Sızıntı Arşivi

Eylül 1987 · s. 26 · 6 dakikalık okuma

Ve Beyinde Muafiyet Sistemi...

İ. Hakkı Menşur · Dr. · Tıp

ey87-33.jpg

Beyin bütün vücuddaki hadiseleri kontrol eden, yönlendiren bir hususiyete sahiptir. Beynin immun sisteme (muafiyet sistemi) tesir etme tarzı yakın zamanlara kadar muamma idi. Son yapılan araştırmalar ışığında PNI (Psycho Neuro Immunology) adında bir ilim dalı doğdu. Bu ilim dalı beyinle muafiyet sistemi arasındaki karşılıklı müesseriyeti incelemektedir.

Okuyacağınız yazıda PNI'nin doğuşu ve gelişmesi anlatılmaktadır.

C. Simonton ve karısı, Dallas Kanser Danışma ve Araştırma Merkezinde kanserli hastalara hangi davranışların kanserin seyrine tesir ettiğini izah eden iki ilim adamı idiler. Hastalarına, stresle karşılaştığı zaman kolayca morali bozulan şahısların, kansere daha kolay yakalandığını anlattılar. Kansere yakalanan şahıs iyileşmek istiyorsa, hastalığı ile mücadele etmeyi ve istikbalden ümitli olmayı Öğrenmeliydi. Bu da içtimai ve hissi meselelerle başa çıkmayı becerfnek manasına geliyordu.

ey87-34.jpg

Simontonların 1978 yılına kadar meşgul oldukları 159 hasta daha önce tedavi edilip iyileşmelerinden ümit kesilmiş şahıslardı ve 1 yıl içinde ölecekleri tahmin edilmekteydi. Hastaların çoğu en az 20 ay yaşadı ve dörtte birinden fazlası kısmen veya tamamen iyileşti. Simonton bu neticeleri kendi metoduna bağladı. Bu metoda göre şahıs hastalığını bilir ve ona karşı mücadele e-der, istikbalden ümitlidir. Aynca hayal kurarak beynini kullanır.

Simontonların görüşleri tıp camiasında pek kabul görmedi. Neticeler kâfi değildi ve bu metodla hastaların kansere karşı daha zayıf ve strese daha yatkın hale gelmeleri mümkündü.

Simontonlar şüpheci kafaları tatmin edici deliller ortaya koyamamışlardı, ama daha sonra yapılan araştırmalarda onları destekleyen bazı neticeler elde edildi.

M.Duff ve Pert vücuda giren mikroorganizmalar ile mücadele eden makrofajların hız ve hareket yönlerinin opiatlar ve P maddesi (bir ağrı habercisi) gibi nöropeptidler tarafından değiştirildiğini gösterdiler. Bu maddeler şahsın psikolojik durumuna bağlı olarak salgılandıklarına göre, şahsın psikolojik durumunun mikroplarla mücadelede ehemmiyet arzettiği ispatlanmış oluyordu. Aynı şekilde morali bozuk hastaların hâlâ ümidini kesmemiş hastalara göre daha kötü durumda olmalarının sebebi de muafiyet sistemi hücrelerine tesir eden nöropeptidlerin miktanndaki azalma olabilir.

Pert beyinde tesir eden düzinelerce peptid yapıda olmayan kimyevî madde ve 50 civarında nöropeptid olduğunu ifade ederek, bu sayı kabarıklığına rağmen, ileride herbir his için kimyevi madde profilinin çıkarılacağını ve bu kimyevi maddelerin sadece beyinde değil, muafiyet sisteminde ve vücudun diğer bölgelerinde de imal edildiğine inandığını söylüyor.

Fransa Tours Üniversitesinden Gerard Renoux'a göre beynin korteks (kabuk) tabakası en azından daha iptidai kısımları kadar muafiyet sisteminin çalışmalarına tesir etmektedir. Renaux "Beyin, muafiyet sistemini davranışla alakalı aktiviteleri kontrol ettiği şekilde kontrol eder" diyor. Yani beynin sol yansı muafiyet sistemini tenbih ederken sağ yarısı ya doğrudan veya sol yarının aktivitesini azaltarak baskılanmaktadır. Beyin fonksiyonlarının beyin yarımküreleri arasında anormal şekilde dağıldığı sol el kullanan şahısların otoimmun hastalıklara (muafiyet sisteminin bozukluğu neticesinde meydana gelen bazı hastalıklar) yakalanmaları daha fazla muhtemeldir. Matematiğe kabiliyetli çocuklarda ve öğrenme bozukluğu olan çocuklarda, -ki her iki grupta da beyin yapısında anormallik vardır- allerji meydana gelme riski daha fazladır. Renoux muhtemelen beyinin değişen simetrisinin immun sistemin dengeleşmiş çalışmasını bozduğunu ve bunun hastalıklara zemin hazırladığını ifade etmektedir.

