Ocak 1999 · s. 534 · 7 dakikalık okuma
Halk İlaçlarına Doğru

Milletlerarası literatürde “Folk Medicine” olarak bilinen halk ilaçları, insanlık tarihi ile beraber gelişerek geleneksel tıbbın önemli bir bölümünü oluşturmuştur. Çağdaş tıp ile geleneksel tıbbın araştırılmasında önemli bir köprü görevi, “Fitoterapi” denilen bitki kaynaklı ilaç tedavisiyle sağlanabilecektir. Böylece insan sağlığı hususunda en ucuz ve en az yan tesiri olan tedavi şekillerine ulaşma ihtimali ortaya çıkmaktadır
Avrupa ülkelerinde, bilhassa Almanya, İtalya, Fransa ve İngiltere’de hatta ilaç sanayinin devlerinin bulunduğu İsviçre’de bile halk ilacı temelli bitki ürünlerinin kullanımı, eğitimi ve yayınları her gün artmaktadır.
İngiltere’de bitkilerle tedavinin yaygınlaşması sonucu “Fitoterapi Okulu (School of Phytotherapy)” açılmış ve bu okul tarafından 1990’dan itibaren “İngiliz Fitoterapi Dergisi (British Journal of Phytotherapy) adlı bilimsel dergi de yayınlanmaya başlamıştır.
Asya’da hem modern tıbbi metotlar, hem de geleneksel tıp beraber uygulanmakta, tek başına evrensellik hiçbirine atfedilmemektedir.
Çin’de günümüzün modern tıbbı geçerli olmakla birlikte, hemen hemen her hastalık için bitkilere dayalı geleneksel Çin tıbbını uygulayan yaklaşık 350.000 hekim 1.200 hastahane bulunmakta ve 7.000 civarında geleneksel Çin tıbbı müstahzarı ruhsatlı olarak satılmaktadır. Son yıllarda Batılı ülkelerde de pek çok Çin ilacına rastlanılmaktadır. Çok sayıda araştırma enstitüsünde yapılan araştırmalarda enteresan neticelere ulaşılması, Batılı araştırmacıları da hafife aldıkları bu ilaçlar hususunda çalışmaya yönlendirmiştir.
Japonya’da bitki esaslı ilaç tedavisi geleneksel Japon tıbbında (KAMPA) önemli yer tutmakta ve hatta bu maksatla 60 milyon doların üzerinde bitki ithal edilmektedir.
Son yıllarda “Ginseng” üretimi ve hazırlanan değişik preparatların ihracıyla Güney Kore de bu sahada adını duyurmuştur.
Hindistan ve Pakistan’da da geleneksel tıbbı uygulayan okulların, hekimlerin ve kullandıkları ilaçların sayıları önemli yer tutmaktadır.
Asya’nın
en büyük ilaç geliştirme laboratuarı olan Central
Drug Research Institute (CDRI) 1951 yılında Nehru tarafindan
açılmıştır. CDRI yeni ilaç ve aşı keşfi için tabii kaynakların sistematik
olarak kullanıldığı ve değerlendirildiği; disiplinlerarası bilgi aktarımı,
dayanışma ve danışma hizmetleri gayesine dönük 1.000 civarında personelin
çalıştığı dev bir kuruluştur. Kuruluşta öncelikli araştırma sahaları olarak
yeni ilaçların ve teknolojilerin geliştirilmesiyle temel araştırmalar tespit
edilmiş; çok sayıda sentetik madde, kara ve deniz bitkilerine ait özsularının
farmakolojik tesirleri ve biyolojik testlerinin yapılması günümüzde mümkün hale
gelmiştir.
Çok küçük bir ülke olan Singapur’da bile hiçbir tıbbi bitki kaynağı olmamasına rağmen, yılda yaklaşık 30–40 milyon dolarlık, bitkilerden yapılmış ilaç ihracı yapılabilmektedir.
Diğer İslâm ülkelerinde de bitkilerden üretilmiş halk ilaçları kullanımı geleneksel bir hal almıştır. Bitkilerle tedavi metotlarını araştırmak üzere Kuveyt’te bir enstitü mevcuttur.
Eski, demirperde ülkeleri denilen Romanya, Macaristan, Bulgaristan, Polonya ile Arnavutluk gibi ülkelerde ise bitkilerle tedavi devlet politikası olarak teşvik edilmektedir. Macaristan ve Romanya önemli ölçüde ihracat yapmaktadırlar.
