Nisan 2003 · s. 118 · 7 dakikalık okuma
Halil İbrahim Bereketi
Halil ile İbrahim kardeşler, ortaklaşa ekin ekerler. Zamanı gelince ekin biçilir, harman dövülür, buğdaylar harman yerinde iki eşit hisseye ayrılır. O gece Halil, İbrahim'den habersizce, kendi buğdaylarının başına gelerek; "Kardeşimin daha çok paraya ihtiyacı var, kendi buğdayımdan bir kısmını ona vereyim." der ve diğer tarafa kürek kürek buğday aktarır. Sabah erkenden işlerinin başına gelen Halil ve İbrahim, buğdaylarınım kendi ambarlarına taşımaya başlarlar. Ertesi gece, bu defa İbrahim tarlaya gelip; "Kardeşimin daha çok paraya ihtiyacı var." diyerek kendi yığınından kardeşininkine bir miktar buğday aktarır. Sabah olunca, kanaatkar ve fedakar kardeşler, buğdaylarını taşımaya devam ederler. Onlar birbirinden habersiz, bazı geceler aynı şekilde her biri buğdaylarını kardeşinin tarafına aktarmaya devam eder. Günlerce tarladan evin ambarına taşınan buğday bir türlü bitmez. Allah'ın rahmet ve kudreti tecelli etmektedir. Buğdaylar bereketlenmiştir. Allah'ın bereketinin tecelli ettiği bu hadise, insanlar arasında "Halil İbrahim bereketi" diye anılır.
Peygamber Efendimiz (sas)'in hadislerinde, ortaklık konusuna büyük bir önem verilmiştir. Efendimiz bir hadisinde: "Yüce Allah buyuruyor ki; biri diğerine ihanet etmedikçe ben iki ortağın üçüncüsüyüm. İkisinden birisi arkadaşına ihanet edince, ben aralarından çıkarım. Onları yardımdan ve muvaffakiyetten mahrum bırakırım." buyurmaktadır.
Istilahat-ı Fıkhiyye Kamusu isimli eserde; ortaklık konusu, evlilik, miras, ticaret gibi konularla beraber ayrı bir başlık altında ele alınmıştır. Ömer Nasuhi Bilmen'in yaklaşık iki bin beş yüz sayfalık bu eserinde, bu konunun yüz sayfa gibi geniş bir yer tuttuğu gözönüne alınırsa, cemiyet hayatında büyük bir ehemmiyete haiz bu hususun önemini anlamış oluruz. Ticaretin, tarımın ve sanayinin çeşitli sahalarına önem veren Peygamber Efendimiz (sas), "Kişi kendi elinin emeğinden daha hayırlısını yememiştir." diyerek insanları üretime teşvik etmiştir. Emeklerin ve sermayenin birleşmesi ile kurulan güçlü bir ortaklıkta, belirli bir program ile çalışılması halinde, hiç şüphesiz ki, daha çok üretim sağlanır. İş taksiminde belirli bir görevi üstlenen ortak, o sanatta, ihtisas kazanması neticesinde daha hızlı ve verimli bir üretim gerçekleştirir. Burada tecrübe ve ihtisas, üretimi artıran bir diğer faktördür. Ancak, tam kapasiteli bir iş ile üretimin artırılması için ortakların sorumluluklarını yerine getirmesi, maddi-manevi fedakarlık, dürüstlük, kardeşlik-arkadaşlık ilişkilerinin sıcak bir ortamda muhafaza edilmesi gerekir. Bu gibi esaslar üzerine kurulan ortaklıklar, sıhhatli bir şekilde devam ettirilebilir.
