Sızıntı Arşivi

Ocak 1999 · s. 542 · 6 dakikalık okuma

Bilimde Atılım

M. Sami Polatöz · Doç.Dr. · Bilim Felsefesi

2000’li yıllara yaklaştığımız şu sıralarda, bilim, toplum üzerindeki tesirini iyice hissettirmeye başlamıştır. Bilim üreten, yenilikçi düşünceye açık toplumlar diğer toplumlara göre önemli avantajlar elde etmişlerdir. Bilim topluma sadece maddi refah getirmemiş, manevi hamlelere de yol açmıştır. Yenilikçilikte önde olan toplumlar kendi kültür değerlerini ve inanç sistemlerini diğer toplumlara daha kolay kabul ettirebilmiş, buna karşılık bilimde geri olan toplumlar kendi değer hükümlerinde ciddi şüphelere düşebilmişlerdir. Bitirmekte olduğumuz asra ait hadiseler bir tarih süzgecinden geçirilirse önemli neticelerden bir tanesi de şu olacaktır: Kültürel değerlerin ve sistemlerin hayata doğru ve yaygın bir biçimde yansıyabilmesi ancak maddi gelişme olduğu takdirde mümkündür. Bunun tersi durum ise her zaman geçerli değildir. Yani maddi yönden ileri toplumlar, her zaman manevi yönden de tam tatmin içerisinde olmayabilirler

Gerçek ilerlemenin hem maddi hem de manevi faktörleri olduğu kabulünden hareketle, maddi ilerlemenin olabilmesi için ne gibi prensiplere dikkat edilmesi gerektiği hususuna kısaca temas etmek bizim gibi geleceğin potansiyel bilim adamlarını yetiştirecek ülkeler için önemlidir.

Yenilikçi Düşünce

Bilimde atılım, ancak ve ancak düşüncenin yeniliğe zorlanması ile mümkün olabilir. Düşünce sadece bilinen şeyleri analiz etme ve anlamada bir vasıta olarak kullanılmamalı, bir adım ötesine geçilerek ve bu bilgilere ek olarak “orijinal ne yapabilirim?” sorusu beyni zorlamalıdır.

Düşünce için ayırdığımız vaktin bir kısmı muhakkak bu yenilikçilik istikametinde kullanılmalıdır. Koridorda yürürken, bir vasıta ile seyahat ederken, yemek yerken harcadığımız zamanı günlük hayatımızda daha iyi değerlendirilebilecek vakitler nazarı ile ele alırsak, bu âtıl zamanlarda hiç ummadığımız yeni ilhamlarla karşılaşabiliriz. Orijinal fikirlerin ne zaman ortaya çıkacağı belli değildir. Birçok büyük mucit, başarısını, düşüncesini orijinal konularda yoğunlaştırabilmesine borçludur. Böyle yoğun düşünce, bazen uykunun bile daha verimli geçmesine ve rüyada bazı problemlerin çözülebilmesine yol açabilmektedir. Yeni düşünceler ortaya atabilmek için mevzu ile ilgili yeterince alt yapıya sahip olmak gerekli olabilir. Ancak yeterli eğitim alamamış insanların da orijinal düşünce üretebileceği bir alan muhakkak vardır. Fabrikada çalışan bir işçi de, gündelik yaptığı rutin iş ile ilgili bir alternatif, daha kolay veya daha ekonomik bir metot düşünebilir ve bulabilir. O halde, yenilikçi düşünce disiplininin toplumun fertleri arasında yaygınlaştırılması ve fertler tarafından bir hayat tarzı olarak algılanması gerekmektedir.

Motivasyon

Yenilikçi düşüncede motivasyon mühim bir faktördür. Düşüncesini yeniliğe zorlayanları diğerlerinden ayırmak ve bu gibi kimseleri mükâfatlandırmak diğer insanlar için de önemli bir teşvik olacaktır. Mükâfat maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Önemli olan toplumun kişiye katkıda bulunduğundan dolayı şükran hissini ifade etmesi ve o kişinin cemiyete faydalı birisi olduğunun toplum tarafından bilindiğinin hissettirilmesidir. Akademisyenlikte orijinal eserler ortaya koyanların diğerlerinden ayırt edilmesi gerçek akademisyenliğin tesisinde çok önemlidir. Orijinal çalışma yapanların daha yüksek ücret alması, unvan alması, ödül törenleri düzenlenerek mükafatlandırılması, buna karşılık orijinalite getiremeyen, yenilikten uzak olanların terfi ettirilmemesi, düşük ücret alması, hatta gerektiğinde görevden uzaklaştırılması yenilikçi düşünceye olan motivasyonu artıracaktır. TÜBİTAK, TÜBA, üniversiteler ve diğer vakıf ve kuruluşların tertiplediği bilim, teşvik, hizmet, araştırma vb. mükâfatlandırma törenleri bu hedefe ulaşmada önemli adımlardır. Ancak bu ve benzeri faaliyetler yaygınlaştırılmalı, daha fazla kurum ve kuruluş bu işe yönlendirilmelidir. Benzer şekilde, bazı büyük sanayi kuruluşlarımız da, bir işin yeni ve daha ekonomik şekilde yapılmasını teklif eden işçileri taltif etmelidir.