Milletlerarası
bitki kaynaklı ilaç pazarında Tıbbi İstatistikler Enstitüsü’nün (IMS) 1994 yılı
verilen ile bitki esaslı ilaç veri tabanının 1993 verilerinden denenen bilgiler
ışığında perakende satış olarak Avrupa Birliği ülkeleri 6 milyar dolar, diğer
Avrupa ülkeleri 500 milyon dolar, Asya 2 milyar 300 milyon dolar, Japonya 2
milyar 100 milyon dolar, Kuzey Amerika 1,5 milyar dolar ile pazarda yerini
almaktadır. Pazarın yıllık büyüme eğilimi 1993 ile 1998 yıllan arasında Kuzey
Aöerika’da % 12, Avrupa Birliği ülkelerinde % 8, diğer Avrupa ülkelerinde % 12,
Japonyada % 15, Güneydoğu Asya’da % 12, Hindistan ve Pakistan’da % 15 olarak
gözlenmektedir. Bu hızlı büyüme ölüm yaşının yukarı çekilmesiyle kronik
hastaların artması ve çağdaş tedavi metotlarının bu konudaki yetersizliğinin
yanı sıra hastaların çoğunun, yan etkileri dolayısıyla kimyevi esaslı ilaçları
almayıp, doktorlardan alternatif “tabiî” eş değerini istemelerinden
kaynaklanmaktadır.
Geleneksel
tıbbi tercih eden hastaların çoğu hastalıklara karşı tabiî bağışıklık ve direnç
kazanılabileceği inancında olup, kendi sağlıklarının kontrolünü kendileri
yapmak istemektedirler. Bu da onların çağdaş tıp tekniklerine şüpheyle
baktıklarını göstermektedir.
Zannedilenin aksine bu hastaların çoğu eğitimsiz, fakir halk tabakasından değil; ortalamanın üzerinde geliri olan ve iyi eğitim görmüş kesimlerden oluşmaktadır.
“Niçin bitki esaslı ilaçlara bu kadar çok yönelinmektedir?” sorusuna verilecek cevaplardan birisi de, çok geniş endikasyona sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. Kalp-damar hastalıklarından soğuk algınlığına, hazmı düzenleyen tesirlerinden kansızlığa ve “önce sağlık” ve “kendi doktorun kendin ol” anlayışına sahip insanlara cazip gelmektedir.
Avrupa’da ilaç yapımında kullanılan en başarılı bitki serebral (beyin) kan dolaşımını düzenleyen ilaçların yapıldığı Ginko biloba’dır. Schwabe firmasının ürettiği Tebonin® isimli ilaç yıllık ortalama 200 milyon doların üzerindeki satış hacmiyle ilk sırayı almaktadır. İkinci sıradaki ilaç satış hacmi 50 milyon doların üzerinde olan bir Ginseng ürünü olarak Pharmatoni Boehringe Ingelheim’de üretilen Ginsana®’dır. Bir sarımsak ürünü olan Kwai® 40 milyon dolarlık satış hacmiyle Litchwer Pharma tarafından piyasaya verilmektedir.
Gerek kullanımının, gerekse reçeteli-reçetesiz satışlarının artması, bu konudaki araştırmaların yoğunlaştırılması ve ilaçların ruhsatlandırılmasının sıkıntı meydana getirmesi sonucu, Avrupa’daki bitkilerle tedavi ve bitki esaslı ilaçlarla ilgili kuruluşların biraraya gelmesiyle Avrupa Bilimsel Fitoterapi Cemiyeti (Europan Scientific Cooperative on Phytotherapy)ESCOP kurulmuştur. Kuruluşun gayesi, sadece Avrupa’da değil, bütün dünyada bitki esaslı ilaçların, sosyal, kanuni ve ilmi mânâda kabul edilebilirliğini sağlamaya çalışmaktır. Doktor, eczacı ve diğer bilim adamlarından oluşan ESCOP, l.500’ü aktif olmak üzere yüzbinlerce doktor ve milyonlarca tüketiciyle ilaç pazarının yaklaşık % 30’unu temsil etmektedir.
Bitki temelli ilaçların kimyevi bir kompleks hâlindeki preparat olduğu, uygulama alanları, dozajları, geniş bir aralıkta tedavi edici ve koruyucu tesirleri, uygun doz alındığında yan tesirlerinin yok denecek kadar az olduğu bilinmektedir.
Her
geçen gün pazar payını artıran fitoterapi sektörü, birinci hedefi kâr payını
artırmak olan çok uluslu şirketlerin bu sahada uzmanlaşmış küçük firmalara
dönük politikalarını gözden geçirmelerine yol açmıştır.
Bunun sonucu olarak bir yolunu bulup küçük firmaları, kendi bünyelerine katma eğilimi Tablo 1’de açıkça görülmektedir.
Dünyada bunlar olurken halk ilaçlan konusunda Türkiye ne yapmaktadır? sorusu haklı olarak öne çıkmaktadır. Bu konuda yapılan çalışmaları folklorik araştırmalar, kimyevi çalışmalar, botanik çalışmalar, aktarlarla ilgili bilgilerin toplandığı çalışmalar ve halk ilaçları olarak sınıflandıran G.Ü. Eczacılık Fakültesi’nden Prof. Dr. Ekrem Sezik, bu konularda Türkiye’nin net olmayan resmini açıklığa kavuşturmak için 1986 yılından bu yana Japon Kyoto Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ile ortak projeler yürütmektedir.

