Eylül 1987 · s. 29 · 2 dakikalık okuma
Mükemmele Sıçramak

Tenkit, heran tekemmüle muhtaç beşerî marifetlerin zirveleşmesine sebep olan en güzel ve güvenilir vesilelerden biridir. Bu sayede insanlık, hayatın bütün sahalarında, doğruya, güzele ve mükemmele doğru sıçrar. Tenkit, aksiyon ve hamleye müsbet yönde tesir ediyorsa, böyle bir tenki, en az teşvik kadar mübeccel ve mukaddestir. Onu sadece bir kusur bulma vasıtası olarak değerlendirme ne derece büyük bir kusur ise yapılan herhangi bir tenkidi bu şekilde kabul etme de aynı şekilde büyük bir kusur ve ilave olarak bir ruh hamlığının ifadesidir. Hakikî ve gerçek tenkit, şefkatin ikiz kardeşidir. Beraber doğar ve beraber yasarlar... Birbirinden ayrıldıkları anda esas mahiyetlerini kaybeder ve şefkat, tamamen zaaftan ibaret bir sevgi; tenkit ise tahammülü mümkün olmıyan bir hakaret haline döner. Her iki hâlin de ne ferde ne de cemiyete kazandıracağı birşey vardır. Tenkidin en müessiri, tavsiye potasında eritilerek takdim edilenidir. Böylece muhatabın hissiyatı rencide edilmemiş ve muhatap, daima doğru ve iyinin ilham kaynağı olan ve Ruso'nun ifadesiyle, ilâhî ve semâvî sadâ mânâsına lâyık vicdanıyla başbasa bırakılmış olur. Başkasından evvel kendini kandırmaya çalışan ve böylece en büyük bir aldanmaya giriftar olan zavallıların dışında hiç kimse de vicdandan gelen ilahî sadâya kulak tıkamaz ve böylece doğrunun, hayat veren vuslatına erer.
Tenkidin en masumuna dahi tahammül edemeyip reaksiyon gösteren bir kişi bilmelidir ki, o bu hâliyle, cüce büyüklerin takındıkları hamâkat tacı gururun şevkiyle, daha ileriye gitmekten kendini müstağni görme gibi anlaşılması ve anlatılması güç bir ruhî hastalığa mübtela, demektir. Böyle bir hastalık ise insanı en kısa zamanda, düşünce dünyasından alır ve zamanın kıskacına hapsederek, eriterek tüketir. Bu anlayış ve mânâsıyla tenkit, yeni bir ıstılaha bürünürse, basın ve fikir hayatımız yeni bir edeb ve ahlâk anlayışına kavuşmuş olacak; ve bizler için de münekkidi şu şekilde tarif imkânı doğacaktır: Münekkid: Ömür boyu tek bir cümlenin inşasıyla uğraşan; ancak hayatını ölümle noktaladığı halde, cümlesinin sonuna bir nokta koyamıyan veya bilerek koymıyan; güzelliğin buutsuz mekânında sonsuzluğu kavramanın kavgasını veren; fikir dünyasının entellektüel cüceleri tarafından, sevilmeyen, ırgalanan ve horgörülen; ve yalnızlığın memesini massederek gelişen ve bu ona değişmeyen bir kader olan dehanın çocuğudur.. Öyle bir çocuk ki, onun beşiğinde attığı çığlıklar; nice asırlar ve o asırlarda yetişen nesiller tarafından duyulacak ve seçkin hafızalar, bu mânâ yüklü çığlıklara ebedî birer mahbes olacaktır.
Şemseddin Nuri