Renoux'un teorisi aynı zamanda hislerin ve hayal kurmanın kanserle mücadelede nasıl rol oynadığı hakkında da ipuçları vermektedir. Hayal kurma daha çok beynin sağ yarısı tarafından kontrol edildiği için, şahıs hayal kurarken beynin sağ yansının, muafiyet sistemini baskılamasına mani olmaktadır.

Bazı araştırmacılar ise beynin sol yarısının heyecan gibi müsbet, sağ yarısının kayıtsızlık gibi menfi hisleri kontrol ettiğini ileri sürmekteler. Böylece holistik tıbbın (hekimin teşhis ve tedavide hasta hayatının bütün yönlerini fiziki, hissi ve içtimai- dikkate aldığı bir metod) teşvik ettiği mutluluk ve kontrol hissi, muafiyet sisteminin kansere karşı mücadelesine destek olmak üzere, beynin sol yansını tenbih edebilir.

Bu bilgilerin ışığında yeni bir ilim dalı doğdu: PsychoNeurolmmunology (PNI). PNI beyin faaliyetleri ile muafiyet sistemi arasındaki karşılıklı münasebeti araştırır. Beyin muafiyet hücreleri ile haberleştiği için hastanın moral durumu muafiyet sistemine tesir edebilir. Benzer şekilde beyinle haberleşen muafiyet hücrelerinin hastanın mizacına tesir etmesi tabiidir.

ey87-35.jpg

Vücudda cari mekanizmaların en mükemmellerinden biri feedback (geri besleme) mekanizmasıdır: Bir termostatın odadaki sıcaklığı tesbit edip sabit tutması gibi beyin vücuddan aldığı birçok sinyalleri değerlendirerek sabit bir iç çevre meydana getirir. Kan basıncı, sıcaklık, cinsiyet hormonlarının salınımı ve iştah feedbackle düzenlenirken niye vücudun müdafaa mekanizmalarında bu tarz bir feedback bulunmasın? Fizyolog H. Besedowsky bu sorunun cevabını araştırmak için şöyle bir çalışma yaptı: İmmunolog S.Sorkin ve biokimyacı A. del Rey ile bir farenin beynine elektrodlar yerleştirdiler ve muafiyet sistemini harekete geçirmek için hayvana yabancı hücreler injekte ettiler. Neticede farenin beyninde elektrikî aktivite arttı ve bazı mühim beyin kimyevî maddeleri tedricen azaldı. "Bu, beynin muafiyet sisteminin ne yaptığının farkında olduğunu gösteren ilk açık delildir" diyor Besedowsky.

Besedowsky daha sonra beynin sadece muafiyet sisteminin çalışmasını takip etmediğini, aynı zamanda muafiyet sisteminin belli bir düzende kalmasına yardımcı olacak bilgileri de kullandığını keşfetti. Lenfosit ve makrofajların mikroorganizmalarla karşılaştıklarında onlarla mücadele etmekten başka kan yolu ile beyne kimyevî sinyaller yolladıklarını buldu. Bu sinyaller (beyne hormon imali için) haber veriyor, böylece muafiyet hücrelerinin aktivitesinde artma veya azalma meydana geliyordu.

Muafiyet sisteminin muvazene içerisinde olması sağlık açısından ehemmiyet arzeder. Zayıf düşmüş bir muafiyet sistemine sahip şahıs bulaşıcı hastalıklara kolay yakalanırken, aşırı çalışan bir muafiyet sistemi için de bir muvazene sağlanmalıdır" diyor Besedowsky ' 've bu muvazene beyinle müessir olarak devam ettirilmelidir".

