Nisan 2003 · s. 124 · 5 dakikalık okuma
Manevi Boşluk ve İntihar
Gecenin karanlığını yırtarcasına haykıran ambulans, hastahanemizin önüne her yanaştığında yüreğim kabarmaya başlar. Acil servisin kapısından giren sedyede bir gencin hareketsiz yattığını gördüğümde ve yakınları bunun bir intihar teşebbüsü olduğunu söylediklerinde, "Eyvah! İşte altın nesil olabilecekken, hepimizin suçu olarak hem dünyasını, hem de ahiretini kaybeden birisi daha.." diyerek, yapılabilecek hala bir şey vardır, ümidiyle koşarım.
Maalesef birçoğunda geç kalmışızdır. Bazen erken davranıp kurtardıklarımızla yakından ilgilenerek, onlardan niçin böyle bir yola baş vurduklarını, intihardan nasıl bir kurtuluş beklediklerini ve teşebbüslerinin altında yatan sebepleri öğrenmeye çalışırım.
Acil servis doktoru olmam ve intiharlarla çok fazla karşılaşmam bu problemin; toplum ve ruh sağlığı ile olan ilgisine ve meselenin metafizik boyutuna eğilmemi sağlamıştır.
Sağlıklı bir toplum, bedeni ve ruhi yönden sıhhatli fertlerden oluşur. İnanç boşluğunun ve ekonomik sıkıntıların giderek artması, fert ve toplum psikolojisine menfi tesir etmekte, insanları hayat problemleri karşısında güçsüz düşürerek patlama noktasına götürmektedir. Bilhassa zayıf karakterliler, yeterli aile ve yakın çevre desteği göremeyen, her şeyi kendi gücüyle çözmeye çalışan, ama bunda da başarılı olamayan insanlar, zaman zaman bunalıma girmekte ve beklenmedik bir anda intihar girişiminde bulunmaktadır.
İnsanların karşı karşıya kaldıkları ruhi rahatsızlıklar, sadece toplumumuz için değil; yaşadığımız asırda bütün milletlerin önünde duran önemli problemlerdendir. Dünya Sağlık Teşkilatı'nın 2001 raporunda, dünya nüfusunun dörtte birinde psikolojik problemler olduğu belirtilmektedir. 185 ülkeden elde edilen bilgilere göre, depresif bozukluklar, dünyada dördüncü önemli hastalık sebebi sayılmaktadır. Yine aynı raporda, dünyada her yıl 1 milyon insanın intihar ettiği ayrıca 10-20 milyon kadar insanın da başarısız intihar teşebbüsünde bulunduğu belirtiliyor.
Yapılan araştırmalar; ölümle neticelenen intiharların genellikle 30-40 yaş arası bekar ve işsiz erkeklerde, şizofreni ve depresyon teşhisi konan kişilerde daha sık görüldüğünü ortaya koymaktadır. İntihar teşebbüsleri ise; 30 yaş altı bekar işsiz kadınlarda ve depresyon teşhisli hastalarda daha çok tespit edilmiştir. Bu kişilerin ekseriyeti daha sonra ölümle neticelenenen ikinci intihar teşebbüsüne girişmektedir.
İntihar vak'alarının görünürdeki sebepleri; ağır seyreden kanser, ülser, kalb-damar ve sara ile çeşitli sakatlıklar, kişinin kendini çaresiz ve ümitsiz hissettiği sıkıntılı hayat şartları gibi risk faktörleri sayılmakla birlikte, asıl faktörün kadere ve ahiret gününe iman eksikliği olduğu kabul edilmektedir. Dünyanın bir imtihan yeri olduğunun unutulması, alışılmış rahatlığın ve zevklerin kaybedilmesi karşısında panikleme, Allah'ın adil ve rahim olduğu, sabrın ehemmiyeti gibi temel akidelerin eksikliği, kişiyi hayata bağlayan bütün dalların kesilmesine yol açmaktadır. Bu durumda insanın can yoldaşı denilecek seviyede, kalb ve vicdan kültürü zengin bir arkadaş çevresinin olmaması, en büyük eksikliklerdendir.
Ailede intihar girişiminde bulunmuş kişilerin varlığı, aile içinde intihar girişimine bir yatkınlık oluşturmakla birlikte bu konudaki bilgiler çok net değildir.
Jama dergisinin Mart 2002 sayısında, Amerika Birleşik Devletleri'nde son yıllarda gençler arasında intihar vak'alarının dikkat çekici bir artış gösterdiği belirtilmektedir. Ölüm sebepleri arasında intiharın, kolej öğrencilerinde ikinci; 14-24 yaşlarındaki kişilerde üçüncü; 5-14 yaşındaki çocuklarda ise, altıncı sıraya yükseldiği ifade edilmektedir. Aynı araştırmada; 1950'den bu yana 15-24 yaş beyaz ırk erkeklerde, intihar sıklığının üç kat, kadınlarda ise; iki kattan daha fazla arttığından bahsedilmektedir. Ayrıca intihara yönelen insanlarda, bu teşebbüs öncesinde şu belirtiler müşahede edilmiştir:
-Yeme ve uyuma alışkanlıklarında değişiklikler;
-Aile ve arkadaşlardan uzaklaşma;
-Daha önce hoşlandığı işlere karşı alakanın azalması;
-İlaç veya alkol kullanımı;
-Umutsuzluk, suçluluk duygusu, bıkkınlık ve huzursuzluk şikayetleri, dikkat dağınıklığı ve başarılardaki azalma;
-Kendisi için önemli olan eşyaları başkalarına verme...
Çevresinde bu belirtilerden birkaçını görenlerin, bu belirtileri taşıyan kişilere daha dikkatli davranmaları, onlarla yakından ilgilenmeleri ve sıkıntılarına ortak olmaları çok önemlidir.
