmesine katkıda bulunmak” şeklinde tanımlanabilecek misyonu da ayrı
bir anlam kazanmaktadır. Bugün birçok Batılı ülke (ABD başta olmak üzere) bilim
okur-yazarlığının anlamını, muhtevasını ve standartlarını tanımlamak üzere
çeşitli projeler yürütmektedir. Bunlardan biri, ABD’de “Bilimin
ilerlemesi İçin Amerika Cemiyeti-AAAS”
tarafından 1985 yılında başlatılan “Proje
2061 (Bütün Amerikalılar İçin Bilim)” isimli projedir. Bu projeye 2061
ismi verilmesinin sebebi, kozmik bir hadise olan Halley Kuyruklu Yıldızı’nın
yeryüzünden 1985’te görülmesi ve tekrar, 2061 yılında görülecek olmasıdır. Zira
eğitimde büyük bir reform olarak tanımlanan bu proje uzun soluklu olduğu
için sonuçlan ancak bir nesil sonra (yaklaşık 75 yıl) alınabilecektir.
BİLİM OKUR-YAZARLIĞININ GAYESİ VE HEDEFLERİ
İngilizce’de “science literacy” olarak ifade edilen bilim okur-yazarlığı, fen, sosyal bilimler, matematik ve teknoloji alanlarında okur-yazar olmayı içine alan geniş bir kavramdır. Bilim okur-yazarlığı şeklinde ortaya konan bu projenin ulaşmak istediği hedefler aşağıda özetlenmiştir:
Mecburi
orta öğretimin sonunda her öğrenci, tabiî dünyanın işleyişi ile ilgili temel
prensiplere âşina olmalı ve tabiattaki çeşitliliği ve bu çeşitlilik içindeki
birliği görebilmelidir.
Bilimin temel prensiplerini ve kavramlarını ezberleme yerine, anlayabilmeli ve kendi ifadeleriyle bilimin işleyişini ve temel prensiplerini özetleyebilmelidir.
Bilimin, matematiğin ve teknolojinin birbirine bağımlı olduğu noktalan görebilmeli, aralarındaki münasebetin farkında olmalı ve bu farkı hayatında kullanabilmelidir.
Bilimin, matematiğin ve teknolojinin hem insan faaliyeti hem de sosyal bir teşebbüs olduğunu fark etmeli ve anlamalı, dolayısıyla, insanların güçlü ve zayıf yönlerinin de ilmi faaliyetlerine yansıdığını kabul edebilmelidir. Bilimi her şeyden bağımsız ve objektif işleyen mekanik bir üretim süreci olarak görme yanlışlığına düşmemelidir.
Bilimin iki kere iki dört eder şeklindeki gerçeklerden ve yüzde yüz ispatlanmış hipotezlerden ibaret fişleme yapma işlemi değil, bir düşünme ve hayatı anlama biçimi olduğunu fark ederek, düşünmenin ilmi dayanaklarını anlama kapasitesine ulaşmaya çalışmalıdır. Bilimin düşünmeyi, hipotez ve teori üretmeyi, hayal kurmayı, spekülatif düşünceler üretmeyi ve bunları test edilebilir hâle dönüştürmeyi, modellemeyi, gözlem ve deney yapmayı, sorgulamayı ve eleştirilmeyi de içine alan çok yönlü bir insan faaliyeti olduğunun idrâkinde olmalıdır.
İlmi bilgiyi ve ilmi düşünme biçimlerini, ferdi ve içtimaî problemleri tanımlama ve çözmede kullanabilmeyi öğrenmiş olmalıdır.
Bilim dalları veya dersler arasındaki ayrımların ve sınırların çok belirleyici olmadığını ve her bilim dalının diğer bilim dallarıyla belli bir seviyede münasebette olduğunu görmesini sağlayacak düşünme biçimini ve ilgili kavramları öğrenmiş olmalıdır. Öğretmenler ise bilim okur-yazarı olduğunu, bilimlerarası veya derslerarası münasebetleri daha çok ön plana çıkararak, konular ve dersler arasında bağlantılar kurabilmelidir. Mesela enerji ve farklı enerji biçimlerine dönüşüm, hem fiziki, biyolojik, kimyevi ve teknolojik hem de sosyal sistemlerde geçerli olan ortak temadır. Aynı şekilde yıldızlarda, canlılarda ve toplumlarda gözlenen değişimin mekanizmaları ve motifleri de genelde ortaktır.
SOSYAL BİR FAALİYET OLARAK BİLİM
Bütün öğrenciler, diploma almadan önce ilmi faaliyetin ne olup olmadığı ve bilimin hayatlarıyla, içinde doğup büyüdükleri sosyal yapı ve kültürle olan bağlantısı hakkında bunları birbirinden ayıracak seviyede bilgi sahibi olmalıdırlar. Bilim okur-yazarı, ilmi girişimlerin ve çalışmaların bilim-matematik ve teknolojinin birlikte oluşturduğu sinerjik tesirlerle ortaya çıktığını fark etmeli ve araştıracağı konuyu asgari seviyede bilmeden, matematik ve teknolojik araçlara, gerekli finansman ve sosyo-kültürel iklime sahip olunmadan ilmi bilgi üretilemeyeceğinin idrakinde olmalıdır. Bilim-matematik-teknoloji üçlüsü, hem insanın orijinal keşif ve mucitlik yönünün bir ifade biçimidir, hem de zihni, pratik, hissi, estetik ve ahlaki boyutlarının sınırlayıcılığını gösteren bir insan faaliyetidir. Günümüzde teknoloji, bilime ve matematiğe öyle aletler ve teknikler sunmaktadır ki, neticede yeni teknolojiler, yeni araştırma sahalarını ortaya çıkardığı gibi, plânlanan şeyleri pratiğe geçirme imkânı da sağlar. Unutulmamalıdır ki, geçmişte yeni teknolojiler, daha çok birikmiş pratik bilgilere dayalı olarak geliştiriliyordu. Günümüzde ise varlıkların ve hadiselerin sistem içinde nasıl davrandığına dair temel bilgi ve prensipleri anladığımız ve matematiğin diliyle ifade edebildiğimiz ölçüde, yeni teknolojiler üretilebilmektedir.
