Sızıntı Arşivi

Ekim 1988 · s. 358 · 5 dakikalık okuma

Modern Bilim Tenkid Edilir Mi?

Selim Çaldıranlı · Dr. · Bilim Felsefesi

İngiltere’de, milletlerarası mecmualarda ve çeşitli toplantılarda araştırmacı ve yazarlar, modern bilimin neticelerini ve kimin için yapıldığını tartışmaktadırlar. Bu yazıda özetler halinde bunlardan bahsedeceğiz.

Modern bilim, rasyonel ve objektif olduğunu iddia eder. Bu iddia ve bizim ‘bilimsel” metoda olan kuvvetli inancımız, hayatımızı bütünüyle tehlikeye sokmaktadır. Bugün bilimi elinde tutan güçler, itimat telkin edici davranışlardan uzak kişilerdir. Bu güçler hiçbir zaman ihtiyaç duymayacağımız şeyler üretmekle meşguller. Mesela, nükleer bombaları ve kimyevi silahlan kimin için üretirler? Laboratuarda üretilmeye çalışılan yeni hayvan ırkları ve mikroorganizma çeşitleri, insan hücreleri kullanarak yeni kompüterler geliştirme hevesleri gibi çalışmalar... Acaba bizi öldürmek için mi, yoksa bizim dertlerimize çare bulmak için midir? Bugün bilim o kadar özelleştirilmiştir ki, birçok bilim adamı, uzmanı olmadıkları konularda yorum yapmaktan çekinip “Ben teknolojistim” şemsiyesi altına sığınıyorlar. Bilimin manevi boyutlarıyla ve onun gelişimini hazırlayan felsefi düşüncelerle ilgilenmiyorlar.

Teorik fizikçi ışık partikülü (hüzmeleri) üzerine araştırma yapıyor. Arkadaşı uygulamalı fizikçi de onun bilgisini lazer silahlarını yapmakta kullanıyor. Her iki araştırmacı, askeri ve endüstriyel kuruluşlarca destekleniyor. Her ikisi de bilim yapıyor. Hangisi insanlık için çalışıyor?

Fizikçiler sadece bilimle ve maddenin özellik ve davranışlarıyla ilgileniyorlar. Çünkü onlar fiziğin yanında savaş ve diplomasi, kitle psikolojisi okumamışlardır. Vietnam savaşında sakatlanan milyonlarca insanı iyileştirme yollarını bulmaya yardım da etmezler. Çünkü onların konusunun dışındadır. Zamanımızın yüksek eğitim görmüş kişileri olarak, sahip oldukları şey itibarlarıdır. Zira onlar gerçeği keşfetmede bilimsel metodu kullandılar ve objektif realiteyi yakalamaya yardım ettiler.

Herşeyin izafi olduğunu söyleyen Einstein’dı. Quantum teorisi tabiatta objektif tanıma sahip hiçbir şeyin olmadığını söyler. “Sizin gördüğünüz şey, görmek istediğiniz şeydir’.

Bugüne kadar bilimin insanlığa yaptığı en bilinen hizmetlerden biri, insanın eline sadece düğmeye dokunarak dünyayı tahrip edebilecek vasıtaları vermesidir. Dürüst olalım. Hangimiz, bilim adamlarının kanseri ve AİDS’in tedavisini bulacağını ümit etmiyor. İlk planda bu hastalıklara bilim sebep olmuştur denilse inanır mısınız?

Cabraya göre bilimsel düşünme tarzı, bizim ekolojik açıdan düşünme kabiliyetimize mani olur. Çünkü rasyonel düşünce doğru çizgi halinde (lineer) ilerler; yani sebep ve netice münasebetine bakarak çok dar bir perspektifle düşündürür, sadece önündeki yola bakar ve sağa sola hiç dikkat etmez. Ekolojik düşünce ise çok çaplı ve her yöne dikkat ederek ilerlemeyi gerektirir. Batı toplumunda insanların anlamakta zorluk çektikleri şeylerden biri şudur: Eğer siz iyi olan birşeyi yapıyorsanız, o şeyin daha fazlasını yapmak, her zaman mutlaka daha iyi olmasını gerektirmez gerçeğidir. Yani hastalıkla mücadele için ilaç kullanmak iyidir, ne kadar çok ilaç kullanırsanız o kadar çabuk iyi olursunuz anlayışı ile ekolojik denge, bozukluklara ve israfa yol açan bir ilmi anlayış hakim durumdadır.

Modern bilim iyiyse, bunun ima ettiği mantıki netice; geleneğe dayanan bilim kötü olmalıdır. Bu ne demektir? Batının “bilimsel” düşünce metotlarıyla elde edilmemiş diğer bütün bilgilerin (diğer deyişle 3. Dünya’nın bilgisi) çoğunu reddetmektir.

