Sızıntı Arşivi

Şubat 1991 · s. 11 · 10 dakikalık okuma

Çocuk Dünyasında Bilinmeyen Tehlike

Ziya Aydın · Pedagoji

Geleceğin ümit tomurcuklan olan yav­rularımız, Anaokulu döneminde ve İlk­öğretim çağının başlamasıyla birlikte yapıştırma, boyama, resim yapma ve yoğur­ma faaliyetlerinin oluşturduğu maharet ka­zandırıcı, zekâ geliştirici ve eğitici olarak va­sıflandırılan sosyal becerilerin (!) ortasında kendilerini buluverirler. Bu faktörler, 21. as­ra girerken dahi hâlâ 20. asır medeniyetinin getirdiği kültür faaliyetlerinin devamı olduğu şeklinde savunulmaktadır. Ancak günümüz­de pek çok ana-baba, öğretmen ve pedagog bu faktörleri şüpheli ve emniyetsiz olarak görmektedirler: Acaba bu resim, el işi ve oyuncak malzemeleri sağlığımıza ve özellikle körpe ve dinamik yavrularımıza zararlı mı­dır?! Zararlıysa hangileri ve ne derece zararlı­dır?

Çevre ve insan sağlığını yegâne hedef olarak addeden Alman Çevre Koruma Teşki­lâtı uzmanları, resim, el işi ve oyuncaklarda kullanılan bütün malzemeleri tetkik edip, tahlîle tâbi tuttular. Bu geniş çaplı araştır­maların neticelerine geçmeden önce ib­ret verici bir hâdise­yi nakledelim: Kü­çük Maria ilkokul birinci sınıfa devam etmektedir. Anao-kulundayken resim yapmayı, her yeri boyamayı seven bu afacan, ilkokulda da aynı büyük zevk ve neşeyle bu işi de­vam ettirir. Ancak günün birinde afa­can Maria, bugüne kadar hiç yapmadı­ğı bir şeyi yapar. Evde yalnız kaldığı bir gün resim yapmakta kullandığı büyük beyaz kâğıdı salonun penceresi­ne asar, önüne de rengârenk boyalarla dolu boya kutusunu koyar ve başlar fırçasıyla re­sim kâğıdına resim yapmaya. Hızını alama­yan küçük yaramaz pencerenin tamamını da rengârenk boyar. Tâbi ki, bu arada elleri, yüzü ve üstü-başı da boya içinde kalır. Başarılı olduğunu düşünerek, neşelenen küçük Maria, bir an elini ağzına götürerek, parmaklarını yalar ve “tadı fena değilmiş.”diyerek, hemen dolu küçük bir kutu sarı boyayı ağzına atar; neticede gözünü hastanede açar ve bir hafta yoğun bakımda kalır.

