Sızıntı Arşivi

Şubat 1984 · s. 7 · 7 dakikalık okuma

Malaproplar Enflasyonu

Safvet Senih · Edebiyat

Atalar mirası dilimize gereken itinayı göstermezsek çok gülünç hatta çok müşkil durumlara düşebiliriz. Köklü medeniyet ve kültürümüze sahip çıkmaya mecbur olduğumuz için bütün incelikleriyle bu şâhâne mirasa el atmamız gerekiyor.

XVIII. asrın Britanya'lı şahsiyetlerinden Robert Brinsley, Sheridan'ın "The Rivals" adlı meşhur piyesinde Mrs. Malaprop nâmında bir kadın vardır. Uzun ve zor kelimeler kullanmaya bayılır. Böylece, kendine bir hava verdiğini sanır ama, kelimeleri birbirine karıştırdığı için elâlemin maskarası olur. Hatta oldukça basit kelimelerde bile yanılır. Meselâ, "diversion" (başka tarafa çevrilme) yerine "aversion" (nefret), present (takdim etmek) yerine "represent" (temsil etmek), alligator (bir nevi timsah) yerine "allegory" (alegori) der. Mrs. Malaprop gibi sesçe veya imlâca benzer kelimeleri birbirine karıştırmaya garplılar "malapropizm" diyor. Bizde bu hâle düşenlerin sayısı öteden beri pek çoktur. Halbuki bir sözü yanlış söylemekten hiç söylememek yeğdir.

Şimdi farkedilmesi kolay kelimelere dikkat edelim;

1— Bu zulüm fırtınasının geçmesini beklemek için bir dostunun ........ yle bir tavan arasına sığınıyor, (dalâleti mi, delâleti mi?)

2— Münferid ev yerine apartman ........ olduğu için bahçeler kalmamış, (kaim mi, kâin mi?)

3— Asıl otelciliğin temeli basit bir bina, basit bir ........ fakat mutlak bir temizlik ve sükûnettir, (mefrûşat mı, meşrubat mı)

4— Burada geçmiş gibi gösterilen bir hâdiseyi ........ eseri olarak şahsım tarafından nakledilmiş gibi yazmış olduğunuzu gördüm, (zühul mü, zuhur mu?)

5— Sosyoloji gittikçe sahasını ........ etmektedir (tevsi mi, tevzi mi?)

6— Kıbrıs bir ........ sayımı problemine ........ edilemez, (nüfus mu, nüfuz mu? İrcâ mı, icrâ mı?)

7— Konfüçyüs bir Çinli ........ idi. (hâkim mi, hâkîm mi?)

8— Hem bilgili, hem hakîm, hem de muhâkemeli ........ lere ihtiyaç var (vaaz mı, vâiz mi?)

9— Azılı bir sâbıkalı! Şimdide ........ suçundan ........ ye verilmiş (katl mi, kâtil mi? mahkeme mi, muhâkeme mi?)

10— Asker, başına ........ giyer, (miğfer mi, mihver mi?)

11— Kuraklık tehlikesi ........ oluyor. (zâil mi, zâyi mi?)

12— Yapılması ........ eden otel işte bu (takarrür mü tekerrür mü?)

13— İstibdadın tazyikinden nasıl ........ kalabiliriz? (mâsum mu, masun mu?)

14— Onu hiç görmemiştim, bu münasebetle görüşmek ........ oldu. (müessir mi, müyesser mi?)

15— Fransa'nın eski ........ ini kazanması için hiç olmazsa 1789'da ilân ettiği esaslara bağlı kalması gerekir (perestiş mi, prestij mi?)

16— Ona karşı İşlediği kusuru, nefsine ağır gelecek bir ........ pahasına bile olsa, mutlaka tamire karar vermişti, (taziye mi, tarziye mi?)

17— Üstün görünmek için baş vurduğu hile ve kullandığı sun'î vasıtaların herkesçe bilinmesinin ehemmiyeti yoktur, yeter ki muvaffakiyet tam ve netice ........ edici olsun (teşhir mi, teshir mi?

Noktalı yerlere konacak kelimeler:

1— delâleti. 2— kaim, 3—mefruşat, 4—zühul, 5— tevsî, 6— nüfus, ircâ, 7— hakîm, 8— vâiz, 9— katil, mahkeme, 10— miğfer,

11— zâil, 12— takarrur, 13— masûn, 14— müyesser, 15— prestij, 16— tarziye, 17— teshîr.

