Sızıntı Arşivi

Kasım 1992 · s. 12 · 6 dakikalık okuma

Mantık ve Mantığın İslamla Tanışması

Cemal Doğan · İnceleme

kas92

Cemal Doğan

Mantık, genel olarak "doğru muhakemeyi yanlış muhakemeden ayırmakta faydalanılan usulleri içine alan bir ilim" olarak tarif edilir (1). Başka bir deyimle mantık, "sistemli düşünme sanatı"dır (2). İnsan, kuracağı sağlam mantık zinciriyle hadiselerin gerçek yönlerini görür ve oradan da hakikate çıkar. Büyük mütefekkir İmam Gazalî'nin mantık hakkındaki şu sözü mes'elemizi teyid eden muhkem bir kaziyyedir; "Mantık ilmi olmayanın ilmine itibar olunmaz" (3).

Bu zaviyeden biz yazımızda kısaca mantık tarihinden bahsedecek ve onun İslâm'la tanışmasının seyrini çizmeye çalışacağız.

KISA MANTIK TARİHİ

Mantığın ilk sistemli başlangıcını Aristo'ya (M.Ö. 384-322) bağlarlar. Bu, bir Grek filozofu olan Aristo'dan önce mantığın olmadığı anlamına asla gelmemelidir. Çünkü, "mantık, sistemli bir düşünme sanatı ise" Aristo'dan önce yaşayan insanların "sistemsiz" düşündüklerini söylemek gibi bir garabete düşmüş oluruz. Aristo, mantık mevzularını toplu olarak ele alıp sistematik bir çerçeve ortaya koyduğundan mantığın ilk kurucusu sayılmıştır. Aristo'dan önce de mantık sahasında çalışmaların varlığına şahit oluyoruz. Bunlar kısaca Elea Mektebi kurucusu olan Parmenides, (bilginin amacının 'var olanı düşünmek olduğunu ortaya koyan felsefe mektebinin kurucusu İonyalı filozof) onun talebesi Zenon (M.Ö. 490-430) ve Milet Mektebi'ne mensup Ksenofenes gibi filozoflardır (4). Mantıkta Aristo'dan sonra ise, Ammonius Saccas adlı filozof Aristo'nun yazdığı "İsagoji" adlı eserini de ekleyerek mantık çalışmalarını genişletmiştir. Ortaçağda da bu mantık anlayışını sürdüren filozoflar ise Albert Grand (1193-1280), Saint Thamos Aquin (1225-1274) ve Pierre Espagne (1226-1277) gibilerdir. 20. asırda ise mantık çalışmaları çok genişlemiş ve üç ana dala ayrılarak günümüze kadar gelmiştir. Bunlardan FORMAL mantık en eskileridir. Aristo'dan başlayarak bütün ilk ve ortaçağlar boyunca gerek doğu İslâm dünyasında gerekse batı hristiyan dünyasında hakim olan mantık türüdür. Bu mantık türü genel olarak 'insan zihninin en önemli hususiyetinin düşünme olduğunu ve çeşitli istidlallerin zihinle yapıldığı kaidesinden hareket ederek zihnin işleyiş kaidelerini inceler. Metodolojik (özel) mantık ise Rönesans'tan sonra başlayıp, Bacon, Descartes, Leibniz ve St. Mili gibi filozoflar tarafından temsil edilen ve tabiat hadiselerinin pozitif metotlarla incelenmesi gerektiğini savunan ve bu arada zihnin konusu olan maddelere uygulanması bakımından işleyiş kanunlarını incelemeyi esas alan bir mantık türüdür. Üçüncü mantık türü ise lojistik (modern mantık) tır. Lojistik, İngiliz filozofu Bertrand Russell ile Alfred North Wnitehead gibi filozoflar tarafından temsil edilen bir mantık türü olup, bunların gayeleri cebirde olduğu gibi kavramları ve hükümleri de söz yerine sembollerle ifade etmeyi ve böylece mantığı da matematik-cebir haline getirmektir. Hareket noktalan ise hükümler, önermeler ve bunlar arasındaki bağlantılardır (5).