Bu hâdise, Anaokulu ve İlkokul çağın­daki binlerce yumurcağın başına gelen felâ­ketlerden sadece biridir. Bu çocuklar, sadece resim kâğıdını boyamakla kalmayıp, üstleri­ne ve hatta derilerine de boya sürmektedir­ler. Dahası var..el işinde kullanılan macunları yüzlerine yapıştırarak şekil ve model çıkarmaya çalışıyor, maske yapıyor veya ko­ku ve tadına aldanarak sakız niyeti­ne ağızlarına alıp çiğniyorlar. Yani anlayacağınız ço­cuklar, bizlerin bile ağızlarını açık bıra­kan pek çok işler beceriyorlar! İşin başından itibaren bu çocuklara sahip çıkılmaz, kontrol edilmez, belli ölçü, prensip ve metot verilmezse, belki bu aşırı serbestlik ve önüne konulan cezbedici ve tehlike arzeden bu çeşit mal­zemeler daha kötü ve önü alınmaz ne­ticeler doğurabilir. Eğer bu resim ve el işi malzemelerinde gerçekten zehirli maddeler mevcutsa ve insan sağlığına zararlıysa-ki öyle olduğu tesbit edilmiştir-o zaman “Kullanılmasında sakınca yoktur... Kontrol edilmiştir... Uygundur...” gibi damgaları vu­ran yetkili resmî makamlar da bu suça ortak olmaktadırlar. Hâlbuki bu tüketim maddeleri­nin üretimi ve satımı mevzuunu ele alan bir kanun maddesinde şöyle bir ifade vardır: “Çocukların kullanacağı her türlü oyun­cak, okul ve iş malzemeleri muhakkak surette usûl ve kanuna uygun şekilde üre­tilmeli; kat'iyyen zehirleyici, pislik ve has­talık bulaştırıcı hammadelerden imâl edil­memelidir.” Ülkemizde ise TSE damgası olanların dışında, malzemeyi garanti altına alan bu damganın olmadığı malzemeler mev­cuttur ve gün geçtikçe artmaktadır da. Hatta ithâl edilen plastik ve lastik oyuncakların ba­zıları ölüme bile götürebilmektedir. Meselâ bazı ithâl çikolataların içinden çıkan veya ay­rı olarak da satılan küçük, lastik (örümcek, böcek, vs. şeklinde) oyuncaklar mevcuttur. Ambalajlarının üzerinde ''Beş yaşından kü­çük olanların kullanması sakıncalıdır” iba­resi konulmuş. Ancak bunun, bütün yavrula­rımıza zararlı olduğu tesbit edilmiştir. Çünkü bu oyuncakları suyun içine koyduğunuzda, beş saat içinde dört katı kadar şişip, büyüdü­ğünü göreceksiniz. Çocuğun midesindeki hâ­diseyi de siz tasavvur edin! Bunun neresi ze­kâ ve maharet geliştirici oyuncak acaba?! O halde bunların herhangi bir yolla kontrol altı­na alınması ve sık sık denetlenmesi lâzımdır. Şimdi, kullanılan malzemelerin terkibin­de bulunan, cüz'i miktarlarının bile çok tehli­keli olduğu bazı zararlı maddeleri sırayla tah­lil edelim:

1. Bir molekülden oluşan vinilklorik bi­leşimi (asetilen ve hidroklorik asitten (HCL) meydana gelen; sağlığa kesinlikle zararlı olan ve dolayısıyla kanser yapıcı hususiyete sahip bir gazdır ki, PVC maddesinin yapımında esas teşkil etmektedir.)

2. Azot ve benzol gibi kansere yol açıcı maddeler sınırlı bir şekilde de olsa, oyuncak ve resim-el işi malzemelerinin yapımında kul­lanılmaktadır.

3. Yumuşatıcı (ayrıştırıcı, çözücü) mad­deler; bu zehir saçan maddeler çocuklarımı­zın kullandıkları bütün malzemelere yarı ya­rıya bulunmaktadır.

4. Antimon, arsenik, baryum, kadmium, krom, kurşun, cıva ve selenyum gibi me­taller de kullanılmaktadır. Bu elementler Avrupa standartlarına göre (EN 71) limitiyle

sınırlandırılmıştır.

Sözde çocuklarımızın sağlıklı gelişmele­rini hedef alan bu Avrupa limitleri kat'iyyen yetersiz kalmakta olup, ölçüsüz olduğundan gayeyi yerine getirmemektedir. Daha da fenası; plastik malzemelerin yapımında kullanı­lan yumuşatıcılar ve anilin (azot muhtevalı) boya maddeleri- ki bugün sanayide bu mad­deler büyük bir ihtimalle ağır metallerin yeri­ne kullanılmaktadır- diğer zehirli maddelerde olduğu gibi kat'iyyen nizamname ile tayin ve tahdit edilmemektedir. Çocuklarımızın kabili­yetlerinin artması ve gelişmelerinin müspet bir yönde olması için her birerlerimiz husûsi hassasiyet göstermekte, belki resim, oyun­cak ve el işi malzemelerini sadece kalitesine ve fiyatına bakarak almaktayız; ancak, bu malzemelerin imâl edildiği fabrikalarda yuka­rıda arz ettiğimiz sağlığa zararlı zehirli mad­delerin karışım halinde kullanılıp kullanılma­dığını bilemeyiz, çünkü, kullandığımız malzemelerin ambalajlarında kat'iyyen, için­deki kimyevî maddeler belirtilmemektedir. Aslında temizlik maddelerinde (deterjan, sabun, şampuan) dahi içindeki maddeler belirtildiği halde, çocuklarımızın her gün, her saat hemhal oldukları bu malzemele­rin ambalajlarında da mutlaka içindeki maddeler ve bileşimler verilmeli ve zarar­lılık derecesi, uygunluk durumu belirtil­melidir!

