Nisan 2003 · s. 121 · 5 dakikalık okuma
Nasıl Bir Kişisel Gelişim?
Ahmet Ertuğrul · Dr. · Pedagoji
"NLP", "Kişisel Gelişim", "Toplam Kalite" gibi kavramlar son yıllarda ülkemizde sık sık zikredilen konular haline geldi. Beden dili seminerleri, kurumlarda verimlilik çalışmaları, zaman tasarrufu, bilgi ve kabiliyetlerin daha verimli kullanımı gibi hususların -biraz geç de olsa- ülkemiz gündemine girmesi, doğrusu önemli bir gelişmedir. Bu konuda düzenlenen seminerler, konferanslar, yazılan kitap ve yapılan yayınlar, hemen her sahada verimliliğin artmasını sağlayacak, insanımız da daha seviyeli bir çalışma imkanına sahip olacaktır.
Ancak birçoğu tercüme olan eserlerden yararlanan bazı uzmanların, kendi kültürel birikimlerimizden ve değer hükümlerimizden habersiz olmaları ve tercüme eserlerdeki düşünceleri olduğu gibi aktarmaları dikkat çekmektedir. Dünyada toplam kalite ve kişisel gelişme alanlarındaki bilgi ve tecrübelerin bir kısmı, bütün insanlar tarafından paylaşılabilecek ortak değerler niteliğindedir. Bunu inkar etmiyoruz. Ancak kültür farklılıklarının oluşturduğu davranış biçimleri, toplumlara göre değişebilmektedir. Ne yazık ki NLP kitapları, genellikle Batı'da oluşan kültürel değerlere ve normlara göre hazırlanmış reçeteler sunmaktadır. Bu tür eserleri yerlileştirme gayretleri de yeterli derecede başarılı olamamıştır. Bu alanın uzmanı olmayanlar, yabancıların ifade biçimlerini ve yaklaşım üslublarını taklit ederek işe başlamaktadırlar. Yabancı bilgi kaynakları ve hayat anlayışlarından ilham alınarak yazılmış kitapları taklit eden bazı yerli yazarlar, ne yazık ki başlıklarını ve muhtevalarını kopya ettikleri konuların arasına dini veya tarihi konular eklemekle, sadece bu tür kitaplardaki yabancı kültürlere ve bilhassa da Uzakdoğu inançlarına ait değerlere destek olmaktadırlar. "Sınırsız Güç", "İçindeki Devi Uyandır", "Duygusal Zeka" vb. kitapların gölgesinde yazılan Türkçe NLP kitapları gerek üslup, gerekse konuya yaklaşım bakımından bir yenilik taşımamaktadır.
Kendi kültürel değerlerimizden hareketle, Batı'daki güzellikleri ve insanlığın ortak değerlerini de göz ardı etmeyerek kişisel gelişme alanında bir örnek çalışma gerçekleştirmenin zarureti inkar edilemez. Bu tür çalışmaların artması ve gücünü kültürel normlardan alan çalışmaların bir alternatif arayış olarak ortaya konması, insanımızın kendi değerlerine güvenme duygusunu da geliştirecektir.
NLP nedir?
NLP, "nöro", "linguistik" ve "programming" kavramlarının kısaltılması olarak yaygın bir biçimde kullanılmaktadır.
Nöro kelimesi; insanın görme, duyma, tatma ve koku alma duyularını kullanarak, dış dünya ile ilgili tecrübelrini şuurlu ve şuuraltı düşüncelere dönüştüren beyin ve sinir sisteminin işleyiş durumlarıyla ilgilidir.
Linguistik, insanın dili kullanma kabiliyetini ve belli kelimelerle, tabirlerin zihne nasıl aksettiğini araştırır. Dilin kullanılma biçimi, bir bakıma kimliğin ve düşüncenin davranışa dönüşmesidir. Dil, başka fonksiyonlarının yanısıra insanın düşünce şeklini, inançlarını ortaya koyar.
Programming (programlama) ise, düşüncelerin, duyguların ve fiillerin zihindeki manalarının değiştirilebilecek programlar olduğunu açıklar.
NLP kurucuları
1970'te bir grup bilim adamının farklı sahalardaki bilgi ve tecrübelerini bir araya toplama ve yeni bir alanda çalışma teşebbüsü, NLP çalışmalarını sistemli hale getirmiştir. Psikoterapist-bilgisayar uzmanı Richard Bandler, dilbilimci ve matematikçi John Grinder, aile terapisti Virginia Satir, hipnoterapist Milton Erickson, bu yöndeki çalışmalarıyla NLP'nin kurucuları sayılmışlardır.
NLP'nin inceleme alanı
NLP, insanın yaratılıştan sahip olduğu mükemmelliğini, kabiliyetini ve insan davranışlarını biçimlendiren şuurlu veya şuuraltına ait durumları inceler. Böylece, daha iyi düşünebilme ve başarı kazanabilme yollarını gösterir. İnsanın gerçek gücünü fark edebilmesi ve kendisini keşfedebilmesi, NLP'nin ilgi alanına girer.