MANTIĞIN İSLÂMLA TANIŞMASI

İslâm dünyasında sistemli mantık çalışmaları Aristo'nun eserlerinin Halife El-Me'mun zamanında tercüme edilmesiyle başlamış, hatta Halife El-Me'mun bu maksatla Dar-ul Hikme (Hikmet evi) diye bir tercüme evi kurarak çalışmaların düzenli gitmesini sağlamıştır. Bunu yaptıktan sonra, bu tercüme bürosunun başına devrinin meşhur alimlerinden olan İbn-i Miskeveyh'i (V.857) getirerek çalışmalara hız kazandırmıştır (6). İbn-i Miskeveyh'in ölümünden sonra ise Huneyn b. İshak (V.875) müessesenin başına geçerek büyük bir dikkatle Aristo'nun eserlerini tercüme etmiştir. Bu tercüme eserin tesiri ile İslâm dünyasında da bir mantık furyası başlamış ve bu daha önceki mantıkçıları da geride bırakacak seviyeye yükselmiştir. İslâm dünyasında Farabî (870-950), İbn-i Sina (980-1037), İbn-i Rüşd (1126-1198), İmam Gazali (1058-1111), Esirüddin Ebheri (V.1265), Fahreddin-i Razi (1149-1209) vb. gibi büyük mantıkçılar yetişmiş ve daha önce Aristo'nun halledemediği birçok meseleyi açıklığa kavuşturmuşlardır (7).

İSLÂM'DA GENEL MANTIK ANLAYIŞI

İslâm mantığı, genelde dedüksiyon (tümdengelim) esasına dayalı olan ve saf kuru aklı esas alan Aristo mantığının aksine, mantığa şu manâyı yükleyerek ona geniş bir buud kazandırmıştır. Mantık "O ilme riayet eden kimsenin zihnini fikirdeki hatadan muhafaza eden kanunî bir alettir" (8). Bu zaviyeden onda, dedüksiyonu da (tümdengelim) endiksiyonu da (tümevarım), analojiyi de (kıyas) kullanmak müspet netice veriyorsa mahzuru yoktur fikri hakimdir. Zaten İslâm âlimlerinin çoğu mantığın gayesini açıklarken "Bilinen şeyler sayesinde bilinmeyeni kavramak" (9)tır diye bir tarif getirerek meseleyi en üst seviyede teyid etmişlerdir.

İmam Gazalî, Farabî, İbn-i Sina, Seyyid Şerif Cürcanî, Muhyiddin Arabî gibi büyük zatlar da eserlerinde mantığın lüzumuna dikkat çekerek ve adeta Gazali'nin "Mantık ilmi olmayanın ilmine itibar edilmez" fikrini kaziyye haline getirmişlerdir. Hatta yine Gazali'nin "Mantık bilmeden sağlam bilgi elde edilemeyeceğini iddia etmesi" (10). bu ilmi İslâm dünyasında farz-ı kifaye konumuna oturtmuş ve artık medreselerde okutulan tefsir, fıkıh, hadis, kelam vb. gibi ilimlerden önce bu ilmin okutulmasına başlanılmıştır (11). Bu da İslâm'ın fikir ve düşünce yapısında sistematiğe ne kadar önem verdiğinin diğer bir delilidir.