Araştırmacılar, bu maddelerin (yapıştırı­cı, macun, boyalar) içerisinde tesbit edilen tuzun zararsız olacağını kabul ediyorlar. Pe­ki, bütün bu zararlı (zehirli) kimyevî maddele­ri bir tarafa bırakırsak, sadece tuz tadını nasıl açıklayacağız? Yani, tuz madde itibariyle za­rarlı olmayabilir, ama çocukların bunun tadı­nı alarak, sırf bunun için ellerindeki malze­meleri ağızlarına götürmelerini, yalamalarını neyle izah edeceğiz?! Şimdi bu malzemeleri ve içindeki zararlı kimyevî maddelerine göz atalım:

A- YAPIŞTIRICILAR

1960'lı yılların sonlarına doğru Birleşik Almanya'daki çocuklar ve gençler, yapıştırı­cıların içerisindeki seyreltici maddeleri buru­na çekip kendinden geçmekle ve uyuşturucu müptelâlığına ilk adımı atmıştır. Dolayısıyla da koklamak suretiyle bu zehirli çözücü mad­deleri içine çekmekle yapıştırıcı müptelâsı, yani toksikoman olmaktadırlar. Bu maddele­rin ileri derecede kullanılması halinde de kişi­yi artık iki büklüm yapan sinir hastalıkları, görme ve şuur bozuklukları meydana gel­mektedir. Burada söz konusu olan, seyreltici özelliğe sahip maddelerdir; her ne kadar “za­ten azar azar kokluyorum” diyerek kendile­rini aldatsalar da bunlar nefes yolunu tahrip edip vücudu istilâ etmekte ve yağlı dokulara yerleşerek, sinirlere ve beyine zarar vermek­te, ruhî bunalım, sıkıntı, mide bulantısı, baş ağrıları ve sürekli balgam atma şikâyetleri baş göstermektedir. Bu sebeble imalatçılar ve anne-babalar şu hususlara çok dikkat et­meliler:

Eğer bu seyreltici maddelerin uyuşturu­cu bağımlılığı ve yanıcı hususiyetleri varsa, mutlaka paketlerin üzerlerine dikkat çekici, uyarıcı tehlike işareti konmalıdır. Vernik ve cila kokusu mevcutsa, öncelikle ebeveynler bunları kontrol edip, zararsızsa çocuklara kullandırmalıdırlar: aksi takdirde çocuklar bunları teneffüs ettiklerinde, yaladıklarında sağlık açısından büyük tehlikeye mâruz kala­bilirler. Hiç şüphesiz en şiddetli tesiri yapıştı­rıcı maddeler göstermektedirler. Meselâ meş­hur japon yapıştırıcıları. Bunlarda diğerlerinde bulunan çözücülerin yanında, yapıştığı maddeden kesinlikle ayrılmamayı sağlayan birleştirici bileşik maddeler mevcut­tur. Bunlar yapışırken bir nevi kaynak işini görürler ki, bunlara “süper yapıştırıcı” veya “Japon hârikası” da denmektedir. Saniyelik bir anda iki parmağı birbirine yapıştırır, ayır­ması da bir hayli zordur, hele çocuklar için. İşin en kötü tarafı ise bunun göze de kaçmasıdır ki körlüğe kadar yolu vardır. Kaynak yaparak yapıştırdığı herhangi bir uzvu ancak cerrahi müdâhaleyle birbirinden ayırmak mümkündür. Bu tehlikeyi önlemek için bu tür yapıştırıcıların ambalajlarında ikâz işareti bulunması şarttır. Meselâ “Çocuklardan uzak tutun!” gibi.

Şimdi de çözücü olarak suyun kullanıldı­ğı diğer yapıştırıcı ürünlerini bir inceleyelim: Bunlar tutkal, zamk ve kola gibi başta kağıt olmak üzere her şeyi yapıştırdığı söylenen ya­pıştırıcılardır. Suyla seyreltilen bu yapıştırıcılar da diğerleri gibi sağlığa zararlı yan tesir­lerden payını almaktadır. Bu ürünler umumiyetle, küf mantarları ve bakterilerin yatağı durumundadırlar. Bu zararlı maddele­rin oluşmasına sebep de üreticilerin, bu ürünlerde daha dayanıklı olabilmesi için kul­landıkları, gıda ve kozmetik maddelerinden müteşekkil koruyucu konservasyon maddesi bileşimidir. Zaten kozmetik ürünlerinin (düşü­rülen bebekler vb.) sağlık açısından pek çok tehlikelere sebebiyet verdiğini iyi biliyoruz.