Ortaklığın devamını sağlayan temel değerler
Yukarıdaki hadis-i şerifin tavsiye ettiği ortaklık, üretimin artmasına vesiledir. Ortaklığın sağlıklı bir şekilde devam ettirilebilmesi için, bunu bozacak davranışlardan her iki tarafın da kaçınması gerekir. Bunun için rehber olabilecek bazı temel değerler şunlardır:
İhanetten kaçınmak: Hadis-i şerifte "ortaklardan biri diğerine ihanet etmedikçe.." ifadesinde belirtildiği gibi, ortaklığı bozan sebeplerin başında, tarafların birbirine ihanet etmesi gelmektedir. İhanet, verilen söz ve emanete riayet etmemek, dürüst davranmamak demektir. Ortaklık, üretimin sonunda elde edilen malı bölüşmektir. Burada, ortaklar birbirlerine mallarını ve servetlerini emanet etmişlerdir. Emanete hıyanet bir başka hadis-i şerifte münafıklığın alametlerinden sayılmıştır. Zaten, konu ile ilgili ayet-i kerimede de; "Ortaklar birbirine zulmeder; ancak iman edip salih amel edenler müstesna." buyrularak ideal bir ortaklığın temel vasıfları belirtilir. Buradaki "iman edenler"in kamil manada iman edenler olduğu anlatılmakla birlikte, bu imanı tamamlayan temel unsurun da, "salih amel" olduğu belirtilmiştir. ayet-i kerimelerde, cennete gideceklerin temel vasfının "salih amel işlemek" olduğu belirtilmiştir. Cennet ehlinin temel hususiyetlerinden biri olarak, dünyada iken "helal mal" kazanma belirtilmiştir. Hal böyle iken, iman edenlerin, bu imanlarını tamamlayıcı temel vasıflardan olan salih amel işleme ve helal kazanma hususunda daha hassas davranmaları gerekmektedir. Ortaklığın devamlılığı açısından da aynı ayetin ortaya koyduğu temel değerlere riayet edilmelidir.
Münasebetlerin saygı-sevgi ve tevazu-hürmet içinde devam ettirilmesi: Toplum hayatında yaş, ilim, makam ve fazilet yönüyle yüksek olanlara hürmet edilmesi, İslam esaslarındadır. Büyükten küçüğe doğru gelen bir şefkat ve tevazu; küçükten büyüğe uzanan bir hürmet insanları birbiriyle daha iyi kaynaştırır. Böylece ahenkli bir toplum meydana gelmiş olur. Peygamber Efendimiz (sas)'in "Küçüğüne merhamet etmeyen ve büyüğüne saygı göstermeyen bizden değildir." sözü de bu hakikati özlü bir şekilde ifade etmektedir.
Ortaklar arasındaki hürmet ve tevazu, karşılıklı münasebetlerde samimiyetin yanı sıra psikolojik yönden de kişileri aktif hale getirir.
Peygamber Efendimiz (sas)'in "Mü'minler tarağın dişleri gibi eşittir." hadis-i şerifinde belirttiği gibi insanlar, hukuk ve şeref itibariyle eşit yaratılmıştır. Ancak, toplum hayatının belirli bir nizam içerisinde devam edebilmesi için, Allah tarafından her insana fıtratına uygun ayrı rol verilmiştir. Bütün insanların yüksek dereceli bir idareci veya ilim adamı seviyesine yükselecek donanımda yaratılmış olması veya bu makama gelmesi gerektiğini söylemek hakikate aykırıdır. Herhangi bir makama hakkıyla çıkanların, buraya eli cebinde çıkmadıkları bir gerçektir. Ancak, insanların maddi veya manevi bakımdan yükselmelerine kader açısından da bakmak gerekir. Rolü ne olursa olsun, insanın bu dünyaya geliş gayesi, sadece Allah'ın rızasını kazanacak bir hayat yaşayarak cennete ehil hale gelmekir.
Bu bakımdan, ortaklar arasında üstün kabiliyetli olanların, etrafına karşı alçak gönüllülük ve tevazu göstermesi Allah'ın rızasını kazandıracak bir davranış olduğu gibi, iş hayatında da "Tevazu edeni Allah yükseltir, kibirleneni de Allah alçaltır." hadis-i şerifi bu hakikati ifade etmektedir.
Ortakların mesuliyet şuuru: Başarılı bir ortaklıkta; ortakların, vazifelerinin, yetki ve sorumluluklarının açık bir ifadeyle yazılı olarak belirlenmiş olması gerekir. Vazife, aynı zamanda bir sözleşmedir (ahid). Ahdin yerine getirilmesinin de, maddi-manevi bir mesuliyet olduğu Kur'an'da belirtilmiştir. Ahdini yerine getirmeyenlerin ahirette büyük bir hüsrana uğrayacağını Kur'an ifade etmektedir. Ortaklar arasında vazifelerin taksiminden sonra, herkesin kendi mesuliyetinin gereğini yerine getirmesi bir esas olduğu gibi, gereksiz yere birbirlerine müdahale etmemeleri de münasebetlerin sağlıklı bir şekilde devamı acısından önemlidir.