Motivasyonun sağlanmasında medyaya da önemli görevler düşmektedir. Toplumun refahını artıracak yenilikçi düşünceye sahip kişiler ön plana çıkarılmalı, gündelik siyasi kavgalar, sanatçılar, futbolcular ile ilgili paparazi haberleri gibi, toplumun ilerlemesine reel katkıda bulunmayan olaylar ile toplum boş yere meşgul edilmemelidir. Televizyon kanalları tamamen eğlenceye kilitlenmiş durumdadır. Kişilerin düşünmekten ziyade, sürekli eğlenmesi, ileri toplumlarda bir derece kabul görebilir. Ancak bizim toplumumuzun bir şey ortaya koymadan eğlenmesi vahim sonuçlar doğurabilir. Bu konuda RTÜK belli standartlar getirmelidir. Eğlence programlarını sınırlandırmalı, düşünceyi teşvik eden eğitim ve belgesel türü programların artması için ölçüler koymalıdır. Medyanın bilimsel atılıma ne derece önem verdiği(!) ile ilgili çarpıcı bir örnek şöyledir: TÜBİTAK’ın düzenlediği 1997 Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödül Töreni’ne katılan medya mensupları ödül alan bilim adamlarının konuşmalarını dinleme ve görüntüleme zahmetine katlanmamış, bunun yerine törene katılan Anayasa Mahkemesi Başkanı’na bir siyasi partinin kapatılıp kapatılmayacağı ile ilgili görüşlerini sormayı tercih etmişlerdir. Ertesi günkü basında, ödül töreni bir cümle ile geçiştirilirken, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın yeni bir bilgi içermeyen sözleri geniş yer bulmuştur.

Organizasyon

Fert bazında yenilikçiliğin yaygınlaştırılması toplumun topyekün refahının artırılmasına yol açacaktır. Ancak fen bazında yapılan yenilikler dar kapsamlı kalabilir. Bazı durumlarda yenilikçilik görevini kurum ve kuruluşların sistematik, organize ve planlı olarak yürütmesi gerekmektedir. Büyük atılımlar için bu şarttır. Bu gayeye hizmet etmek üzere ülkemizde TÜBİTAK, TÜBA, DPT, üniversiteler, araştırma merkezleri gibi kuruluşlar faaliyet göstermektedir. Bu kuruluşlar öncelikli alanlar tespit edip, bu alanlarda ekip çalışmaları yapılmasını sağlamaktadırlar. Organize ve büyük yenilikler konusunda bu kurumların bir miktar mesafe katettiği söylenebilirse de gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında, bu çalışmaların yeterli ve tatmin edici olmadığı bilinmektedir. Bu tip kuruluşların başına idarecilik vasfının yanı sıra yenilikçi düşünceye sahip idarecilerin getirilmesi öncelikli şarttır. Bir orkestranın üyelerinin müzik kabiliyetleri ne kadar iyi olursa olsun, orkestra şefinin orkestrayı iyi idare edememesi sonuçta karmaşıklığa yol açar ve eser istenilen şekilde ortaya konamaz. Benzer şekilde, bilim atılımını gerçekleştirecek kurumların başında muhakkak bu gayeye kanalize olmayı sağlayacak, araştırmacıların önünü açıp teşvik edecek yenilikçi idareciler olmalıdır. Ayrıca büyük sanayi kuruluşları da organizasyonda aktif rol üstlenmeli, göstermelik olmayan ciddi AR-GE birimleri kurup bilimin yan ürünü olan teknolojinin gelişmesine yardımcı olmalıdırlar.

Akademisyenlikte Yenilikçi Düşünce

Toplumu ileriye götürmeyi sağlayan en önemli kurumlardan birisi üniversiteler ve burada çalışan akademisyenlerdir. Akademisyenlikte yenilikçi düşüncenin geliştirilmesi için yapılması gerekenler ferdi ve idari olarak ikiye ayrılabilir.