Bir de bu maddelerin yapıştırıcı ürünle­rinde kullanıldığını düşünürsek..!

Bazıları ise çocuklar için en uygun ya­pıştırıcının, duvar kağıdını yapıştırmakta kul­lanılan maddelerin olduğunu iddia ediyorlar ki, toz halindeki bu beyaz tutkal tamamen metil selülozdan meydana gelmektedir ve ço­cuklara kesinlikle zararlıdır.

B. MODELAJ (YOĞURMA) MADDELERİ

Hangi çocuğu gösterebiliriz ki çamur, balçık ve macun gibi maddeleri yoğurmak­tan, onlara şekil vermekten zevk duymasın, eğlenmesin?! Sokaklarda da devamlı müşa­hede ettiğimiz gibi, pek çok afacan çocuk ya çamur yığının başında, ya da su birikintisinin başında sabahtan akşama kadar oyalanıp eğ­lenmektedir. Kimya endüstrisi bunlara da el atmış ve macun şeklinde ürünler yaparak pi­yasaya sunmuştur. Bu macunların ne gibi bi­leşik ve maddelerden teşekkül ettiklerini bir görelim:

1. Dağılmayı önleyici, tutucu maddeler: Bal mumu, ozoserid (yer mumu), parafin ya­ğı

2. Boya maddeleri: Bitki boyaları, renkli maden boyaları (büyük bir ihtimâlle ağır metal bulunduran maddelerdir).

3. Dolgu maddeleri: Tebeşir, selüloz lif­leri.

4. Nemli tutan maddeler: Gliserin, ye­mek tuzu.

5. Konservasyon maddeleri: Kozmetik ve gıda maddeleri yapımında (aroma) kulla­nılan maddeler.

6. Seyreltici (çözücü) maddeler: Su. or­ganik seyrelticiler.

7. Özel İlâveler: Yumuşatıcılar, sabitleştirici olarak kadmiyum elementi, aromatik maddeler.

Bunların dışında da model yapımında kullanılmak üzere, ateşte pişirilmek suretiyle elde edilen maddeler satılmaktadır. Bunların bileşiminde yine tutucu plastik maddeler mevcuttur; umumiyetle PVC (polyvinylchlorid) maddesi. Bu demek oluyor ki; macunun bileşiminde bulunan bu macunlan sadece el­leriyle dokunmakla kalmayıp, ağızlarına ala­rak çiğneyip, yutsalar acaba ne olur?! Bu bi­leşikler bedenin her yerine dağılır ve böylece tehlike sinyalleri duyulmaya başlar.

Çevre Koruma Uzmanları bu cihetteki araştırmalarını ağır metaller ve fitalat (yumu­şatıcı) üzerinde yoğunlaştırmaktadırlar. Fitalat maddesi plastik madde üretimi yapan fab­rikalarda PVC maddesiyle birleştirilerek elde edilmektedir ki, böylece macunda çatlama ve yarılma vuku bulmaz. Ancak bu yumuşatıcı maddeler de çevre ve insan sağlığı için bü­yük problemler doğurmaktadır, çünkü bunlar güçlü indirgeme özelliğine sahiptirler. İşte bu özellikleri dolayısıyla da vücudun yağlı doku­larında birikmektedirler. Tanınmış en tehlike­li fitalat maddesi DEHP (Ditileksilfitalat)'tır. Yapılan hayvan deneylerinden anlaşıldığına göre kansere yol açmakta, kalbe ve karaci­ğere zarar vermekte, cinsî organın sıhhatli olarak gelişmesine mâni olmakta ve iktidar­sızlığa sebeb olmaktadır. İsveç'te 1986'da bu maddenin çocuk oyuncaklarında ve plastik mamullerinde kulanılması tamamen yasak­lanmıştır. Pişirilerek modelde kullanılan mad­delerde biraz daha farklı bir manzara ortaya çıkmaktadır. Çocuklar için imâl edilen bu maddeler ocakta pişirildikten sonra soğuma­ya terkedilirse, odanın içine çok keskin ve acı bir koku salmaktadır. Yanma neticesinde muhtelif kimyevî reaksiyonlar oluşmakta ve havaya karışmaktadır. PVC maddesi bu 100 °C sıcaklıkta ayrışmakta ve indirgeme mad­deleri olarak benzol, toluen, fosgen (yeşil sa­lip) gazları açığa çıkmaktadır. Bu zehirli gaz­lar topluluğu vücuda oksijen girişine engel olmakta ve hem solunum yolunu, hem de mukoza zarlarını tahriş etmektedir. Bu araştırmaların neticesi alındıktan sonra Birleşik Almanya Sağlık Bakanlığı bu mamullerin ambalajları üzerine ''Çocuk oyuncağı değil­dir!” ve “Ağıza alıp yutmak ve dumanını içine çekmek sağlığa zararlıdırl” şeklinde uyarı işareti ve ibareleri koymalarını mecbur kılmıştır. PVC maddeli malzemeler üreten tanınmış firma Adel-Faber, hemen bu ikâza uymakta gecikmedi, ancak bu uyarıcı yazıları bütün mamullerinde açık açık görmek müm­kün değildir.