Bilimin, matematiğin ve teknolojinin tarihi ve orijini, insanlık tarihi kadar eski olup, bütün uygarlıklar bu gelişime katkıda bulunmuşlardır. Çünkü insanlar daima çevrelerindeki varlıkların nasıl var olduğu konusunu merak etmişler ve çevrelerini değiştirmek ve düzenlemek için aletler geliştirmişlerdir. Bütün bilimler, kâinattaki varlıkların ve hadiselerin dikkatli ve sistematik bir çalışmayla kavranılabilir, tutarlı motifleri ve desenleri olduğunu gösterir. Ayrıca bütün bilimler ispatlanabilir bilgi üretmeyi hedeflemelerine rağmen, hiçbir bilim dalı, mutlak doğru ve asla değişemez bir bilgi çeşidi ürettiğini de iddia etmez. Fen ve sosyal bilimler birbirlerinden çalışma konuları ve kullandıkları teknikler itibarıyla bir dereceye kadar farklı olsalar da, hepsi ortak değerleri, bilginin tabiatı hakkındaki ortak felsefi görüşleri ve dünyayı öğrenmede ortak sorgulama biçimlerini paylaşırlar.
Bilim okur-yazarı olan kimse, çeşidi bilimlerin araştırma konularının ve kullandıkları tekniklerin zamanla ve yeni teknolojilerin gelişimiyle değiştiğini ve bilimler arasındaki sınırların sürekli kayarak, yer değiştirdiğini anlamalıdır. Ancak ilmi sorgulama ve araştırmanın temel mekanizmaları (delil arama, test edilebilir hipotezler kurma, aranılan bilginin sorgulanacak mâhiyette olması, mantıki tutarlılık ve bütünlük, açıklama ve tahmin gücü yüksek teoriler üretme, taraf tutmadan ve subjektif davranmadan kaçınma gibi) değişmemekle beraber, araştırmada kullanılan tanımlayıcı, tecrübi ve tarihi yaklaşımların kullanılma yerleri, yoğunlukları değişim gösterir.
Bilim okur-yazarlığı, sert ve esnek olmayan bilim dalları arasındaki sınırlan zayıflatıp, kapılar ve köprüler oluşturmaya daha çok önem verecektir. Bu çeşit faaliyetlerle bilim, matematik ve teknoloji arasındaki bağlantılar daha da güçlendirilir.
Ayrıca bilimi insan ve insan topluluklarının yaptığı sosyal bir aktivite (teşebbüs) olarak tanımlayıp, bu harekete tesir eden veya bu faaliyetin tesir ettiği faktörleri daha yakından incelemenin önemini vurgular. Bu şekilde bilimin gayelerinin daha çok insanileştirilebileceğini vurgular. Bilimin bu bağlamda insanların felsefi düşüncelerinden ve davranışlarından doğrudan etkilendiğini ön planda tutarak bilimsel düşünme biçimlerinin sağlıklı şekilde zihinlere yerleşmesine özel önem verir.
Bilimin ilerlemesi, farklı kişiliklere, kabiliyetlere ve farklı meraklara sahip bilim adamlarının ortak faaliyetleriyle mümkün olmaktadır. Farklı kişilik ve kabiliyetler, bilime zenginlik katmaktadır. Çünkü belli sorular, ancak belli şahsiyet ve istidatlara sahip insanlar tarafından sorulabilmekte ve cevabı aranmaktadır. Yine belli soruların ve düşüncelerin geliştirilmesi ve sürdürülebilirliği, belli şahsiyet özelliklerine sahip insanlarca gerçekleştirilmektedir.
Ülkemiz insanının bilim okur-yazarı olabilmesini engelleyen, entelektüel, sosyal ve ekonomik seviyelerde çözülemeyecek problemleri yoktur. Yeter ki, içten, samimane inanalım, düşünce ve aksiyon birlikteliğine uygun gayret gösterelim, sloganlarla yetinmeyelim, sabırlı ve birlikte çalışmaya istekli olalım. Geleceğini düşündüğümüz “Yeni İnsan” modelinin hazırlandığı günümüzde, insanlık ailesinin bütün fertlerini, bilim okur-yazarı haline getirmek için çalışıp, 21. yüzyılın bilim ve teknoloji merkezli sosyal hayatına daha hızlı uyum sağlamalarına yardımcı olurken, bilimlerin, perde arkasındaki asıl gayesi olan “kâinatı gerçek manasıyla anlama ve anlatma” misyonuna katkıda bulunması temennisiyle.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
—Benchmarks for Science Literacy: Project 2061 Summary. (1995). 4th Printing. American Association for the Advancement of Science. Washington. USA.
—Science for All Americans. Project 2061. Summary.(1995). 5th Printing. American Association for the Advancement of Science. Washington. USA.
—URL web adress: http://project2061.aaas.org/