Ancak son yıllarda gelişmekte olan ülkelerdeki düşünen insanlar, modern bilime daha tenkitçi bir gözle bakmaya başladılar. Onlar bilimin ilerlemiş ve ağır sanayinin, endüstrinin ikiz kardeşi olduğunu gördüler. Batı tıbbının işleyiş tarzının gereği olarak, batıdaki dev ilaç şirketleri 3. Dünya ülkelerinde pahalı, ekseriyetle zararlı ilaçları kullanmayı teşvik ettiği; zaman zaman da kendilerinin ‘ deney hayvanı” olarak kullanıldıkları hususlarına dikkat çektiler. Modern bilim, 3. Dünya’nın kendi geleneğe dayalı bilimlerine olan güvenlerini kaybettirmede pek başarılı olamadı. Çünkü bu bilimler asırlarca biriken tecrübelerin neticesinde oluşmuştu. Günün ihtiyaçlarına uyacak şekilde, insanlar tarafından kontrol edilebilen tarzlarda zaman zaman değiştirilebilmekteydi.

Bu insanlar problemlerinin çoğunu modern bilimle uyuşmayan yollarla çözerler. Çoğu kez modern bilimden daha fazla başarılı olurlar.

Misal olarak Kenya Wakara halkını ele alalım. Bu insanlar Victoria gölünde küçük Ukarat isimli bir adada yaşarlar. Burası modern bilimin yaptığı yeşil devrimin ne olup olmadığını gösteren bir tabii laboratuardır. Wakara çiftçilerinin biyoteknolojide doktora yapamadıklarını hatırlatalım. Onlar okumuş tahsilli çiftçiler de değildir. Ayrıca tohum ıslah enstitülerinin yüksek mahsul veren tohumlarıyla veya zirai ilaç firmalarının pesticidleri (böcek öldürücüleri) ve suni gübreleriyle boy ölçüşecek, hiçbir alet ve teçhizata da sahip değillerdir. Onlar sadece tabii şartlarda hayatlarını sürdürmek için ihtimali zararlara karşı ananevi maharet ve zekâlarını kullandılar.

Sadece 7 hektarlık fakir tropikal toprak üzerinde her km2 de 355 insana yetecek mahsul yetiştirirler. Onlar ekolojik açıdan tahribe yönelik bir çalışma olan tek bir çeşit ürün yetiştirmekle uğraşmadılar. Bunun yerine rotasyonla birkaç çeşit ürün yetiştirdiler. Bir çeşit tahıl olan groundnuts, sorghum, cassaua gibi bitkileri yetiştirirken gübre olarak baklagillerin yeşil yapraklarını kullandılar. Yıl boyunca arazide dönüşümlü olarak tarım yaptılar. Belli aralıklarla hayvanlarım bu arazide otlatarak beslerler. Waltara’nın ziraat sistemi tabii şekilde dengelenir, kontrol edilir ve oldukça da kompleks bir yapıya sahiptir. Bizim modern diye adlandırdığımız bilim, pestisidleri, suni gübreler ile kıyaslandığında oldukça ham ve beceriksiz kalır.

Ukarat adasındaki cahil çiftçi, açıkça California’daki herhangi bir laboratuarda yüksek maaşla çalışan biyoteknoloji araştırıcısından daha iyi ve daha randımanlı çalışan bir bilim adamıdır. Batının bilimi ile

3. Dünya’nın bilimi arasında dengesizlik hâkimdir. Bu da Batı biliminin 3. Dünyanın gerçek ihtiyaçlarını anlamasını; anlasa da uygun şekilde yerine getirmesini imkânsız kılar.

Modern bilimin ne olup olmadığına oldukça iyi ışık tutan Brezilyalı filozof Rubem Alves’in yazdığı güzel bir hikâye ile bu yazıyı bitirelim:

“Bir zaman1ar objektif bilgi edinmeye kendini kaptırmış bir kuzu vardı. Objektif bilgi toplama aşkıyla yanıp tutuşan bu kuzu, kurtlar hakkında söylenen sözlerin doğruluğunu araştırmaya karar verdi. Kurtlar hakkında söylenen hoş olmayan hikâyeler doğru muydu? Objektifliğini bozmamak için ilk elden bilgi toplamanın doğru olacağına karar verdi. Filozof kurta yazdı. Kurtlar nedir ne değildir, bana yazarsanız memnun olurum. Filozof kurt tam olarak kurtların ne olduğunu anlatan cevabı mektubunu kuzuya gönderdi. Mektupta kurt, kurtların şekillerini, büyüklüklerini, renklerini, sosyal alışkanlıklarını, düşüncelerini vs. herşeyi yazdı- Ama bir noktayı —yeme alışkanlıklarını— yazmadı. Çünkü bu, özellikle kurtların ne olduğunu tanımlamada esas bir özellik olarak görünmüyordu. Mektubu alan kuzu o kadar sevindi ki, yeni arkadaşını ziyaret etmeye karar verdi. Kurtların kuzu etine düşkün olduklarını ancak ziyaretinin sonunda öğrenebildi.

Bilimin yeme alışkanlığının olup olmadığına, şayet varsa onun en muhtemel besininin ne olduğuna kim karar verecek, biz onu önceden nasıl bilebileceğiz. Bu gidişatın önü alınmazsa; birçok Batılı düşünüre göre modem bilim hepimizi yavaş yavaş yiyip bitirecektir. Bu konuda siz ne düşünürsünüz?

Derleyen: Selim Çaldıranlı