C. BOYALAR

Çocuk yuvaları, Anaokullar ve İlkokul­larda çocuklarımız, umumiyetle sulu boyalar, detramp boyalar, tabela boyaları ve guaş bo­yalarıyla çalıştırılmakta, eğlendirilmektedir. Bu boyalar iki ana maddeden oluşmaktadır: Renkli boya maddeleri (ağır metal maddeleri ihtiva eder) ve kimyevî-organik madde bile­şikleri.. bunlar renk tonlarını meydana geti­rirler. Pastel boyalar ve sulu boyalara, uzun zaman dayanıklı kalabilmeleri için konser- vasyon maddeleri olan gıda ve kozmetik maddeler katılmaktadır.

Sulu boyalar ve guaş boyalarının özünü arap zamkı, tutkallı boya, jelâtin, dekstrin (nişasta kolası), kitre zamkı (geven otundan) ve bunun gibi daha başka maddeler teşkil et­mektedir. Detramp boyalarının içinde; dağıl­mayı önleyici maddeler olarak da yumurta akı ve süt ürünlerinden elde edilen albümin maddesi, destrin, arap zamkı, tutkallı boya, bezir seyreltici organik maddeleri de ihtiva etmektedir. Ne acıdır ki, bu maddeler çocuk-larımız için gerçekten zararlıdır. Çocukları­mız için güzel bir eğlence olan sulu boyaların bir başka tehlikesi de, çocuklarımızın bu bo­yalan ağızlarına alıp yutmaları ve yüzlerine gözlerine sürmeleridir. Bunun en büyük se­bebi de, aromatik koku, bağımlılık yapan tatlı veya tuzlu güzel tadlarıyla bu mamullerin, kişiyi tadına bakma cihetinde cezbedici olmala­rıdır.

Bilhassa kozmetik maddelerinin terki­binde bulunan Triklor maddesi (Lavrin firma­sının “Happy Color” mamulünde olduğu gibi) zehirli dioksin maddesini ihtiva etmektedir. Tahlile tabî tutulan bu boya mamullerinin ya­rısının ise Ortafenilfenol maddesi ile konser-vasyon edildiği gözlenmiştir. Bu zehirli madde boyanın üst kısmında, narenciye (bilhassa limon) tadını veren tabakanın oluşmasını sağ­lar. Ancak reaksiyona giren bu maddenin za­rarsız olabilmesi için 0.012 gr. ölçüsünde bu­lunması şarttır. Fakat yapılan araştırmalarda sulu boya imalathaneleri, bu maddeden 10 ile 300 gr. arasında değişen yüksek miktar­larda koymaktadırlar. Bu durumda çocukları­mızın bunu kullanmaları sakıncalıdır, çünkü bu alerji yapıcı ve kansere yol açan anilin bo­yasını ayrıştırıcı nitrojenli (azot) maddenin ve daha kötüsü guaş boyalar, detramp boyalar ve tabela boyalarında kullanılmasında sınır ta­nınmamaktadır. Çoğu işletmeler bu ortak li­mitlere kat'iyyen uymamaktadır. Bütün fir­maların insan ve çevre sağlığını esas gaye kabul ederek, Yüce Mevlâ'nın bize bahşet­tiği bu sonsuz nimetleri nizamlı ve adaletli bîr şekilde işleyip, kullanmaları dileğiyle..!