Alabama Üniversitesi'nden immunolog Ed Blalock 1979'da muafiyet sistemi hücrelerinin beyinle hormonlar vasıtası ile haberleştiğini gösterdi. Blalock interferonlar üzerine çalışırken interferon tarafından tenbih edilen muafiyet sistemi hücrelerinin endor-fin (beynin bir bölgesi tarafından salgılanan ve morfin benzeri olmakla beraber morfine nazaran çok daha güçlü ağrı kesici vasfı olan bir madde) ve ACTH (hipofiz bezinden salınan ve böbrek üstü bezi korteksini tenbih eden bir hormon) imal ettiklerini keşfetti. Blalock muafiyet sistemi hücrelerinin sadece bu iki maddeyi değil, büyüme hormonu, tiroid uyarıcı hormon ve üreme hormonlarını da salgıladığını iddia ediyor ve "muafiyet sistemi sanki yüzen küçük bir hipofiz bezine benziyor" diyor. Blalock'un bu iddiaları şu anda araştırma safhasında.

A.Goldstein'ın muafiyet sistemi hücrelerinin olgunlaşmasını tenbih eden thymosinleri keşfetmesini takiben Goldstein ve Hall thymosinlerin insan davranışları üzerine de müessir olduğunu ispatladılar.

Ayrıca Hall muafiyet sisteminin hafızası ile davranışla alakalı hafıza arasındaki benzerliğe dikkat çekti. Beyin tecrübeler hakkında bilgi depoladığı gibi, lenfositler de daha önce karşılaşılan mikroorganizmaları "hatırlayıp" sonraki karşılaşmada vücudun bu mikroorganizmalara karşı cevabı daha güçlü vermesini sağlayabilirler. Hall iki tip hafızanın da yaşlara göre seyrinin paralellik gösterdiğini söylüyor; heriki hafıza da ergenlikte zirveye ulaşır, yaşlılarda hafıza gerilerken muafiyet sisteminin vücudun kendi hücrelerini tanıma kapasitesi zayıflar ve böylece kanser ve oto-immun hastalık riski artar.

Hall ve Blalock bu paralelliği birkaç teori ile izah ediyorlar: Bunlardan ilki yaşlanan beynin ACTH ve endorfin gibi maddelerin yeterli salınımını sağlayamaması ve bu hormonların miktarındaki azalmaya bağlı olarak demans (bunama) ve müdafaa sistemi bozuklukları görülebilmesidir. Diğer bir teori evleviyetle muafiyet sisteminde meydana gelen bozukluk neticesinde muafiyet sistemi hücrelerinden salınan thymosinler, ACTH ve endorfinlerin seviyesinin düşmesi ile zeka fakültelerinde gerileme olduğunu ileri sürmektedir.

Yapılan bu araştırmalar neticesinde beyin - muafiyet sistemi arasındaki münasebetler çeşitli yönleriyle gösterilmiş oldu.

İnsan vücudunun harika işleyişinde yer alan mekanizmalar, haberleşme sistemleri ve karşılıklı müesseriyetin mükemmel olması, sağlam insanda hiç aksamadan işlemesi, vücudda binlerce farklı maddenin farklı yerlerde farklı tesirlerinin bulunması, bunların birinin diğerlerini de etkilemesi ve bütün bu faaliyetlerin kontrol altında tutulup muvazenenin sağlanması ve bu muvazenenin kainattaki muvazenenin bir cüzü olması bize kainatta ancak tek bir hakimin bulunduğunu gösteriyor.

Araştırmaların neticeleri ile metodlarına ilmi destek sağlayan Simontonlar, kullandıkları metodun yan tesirlerinin bulunduğunu hatırlatanlara her tedavi' metodunun (ilaçla tedavi, cerrahi tedavi, fizik tedavisi, vs.) yan tesirlerinin bulunduğunu, mühim olanın uygulayan şahsın tedavinin değerine inanıp inanmaması olduğunu söylüyorlar.

Holistik tıbbı kullanan bazı hekimler onun ananevi tıbbın yerine geçeceğini iddia ediyorlar. PNI holistik tıbbın kullandığı mekanizmaları açığa çıkardıkça daha fazla hekimin ve kliniğin holistik tıbba rağbet göstereceği şüphesiz.

Disecover'den derleyen Dr. İ. Hakkı Menşur