Şubat 1991 · s. 16 · 4 dakikalık okuma
Öklid'den Sabit Bin Kurra'ya

Sâbit Bin Kurrâ, (834 Harran - 901 Bağdat) ilk olarak dünyânın çevresini 360 meridyene bölünmüş kabul ederek ekvatorun uzunluğunu hesaplayıp buna dayanarak da dünyânın yarıçapını bulan İslâm âlimidir. Onun bu keşfi Endülüs yoluyla Avrupa'ya geçmiş, bir çok kâşif bundan faydalanarak yollarını tayin etmişler ve dünyânın küre biçiminde olduğunu, belli buutları bulunduğunu anlamışlardır. Kâmûs'ul-A'lâm'da belirtildiğine göre matematiğin bir kolu olan “calculus'un keşfi de Sâbit Bin Kurra'ya ait olup o, “tefâdul” denilen calculus’u keşfetmekle bir çok buluşlara yol açmıştır. Dr. M. Ce-maleddin Efendi, “Allah ve Kâinat” isimli eserinde diferansiyel hesabını da Newton'dan daha önce Sâbit Bin Kurrâ'nın keşfettiğini söylemektedir.
Sâbit Bin Kurrâ'nın asıl üzerinde çalıştığı mevzuu, O'nun matematik ve geometri sahasındaki en büyük hizmeti ve bugünkü modern ilme en büyük katkısı, “Pisagor Teoremi” üzerindeki çalışmalarıdır. Hatta bu hususta, Sâbit Bin Kurrâ'nın bir “Pisagor teoremi tamimi” vardır. Bu tamim asıl metin olarak, Ayasofya Müzesi Kütüphanesi 4832 no'lu mecmuanın 39 a ve 41'a sayfalarında mevcuttur. Aynı zamanda Neyrîzî'nin Öklid'e yazdığı şerhde bu konuda tafsilat vardır.
Şimdi Sâbit Bin Kurrâ'nın Öklid'e dair çalışmalarını iki gurupta ele alalım; Sâbit Bin Kurrâ Öklid'in ortaya attığı teoremi, nedeni ve niçini ile ele alıp onun şerh ve izahını yapmıştır. Hatırlanacağı üzere Pisagor Teoremi:” Bir dik üçgende, dik kenarların kareleri toplamı hipotenüsü karesine eşittir” şeklinde ifade edilir.
Öklid'in bulup da sebebini açıklayamadığı bu teoreme Sâbit Bin Kurrâ şu izahı getirmiştir.
1. İSPAT:
Şekil l'de asıl üçgen (ABC)'dir. FC ve BB' doğru parçaları AB'ye eşittir. AA'B'B ve DD'B'F kareleri AB ile BC doğru parçalarının karelerine, ACDE karesi ise AC'nin karesine eşittir- 1, 2. 3, ve 4 numaralı üçgenler eşittirler. Şekil 1'deki taralı bölgeye 3 ve 4 numaralı üçgenler ilave edilince bu hipotenüsün karesine eşittir. Aynı taralı bölgeye 1 ve 2 numaralı üçgenler ilave edilince de bu iki dikdörtgenin alanları dik kenarların kareleri ile elde ediliyor. Neticede:
AB2+BC2= AC2 ifadesi elde edilmiş olur.
2. İSPAT: (ABC) dik üçgenin dik kenarları ile hipotenüsü üzerine dik kareler çizilir (şekil: 3).
Şekil 2’deki tüm üçgenler birbirine eşittir. 2. şekilden taralı bölge çıkarıldığında dik kenarların kareleri toplamı, taranmamış üçgen çıkarıldığında da hipotenüsün karesi elde edilir. Yine dik kenarların kareleri toplamının hipotenüsün karesine eşit olduğu ifadesi ortaya çıkar.( AB2+BC2= AC2) Sâbit Bin Kurrâ, sadece dik üçgenle sınırlanan Pisagor Teoremini bütün üçgenlere tatbik etmiş ve yeni formüller bulmuştur, yani BF doğrusu AC doğru parçasına diktir.