Yapıcı tenkit ve hataların tamiri: "...Rahman'ın o makbul kulları ki, yalan yere şahitlik etmezler, yalan sözü de dinlemezler. Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan çekip giderler." (Furkan/72) buyrulmaktadır. Hataların düzeltilmesinde niyet ve söyleyiş tarzı çok önemlidir. Bediüzzaman'ın belirttiği; "Mü'min kardeşini sever ve sevmeli. Fenalığı için yalnız acır; tahakkümle (zorbalıkla) değil, lütufla ıslahına çalışır." düsturu hatalara yaklaşımda rehber olmalı.
Ortaklar arasında, önce, her insanın hatası olabileceği gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu hatalardan önemsiz olanları tenkit etmekten kaçınmak, ortaklığın ayakta kalabilmesi açısından önemlidir. Bir insanın büyüklük taslayarak diğerini tenkit etmesi, karşıdakinin onurunun kırılmasına yol açar.
Helal yolda kazanma: Hayatın devamlılığı için maddi ihtiyaçların karşılanmasında, para ve mal önemli bir vasıtadır. Bu bakımdan insan maişeti için belli bir işle meşgul olmak mecburiyetindedir. Bu noktada helal ve harama dikkat edilmesi, ferdin hem dünya hem de ahiret saadeti açısından vazgeçilmez bir düsturdur. İnsanlar için para ve mal önemli bir imtihan vesilesidir. Emek veya mal karşılığında alınacak ücrette, hakkaniyet ölçülerine riayet edilmemesi durumunda meşru olmayan kazanç ortaya çıkar. Aynı durum, ortaklıktaki kazancın bölüşülmesinde de söz konusudur. Başkasına ait malı haksız yere almanın, manevi mesuliyeti vardır. İslam'a göre, haksız kazanç, ateştir. Daha çok kazanma hırsı ile helal-haram demeden kazanmaya çalışan insanın sonu hüsrandır. Bozulan işler ve ortaklıklar bu tip hırsların sonucudur. Hırsın sonu hasarettir, büyük kayıptır.
Kıskançlığa yol açan sebepler: Bilhassa, akraba veya kardeş olan ortakların, aile içi ve özel harcamalarında hayat tarzlarını kıskançlığa yol açacak şekilde gösterişten uzak tutmaları, ortaklığın devamı açısından gereklidir. Mesela, aynı şartlarda ortak olmuş iki kardeşten birinin evindeki lüks ve israfa karşılık, diğerinin daha muktesit ve mütevazı yaşaması, bilhassa hanımları arasında dedikoduya, daha sonra da ortaklığın bozulmasına yol açabilir. Böyle istenmeyen neticelere sebebiyet vermemek için, işlerin ortaklaşa yapıldığı gibi mümkünse kardeşlerin hayat standartlarının belirlenmesinde ve harcamaların dengeli yapılmasında da ortak hareket edilmelidir.
Sahabenin "isar" vasfını rehber edinmek: Ortaklar arasında kazancın bölüşülmesinde, eşitliğin sağlanması esastır. Bu konuda bilerek veya bilmeyerek taraflar arasında haksızlık yapılması, sıkıntılara sebebiyet verebilir. Maddi konularda başkalarını, hususen kardeşlerini, kendilerine tercih etmelerinden dolayı Kur'an'ın övgü ile bahsettiği sahabenin tutumu örnek alınmalıdır: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine iman yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Haşr, 9). Atalarımız, "Mal canın yongasıdır." derken, insanın fıtraten mala olan düşkünlüğünü belirtmişlerdir. Ancak, Kur'an'ın "isar" olarak bahsettiği bu tutum, ortaklar arasında göz önünde tutulması gereken yapıcı prensip olmalıdır.
Ortaklığın bozulmasının getireceği kayıplar: Aile dışı ortaklıkların bozulması, maddi kayıpların yanısıra dargınlık ve huzursuzlukları da beraberinde getirir. Ancak, aile ortaklıklarının bozulması baba-evlat, kardeşler ve akrabalar arasında tamiri çok daha güç kırgınlıklara ve içtimai sıkıntılara yol açabilir. En azından, kalblerin birbirinden uzaklaşması, birbirinin arkasından konuşma gibi, dini-ahlaki tehlikeler baş gösterebilir. Akrabaların önce kalben birbirinden uzaklaşmaları, daha sonra da aralarındaki bütün münasebetleri koparmaları sebebi ile dünya ve ahirette büyük kayıplara uğrayacaklarına dair pek çok ayet ve hadis bulunmaktadır.