Bitkilerle ve halk ilaçlarıyla tedaviden bahsedip de herkesin faydalandığı ve ansiklopedik bir el kitabı özelliğindeki “Türkiye’de Bitkilerle Tedavi” isimli çalışmanın yazarı İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Prof. Dr. Turhan Baytop’un hakkını teslim etmemek vefftsızlık olun
Istanbul Üniversitesi’ne bağlı GİLAM (Geleneksel İlaç Araştırma ve Uygulama Merkezi) veya bunun yanı sıra Anadolu Üniversitesi’ne bağlı TBAM (Tıbbi ve Aromatik Bitki Araştırma ve ilaç Geliştirme Merkezi) bu alanda araştırmaların yoğunlaştığı iki önemli merkezimizdir.
1982 yılında kurulup milletlerarası standartlarda araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yürütüldüğü Prof. Dr. K. H. Can Başer yönetimindeki Eskişehir ‘deki TBAM’ın varlığı ve çalışmaları halk ilacı konusunda yapılacak çalışmaların başarılı bir örneği ve güvencesi olarak görülmektedir.
Genellikle eczacılık fakültelerinin farmakognozi bölümünde yoğunlaşan araştırmalar farmasötik kimyacılar, farmakologlar, botanikçiler ve organik kimyacıların artan ilgi alanlarına girmekte olup; disiplinlerarası iş birliği sağlıklı bir şekilde kurulabilirse, ülkemizde zaten mevcut olan zengin bitki kaynakları ve araştırıcı potansiyeli, milletlerarası seviyede ses getirecek dinamizme kavuşturulabilir.
“Halk ilacı niçin önemlidir?” sorusunun en önemli cevabı, yüzlerce yıldır kullanılmış olmaları, dolayısıyla zehirlilik ve benzeri klinik deneylerin insan üzerinde yapılmış olan veya öyle kabul edilebilecek ilaçlar olmasıdır. Ayrıca gaye insan sağlığını koruyucu ve iyileştirici ilaca ulaşmak ise verilen cevapta görülen, daha önce değişik şekillerde kullanılmış olanlar üzerinde çağdaş araştırma tekniklerini de kullanarak yapılacak araştırmaların sonuca ulaşma şansı daha fazla olabilir. Zaman kaybını önlemek açısından doğrudan ilaca ulaşacak şekilde biyolojik etkinlik çalışmalarının öncelikli olmasıyla, etken maddelerin ayrılmasının bunu takip edeceği açıktır.
Ülkemizdeki tartışmaların önemli bir kısmı farmakologların çoğunun bitkilerle tedaviye, halk ilaçlarına ve bitki özü sıvılarının biyolojik tesirleriyle ilgili deneylere soğuk bakmalarından kaynaklanmaktadır.
Farmakologlarla ortak çalışma zemini bulunamazsa, uygulanacak deneyleri araştırma merkezi veya araştırma grubu bünyesinde yürütebilecek elemanların bulundurulması ve disiplinlerarası çalışmayı yürütebilecek kapasite ve ufka sahip araştırmacılara yönelinmesinin uygun olacağı kanısındayız.
Özetle söylemek gerekirse; Türkiye’de farmakognozi araştırmalarının canlılık ve ivme kazanabilmesi için, geleneksel tıbbın artan rüzgârının etkisiyle halk ilacı olarak kullanılan bitkiler üzerinde yapılan çalışmaların, biyolojik tesirlerinin belirlenmesi ile başlayıp esas aktif bileşenlerinin ayrılması şeklinde devam etmesi gerekmektedir. Sonuçta sadece aktarların elinde kalmış olan halk ilacı sektörünün yetişmiş eczacı, doktor, bitki kimyacısı gibi ehliyetli ellerde halk sağlığına ve ülke ekonomisine katkı sağlamaları mümkün kılınacaktır. Bu ise 21. yüzyılın eşiğinde düşünen ve insana yararlı iş yapmak isteyen gönüllülerle gerçekleşecektir.
*A Ü. Fen Fak. Kimya Bölümü Org. Kimya ABD
KAYNAKLAR
— BAYTOP, Turhan; Türkiye’nin Tıbbi ve Zehirli Bitkileri, 1963.
— BAYTOP, Turhan; Türkiye’de Bitkiler ile Tedavi (Geçmişte ve Bugün), 1984.
— I-XI, Bitkisel İlaç Hammaddeleri Bildiri Özetleri, 1976- 1996.
— TAB Bültenleri, TBAM Yayını
— SEZİK, Ekrem; “Bitkilerle Tedavi”, Bilim ve Teknik, Aralık 1990-Ocak 1991.
—GRÜNWALD J.; BÜTTEL K.; Avrupa Fitoterapötikler Pazarı, Drugs Made in Germany, 39 (11) 6-11 (1996) ve Herbal Gram (34) 60-65 (1995) (Bu makale Prof. Dr. K.H.C. Başer, tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.)
— “ Tabiat Eczanesinden Soğan”, Sızıntı, sayı 210, Temmuz 1996.