A) DAR AÇI İÇİN:
AB2+BC2=AC2 +2BC.AB. CosABC’den
=AC +BC. AB (CosA'+CosC)
=AC +BC. AB. CosA'+CosC)
=AC +BC. AB, A'.F+F.C
SONUÇ: AB2+BC2= AC2 - AC(A’F+FC’)
B) GENİŞ AÇI İÇİN:
Aynı üçgende A ve C’ açıları geniş açı olduklarında: AC (AC - A' C’ )terimi yerine AC (CC’ + AA') ifadesine eşit olacaktır.

(B) açısı dik olunca şekil 1'de A' ve C değerleri eşit olur. Yani AA'+CC'=AC olur. B<60o olunca A' ile C’ noktalarından biri veya her ikisi AC dışında bulunur, B>90o için AA'+CC'
Sâbit Bin Kurrâ hakkında akademik tetkikler yapan Dr. Aydın Sayılı Bey de: “Yaptığım araştırmanın verdiği neticeye göre Sâbit Bin Kurrâ'nın bu güzel teoreminin yakın zamana kadar, yani bin yılı aşan bir zaman için, kayıp olarak kaldığı ve ancak yirmi sene gibi kısa bir zaman önce yeniden keşfedildiği anlaşılıyor” demektedir.
834 senesinde sabiîliğin merkezi olarak bilinen Harran'da dünyaya gelen ve 901'de Bağdat'da vefat eden Sâbit Bin Kurrâ, matematik, tıp, felsefe, astronomi gibi hemen hemen her türlü ilimle iştigal edip bunlara dair 150'den fazla eser verdi. Sinan b. Sabit ve İsâ b. Esved en-Nasrânî gibi bir çok büyük âlim yetiştirdi. Önce Kefertus'a gitti. Sonra da, tanıştığı büyük âlim Muhammed b. Musa'nın tavsiyesi ile Bağdat'a, saraya Halifenin yanına alındı. Halife Mu'tasım, Sabit b. Kurrâ'ya çok büyük değer vererek, ona bir ilim adamının yetişmesi ve çalışması için gerekli her türlü vasıta ve kolaylığı te'min etti. Hatta Sabit'e, zengin olmasına rağmen güzel bir tarla bağışladı
ve ona “Ebû'l-Hasan” lâkabını verdi.
Günlerden bir gün Halife, Sâbit Bin Kurrâ ile el ele tutuşup gezerlerken Mu'tasım birden bire hızla elini çekti. Sabit, Halife'ye bu ani davranışının sebebini sorduğunda, şu cevabı aldı: “Ey Ebû'l- Hasan! Unuttum da elimi senin elinin üstüne koydum ve eline dayandım. Halbuki yaptığım bu hareket hatalıdır. Çünkü ilim adamları her zaman üstte bulunmak durumundadırlar. Onların üzerine hiç kimse çıkamaz.” İşte devlet adamlarının âlimlere karşı bu tavırlarıdır ki, İslâm dünyasında ilim, gerek o günkü hayatı gerekse gelecek asırları aydınlatacak şekilde neşvü-nemâ bulmuş ve dünyanın dört bir bucağına intişar etmiştir. Böylece müslüman âlimler, müsbet ilimlerin ana kaidelerini ve esaslarını bularak bu günkü modern ilmin temellerini de te'sis etmiş oluyorlardı. Kaderin ne acı bir cilvesidir ki; bugün kendi keşiflerimizin altında ezilip büzülüyor ve bir türlü de meselelerimizin künhüne inemiyoruz. Hele birçok aydın ve bilim adamlarımız, kendi buluşumuz olan ilimleri ve onların kâşiflerini bile bilmemektedir. İşin daha da trajedîk olanı; bütün bu ilimleri ve onların gerçek âlimlerini ve kâşiflerini hep Batıdan bilmeleridir.
B
ir kendimiz olup kendi değerlerimize sahip çıkabilsek…!
Kaynaklar:
1) Sabit b. Kurrâ'nın Pisagor Teoremi Tamimi. Dr. Aydın Sayılı “Belleten” cilt; 22, sayı 88. sf: 527-549.
2) Müslüman İlim Öncüleri Ansk. Şaban Döğen Yeni Asya Yay., İst. 1984 sf. 281-282.
3) Türk Ansiklopedisi. MEB Cilt 27. Ank. 1978 sf: 501, Yılmaz Öztuna.