İntihar düşüncesinde olan birçok gençte, depresyon veya kötü madde kullanımı gibi tedavi edilebilir bozukluklar bulunmaktadır.
Çeşitli intihar şekilleri bulunmakla beraber, acil servislere en fazla zehirlenme vak'ası gelmektedir. Tabii ki gelen her zehirlenme intihar maksatlı olmamakla beraber, yine de ilk sırayı intihar etmek gayesiyle ağızdan ilaç alan hastaların alması, konuya verilmesi gereken önemi göstermektedir.
Çocuklarda ilaç zehirlenmesi İntihar olmamakla beraber tedbirsizliğin ve umursamazlığın azami derecede yaygınlaştığı cemiyetimizde, zehirlenmelerin yaklaşık % 50'si beş yaş altındaki çocuklarda görülmektedir. Ailenin bir anlık ihmalinin masum yavrularda doğuracağı kötü neticelerin başında gelen zehirlenme vak'alarının sebebi; çocukların ilk yaşlarda tadı nahoş, kokusu ve görüntüsü bozuk olan maddeleri yeme-içme eğiliminde olmaları, daha da önemlisi, büyüklerin bu konudaki hataları, çocukların yanında özendirici şekilde ilaç almalarıdır. Çocuklar büyüklerinin yaptıklarını özenle taklit ederler. Evdeki yaşlıların kullandıkları ilaçları çocukların yanında: "Bu pembe ilaç benim tansiyon hapım, bu beyaz ilaç benim romatizma hapım, yeşili de mide hapım.." diyerek, çocuğun eline geçirdiği ilk fırsatta aynı işlemi kendine tatbik edeceği gerçeğini doğurmaktadır. İlaç alımı ile zehirlenen çocuklara bunu neden yaptığı sorulduğunda: "Dedem ve ninem de içiyor, onlara niçin kızmıyorsunuz?" şeklinde cevap vermeleri, büyüklerin ilaç alımı konusundaki hassasiyetlerini bir kere daha gözden geçirmeleri gerektiğini ortaya koymaktadır.
Yetişkinlerde ilaç alımının intiharla ilişkisi
Yetişkinlerde zehirlenmelerin en sık görülen sebebi, intihar maksadıyla ilaç alınmasıdır. Birçok zehirin panzehiri olmadığından, hastaların acil servislere geç getirilmelerinden ve erken teşhis imkanlarındaki yetersizliklerden kaynaklanan ölüm nispetleri; % 5-8'e kadar çıkmaktadır. Giderek artan nispette rastlanılan intihar maksatlı zehirlenmeler sebebiyle başta aile ve yakın çevrede, daha sonra ise toplum çapında oluşan sıkıntılar, ülkemizin temel yapısını sarsmaktadır. Bu durum, maddi-manevi bunalımlar içinde yaşayan insanların problemlerini çözmede birer engel olarak karşımıza çıkmaktadır.
Meselenin köklü çözümü için dünya çapında bir maneviyat seferberliğine ihtiyaç varken, tıp doktorlarının, "Hiç olmazsa bu genci kurtarabilir miyim?" gayretinden fazla bir şey yapılmamaktadır. Zehirlenmelerde yapılması gereken; hastayı kusturma, mide yıkama, antidot (panzehir) ilaç uygulaması veya ileri merkezlerde uygulanan hemofiltrasyon (kanın temizlenmesi) metoduyla kandaki toksik maddenin uzaklaştırılması gibi tıbbi müdahalelerdir. Ancak olayın üzerinde herkesin dikkatle durması gereken bir diğer yön; insanları intihar etmeye yönelten gerçek sebepleri ortadan kaldırmadan, acil hekimlik hizmeti ile başarıya ulaşamayacağımızdır.
Buradan hareketle, bedeni ve ruhi yönden sıkıntısı olan insanlarla ilgilenmek, hem devletin, hem din adamlarının, hem de psikologların görevidir. Bedeni ve ruhi yönden sağlıklı olan insanların yapabileceği yardımlar da vardır. Sağlıklı bir toplum için, herkesin herkesi kendi kardeşi gibi bilip insanlarla ilgilenmesi ve başına gelmesini istemediği şeylerin başkalarının da başına gelmemesi için gayret göstermesi önemlidir. İnsanlar birbirlerini sevmeye, birbirlerinin sıkıntıları ile ilgilenmeye ve birbirlerini sağlıklı düşünmeye yönlendirmelidir. Böylece insanlara yalnız olmadıkları, kendilerine destek ve değer veren insanların olduğu hissettirilir. Bu da, intihar teşebbüsünde bulunan kişilerin bu fikirden uzaklaşmasını ve daha sağlıklı düşünmesini sağlar.
Yüce Allah, "Allah'ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmeyin.." (İsra, 33) buyurmaktadır. Prof. Dr. Suat Yıldırım, ayetin açıklamasında, "Öldürme yasağına insanın kendisi de dahildir." demektedir. Bu sebeple intihar teşebbüsü düşüncesinin, sağlıklı bir Müslüman'da bulunmayacağı açıktır. Ancak, şuur dışı bir davranış neticesinde gerçekleştirilen intihar teşebbüsünden sonra pişmanlık ve utanç duyulması, bu kişileri suçlamamak, aksine bunlara yardım etmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Kader bizi, acil servisine zehirlenerek gelen intihar vakalarına koşmakla vazifelendirmiş ise; bu vazifeyi en iyi şekilde yapmaya çalışmalıyız. Toplumun eğitim ve terbiyesiyle vazifelendirilmiş kişiler de, mesuliyetlerini müdrik olarak, "Altın Nesil" olabilecek gençlerin bir sedye ile hastahanelere taşınmaması için gece-gündüz çalışmalıdırlar.