Başarmaya teşvik etme ve insandaki zenginliği ortaya çıkararak zihin ile bedenin ahenkli çalışmasını sağlama konularına büyük önem veren NLP uzmanları, beynin haritasını ve çalışma biçimini keşfetmekle, insanla ilgili yeni araştırmaların yapılmasına imkan sağlamışlardır.
İnsan davranışlarının gerçek sebeplerini, meseleler karşısında yeni çözüm yolları bulma gayretini, mutluluğu arama (aslında huzuru) yollarını; birikime, düşünceye ve tecrübelere dayalı olarak ele alan uzmanlar, bir bakıma çağımızın "mutsuz", "umutsuz" ve "kendine güven hissini kaybetmiş" insanına hazır mutluluk formülleri sunmaktadırlar.
Ancak başta da belirttiğimiz gibi, bu tür eserlerde yeralan muhteva ve metotlarda "sahte mutluluk telkinleri" ve "mistik fantaziler" de büyük bir tehlike olarak boy göstermektedir. Hinduizm, Budizm, Brahmanizm, Tao öğretisi ve hatta Şamanizm'le ilgili düşünceleri, NLP, kişisel gelişim, mutluluk sanatı, beden dili, hayat tecrübeleri, sağlıklı yaşamak vb. konularda birer referans olarak dayatılan bu tür eserler, milli kültür şuurundan mahrum nice insanımızı kolayca kandırabilmektedir. "Taocu ustaların gizli hayatı", "Tao ve hayat ağacı", "Çocuk yetiştirmenin Taosu", "365 günün Taosu" ile, ruh göçü, pasif hayat, kabalacı meditasyon, yoga vb. konular, arayış içerisinde bulunan ve kendi kültürel değerlerinden habersiz insanlarımızı derinden etkilemektedir. Ölümü, "bir bedenden başka bir bedene geçme macerası" olarak telkin eden bu tür eserler, insanları intihara teşvik edebilecek bir tehlike de taşımaktadır. Uzakdoğu düşüncelerini ve inanç sistemlerini telkin eden bazı NLP kitaplarında, insanların umutsuzluk ve çaresizlikleri sömürülmekte ve dini inançlar temelinden sarsılmaktadır.
Çare: Kendimize dönüş
Asırlarca tasavvuf neşvesiyle coşan ve dünyaya, hayata, insana dair düşüncelerini kendi kültür haritasında bulabilen bahtiyar insanımız, daha sonra klasiklerine sırt çevirmenin ve ruh dinamiklerini oluşturan temel eserlerini ihmal etmenin bedelini ağır ödemiş ve ödemektedir. XVIII. yüzyıl Divan şairi Şeyh Galib bir şiirinde:
"Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen"
(Kendine iyi bak ki, alemin özüsün sen. Kainatın göz bebeği olan insansın sen) demektedir. İnsanı "merkez" kabul eden bu anlayış, bütün gayretini insanın iki cihan saadeti için sarf etmektedir. Mutluluğu sadece insanın kendisinde gizli(!) güçlerde arayan sahte anlayışlar, yüzlerce mutluluk unsurundan biri olan kalbin keşfi ve ondaki esrarı anlamaktan aciz kalmaktadır. Hayatı sadece zihni bir tecrübe ve disiplinle anlamaya ve yönlendirmeye çalışan ve telkin büyüsünden başka sermayesi bulunmayan inançlara karşılık, dopdolu muhtevası ve hakikatleriyle kendi kültürümüze ait eserlere müracaat etmemizin tam zamanıdır. Muhayyel ve yalan bir dünya va'deden Uzakdoğu mistisizminin mahrum olduğu öz ve hikmet, ancak Mevlanaların, Yesevilerin, Hüdayilerin, Hacı Bayramların, Akşemseddinlerin ve Bediüzzamanların duygu ve düşünce dünyasında bulunabilir.
İnsanın acizliği, fakirliği ve Rabbine olan ihtiyacı ortadayken, ona kaldıramayacağı bir yük yükleyerek "Sen her şeyi yapabilirsin!", "Bütün enerji sende gizli!" veya "Senin başaramayacağın hiçbir şey yoktur!" gibi sloganlarla yaklaşmak, fıtrata ve hayata aykırıdır. Öyleyse kainatta ihtiyaçları sonsuz, fakat imkanları sınırlı olan insanı mutlu kılmanın yegane yolu, onun üzerindeki yükü kaldırarak ona sonsuz bir saadetin yolunu açmakla mümkün olabilir. İnsanın sınırsız acizliği, ancak onun Allah'a iltica etmesiyle sonsuz bir saadete dönüşebilir.
Mutluluk, sadece maddi imkanlarla elde edilemez. İnsan, ancak Hakk'ın dergahına iltica ederek, O'nun sonsuz rahmet ve merhametine mazhar olabilir ve böylece ebedi nimetlere ulaşmanın sırrına kavuşabilir.