Fert bazında ele alındığında akademisyen, öncelikle düşünmeye vakit ayırmalıdır. Rutin işlerini ve eğitim faaliyetlerini sınırlı tutmak zorundadır Vaktinin önemli bir bölümünü orijinal fikirler için düşünme ve araştırmaya ayırmalıdır. Bilgiye rahat ulaşabilmeli (kütüphane, internet imkânları vb.) ve bu bilgiyi geliştirebilmelidir. Bakış ufkunu genişletmeli, değişik disiplinlerdeki araştırmacılar ile temas halinde olmalı, gerektiğinde değişik çalışma alanlarındaki uzmanlardan oluşan ekip çalışmaları yapabilmelidir. Araştırma için bir konu belirleyip, o mevzuda milletlerarası bilim indeksleriyle yayın taraması yaparak işe başlamak sistematik bir yoldur. Ancak bazen çok farklı alandaki veya konudaki bir çalışma, yeni bir alan veya konu için ilham kaynağı olabilir. Bu itibarla, kütüphanede rastgele bilim dergilerini karıştırmak bazen yeni orijinal bir fikrin ortaya çıkmasına vesile olabilmektedir. Bu tarz çalışmaya başlamak biraz kaotik görünse de sonuçta iyi neticeler verebilmekte, yeni ve orijinal eserlere yol açabilmektedir. Araştırmacı, imkânları zorlamalı, dar imkânlarla bile çok şeyler yapılabileceğini asla göz ardı etmemelidir. Helikopterin mucidi Skorsky işe çöplüklerden hurda parçalar toplayıp uçak yaparak başlamıştır. Ülkemizde akademisyenlerin ciddi eserler ortaya koyamamalarına gösterdikleri yaygın mazeret, alet ve imkânların eksikliğidir. Bu doğru olabilir, ancak akademisyen şartları zorlamakla mükelleftir.

İdarecilerin yapması gerekenler de şöyle özetlenebilir: Bilim kurumunun başına idarecilik tecrübesinin yanı sıra muhakkak yenilikçi vasfı ön planda olan kimseler getirilmelidir. Cumhurbaşkanı bu kriterle YÖK Başkanı’nı seçmelidir. Rektör olabilmek için hâlihazırda geçerli olan sadece profesör olma şartı yeterli şart olmamalıdır. Rektörlük için orijinal eserler verebilmiş kimseleri aday yapacak bazı objektif kriterler geliştirilmelidir. Diğer alt makamlar da (dekan, müdür, bölüm başkanı vb.) benzer kriterleri sağlayan kimselerden oluşmalıdır. İdarecilerin en önemli vasfı, çalışanın önünü açmak, bilim potansiyelini doğru kanalize etmek ve geliştirmek olmalıdır. Amerikan üniversitelerinde rektörler, üniversite bünyesinde oluşturulan rektörlük komitesince seçilir ve atanırlar. Komite, müracaat eden adayların idari ve eğitim tecrübesinin yanı sıra, yenilikçilik vasfını yansıtan ilmi yayınlarını, araştırma projeleri gibi faaliyetlerini inceleyerek karar verir.

Çalışanın mükâfatlandırıldığı, çalışmayanın himaye görmediği ve bazı imkânlardan mahrum bırakıldığı bir sistem, verimli çalışmaya başlayacaktır. University of Michigan’da (ABD) 1950’lerde kurulan makine mühendisliği bölümünün l990’larda Amerikanın en iyi ilk 5 makine bölümü arasına girmesinin temel sebebi araştırma yapmayanların bölümden uzaklaştırılması olmuştur.

Sonuç

Ülkemizin ilerlemesini ve gelişmiş ülkelerin önüne geçmesini istiyorsak, öncelikle yenilikçi düşünce disiplininin topluma kazandırılması gerekmektedir. Bu çalışma, tabanın tavana baskısı ve tavanın tabanı yönlendirmesi sureti ile iki yönlü olarak yürütülmelidir. Her fert bir adım öne gidebilmek için öncelikle kendisini sorumlu hissetmeli, bu uğurda çaba sarfetmelidir. İdarecilerimiz ise toplumu bu yöne kanalize edebilmek için bütün imkânları seferber etmeli, gerekli adımları cesurca atabilmelidir. Gelecekte, gelişmiş ülkelerle yarışabilmemiz, hafta öne çıkabilmemiz de esasen buna bağlıdır.