İbn-i Sina, mantık hakkındaki görüşlerini Kitabü'ş Şifa'da ortaya koyarak, daha önce tercümelerden dolayı Aristo'ya aşırı bağlılığı olan ve temsilciliğini Ebu Bişr Matta Bin Yunus, Farabî, Yahya Bin Adiy'in yaptığı "Bağdat"' okulunu eleştirmiş ve kendisine bağımsız bir yol çizmesini bilmiştir. En önemli çalışmalarından biri de mantığın bir alet olduğunu ortaya koyarak onu psikolojiden ayırmasıdır. Büyük mantıkçı Farabî ise Uyunnu'l Mesâil adlı eserinde mantık konularına yeni tartışmalar getirerek mantığın üç bölümü olduğunu (El-Mebadi-ilkeler, El-Burhan-delilleme ve sonuç) ortaya koymuş ve bunlardan asıl olanın da deliller olacağını savunmuştur. Bu farkla Aristo'dan ayrılan Farabî "Bilimin sezgiyle bilinen tanımlanamazlara dayandığını" ileri sürmüştür (12). Getirmiş olduğu mükemmel ölçülerle haklı olarak kendisine Hüccet-ül İslâm dedirten Gazali ise ne müsbet ne de menfi yönden dine taalluk eden birşey olmadığını anlatmış, delillerin, kıyasların başlangıçlarının şartlarını ve onların nasıl terkip edileceğini ortaya koymuş ve neticece mantığın inkâr edilmemesi gerektiğini belirterek önemine dikkat çekmiştir 03). Yine meşhur İslâm mantıkçılarından İbn-i Rüşd ise mantığın insanı saadete ulaştıran bir yol olduğunu izah etmiş, mantık ilmine sahip olmayanın daima his âleminde kalarak hataya düşeceğini, bu zaviyeden bilgi yetersizliği ve düşüncedeki sistematiği kuramayışı yüzünden kemâle eremeyeceğini söylemiştir (14). 20. asrın başında tulû etmiş büyük mütefekkir Bediüzzaman ise eserlerinde mantığın bütün meşhur kaidelerini kullanarak (yani zihnin genel bir önermeden kısmî bir önermeye geçiş suretiyle akıl yürütme olan dedüksiyona misâl "madem va'detmiştir. elbette yapacaktır. Çünkü vadinden hulfetmek O'na muhaldir" (15). Zihnin Özellerden genellere, misâllerden kaidelere çıkış şeklinde 'bir düşünce tarzı olan endüksiyona misâl ise "düz İslâmiyet'in doğrularını fiillerimizle izhar edebilsek diğer dinlerin tâbileri seve seve İslâmiyet'e dahil olacaklardır" şeklindedir (16). İki şey arasındaki benzerliğe dayanıp birisi hakkında verilen bir hükmü diğeri hakkında da vermek demek olan analojiye (temsil) misâl ise "güneş gündüzü ve gündüz güneşi gösterdiği gibi, imanın rükûnleri birbirlerini ispat ederler" (17) tarzında gösterilebilir). İslâm'a fen ve felsefe kanalıyla yapılan saldırılara cevap vermiş ve en muğlak mes'eleleri (Haşir, Kader. Ruh) bile mantıkî delillerle ispat ederek mantığın bir alet ilmi olduğunu ortaya koymuştur. Hele onun mantık hakkında söylediği şu söz çok manidardır: "Vasat yolu gösterecek, ifrat ve tefridi kıracak yalnız Belagat, Mantık ve Hikmettir" (18). Netice olarak bütün ilimlerde olduğu gibi mantıkta da görüldüğü üzere İslâm âlimleri daima ilme öncü olmuşlar. onu dar sahalara hapsetme yerine geliştirerek insanlığın istifadesine sunmasını bilmişlerdir. Çünkü onlar "istikamet dairesinde kullanıldığı zaman mantığın bir nimet" olduğunun daima şuurunda olmuşlardır. Her sahada olduğu gibi bu sahada da asla bağnazlık yapmayıp "İlim mü'minin yitik malıdır, nerede bulursa alsın" kudsî ölçüsüyle hareket etmişler ve mantığın kurucusu Aristo olsa bile, onu almaktan çekinmemişler ve yeniden ele alarak eksik yönlerini ortaya koyup yepyeni bir çehreyle insanlığın hizmetine takdim etmişlerdir. Bunu sağlayan en büyük âmil ise İslâm'ın âlemşumûl ilim anlayışıdır. Bu anlayış her sahada geçerliliğini sürdürerek gelecekte insanlığı saadete götüren tek yol olacaktır.

20. asrın "İkna asrı" olduğunun şuurunda olan diriliş nesli, vahyin önderliğinde "Akıl. İlim, Mantık" silahlarını kullanarak insanlığı içinde bulunduğu kaostan çıkararak, aydınlanmamış hiçbir noktası bulunmayan nurlu yarınlara ulaştıracaktır.

KAYNAKLAR

1) Ebherî. İsaguci. s. 5

2) Y.Lûgat, Mantık md.

3) İmam Gazâlî, el-Munkız, (Ter.) s. 20

4) Nihat Keklik, İslâm Mantık Tarihi ve Farâbî Mantığı, I, 37, (İst,)

5) E.Hamdi Yazır. Metâlib ve Mezâhib. s. 187.

6) Hasan Küçük. Mantık. İst. 1990, s. 22.

7) Bkz. Keklik. 1. Mantık Tarihi: Küçük. Mantık; Hilmi Z. Ülken. Mantık Tarihi, vd.

8) Ebheri. s. 6

9)Ebheri.a.y.

10) Keklik. I, 69.

11) Küçük, s. 33.

12) S.t.Ans.II,475(Mantık md.)

13) Gazalî, a.g.e., s. 18.

14) Ülken, İbn Rüşd, s. 782.

15) Bediüzzaman, Mektubât, 20. Mektup.

16) Bediüzzaman. Hutbe-i Şamiye (Terc.) s. 14.

17) Bediüzzaman. Şualar, 11. Şua.

18) Bediüzzaman, Muhâkemât (terc.) s.25.