Şimdi de biraz zorca olanlar üzerinde duralım:

1— Söylenenleri dikkatle dinlediği olurdu. Fakat ........ lere, hele "kara liste" müzâkerelerine hiç karışmazdı, (muhâsebe mi, musâhabe mi, mübâhase mi?)

2— O zamanın iftar sofrası alâim-i semânın bütün renklerini bir araya getiren bir güzel sanatlar ........ i idi. (mahşer mi, meşher mi?)

3— Bu vazifelerin baş atılabilmesi ise ilim adamının, gereken hürriyet, ehemmiyet, huzur ve hatta sürura sahib olmasını ........ dir. (âmil mi, âmir mi?)

4— Devamlı baskı neticesinde şuuraltına itilen fikirler, insanda rûhî ........ lara sebeb olur. (ihtibas mı, iltibas mı?)

5— Kanun ve prensiplerin yalnız insan ruhunun derinliklerine uygun olmakla kalmayıp cemiyetin ihtiyaçlarına ve hakiki bünyesine de ........ edip etmediğini araştırmak ilim adamlarımızın vazifelerin-dendir. (tavakkuf mu, tevafuk mu, yoksa tefevvuk mu?)

6— Karaborsacı insan haklarına riâyetten nefsini ........ sayan ve kendisini hukuk dışı imtiyazlara sahip zanneden bir kimsedir, (vâreste mi, vâbeste mi?)

Cevaplar:

1— mübâhase, 2— Meşher, 3— âmir, 4— ihtibas, 5— tevâfuk, 6— vâreste.

Şimdi kısaca birinci bölümdeki kelimelerin mânâlarını görelim:

1— Dalâlet, doğru yoldan çıkmadır. Delâlet etmek, yol göstermek, araya girmek demektir.

2— Kaim, birşeyin yerine geçen demektir. Kâin, bulunan, olan mânasınadır. Kâinat ise çokluk bildirir, kâinden gelir)

3— Mefruşat, döşeme, mobilya demektir. Meşrubat, "şerbet" ten, içecek şeyler manasınadır.

4— Zühul, istemiyerek unutma, geçiştirme. Zuhur, meydana çıkma,görünme.

5— Tevsî, genişletme. Tevzî, dağıtma, herkese hissesini verme.

6— Nüfus, insan sayısı, nüfuz ise sözü geçme. Bir şeyin iyice içine girme, işleme. İrca, döndürmek. Birşeyi basite irca, onu basit şekle indirmek demektir. İcra ise, yapma, yürütme mânâsına gelir.

7— Hâkim, mahkemede hükmeden yüksek memur. Hakim ise çok bilen ve bildiğini hayat yollarında kullanabilen kimsedir. Müterâdifi bilge

8— Vâiz, bir mabedde vaaz, nasihat, öğüt veren kimsedir. Vaaz, vâizin verdiği nasihattir.

9— Kâtil, öldüren. Katil veya katl, öldürme demektir. Mahkeme, hakların arandığı, müdafaanın yapıldığı, hükmün verüdiği yerdir. Muhâkeme, hâkimin iki tarafı hüküm vermek için dinlemesi "yargılaması" dır.

10— Miğfer, askerlerin giydiği çelik başlık. Mihver, eksen.

11— Zâil, zevâl bulmak, sona ermek, geçmek. Zâyi, kaybolmak.

12— Takarrur, kararlaşma. Tekerrür, tekrarlanma.

13— Mâsum, suçsuz, günahsız. Masûn, korunmuş,

14— Müyesser olma, nasîb olma. Müessir, tesirli.

15— Perestiş, tapma, tapınma, taparcasına sevme. Prestij, nüfuz, şan, şeref.

16— Tarziye, bir kusur için Özür dileme. Taziye, başsağlığı dileme.

17— Teshîr, sihirleme, büyüleme, meftun etme. Teşhir, sergilemek.

İkinci bölümdeki kelimelerin mânâları ise:

1— Mübâhase, bir iş. hakkında görüşme, yahut iddialı görüşme. Musâhabe, sohbet etme. Muhâsebe, hesap görme, hesaplaşma.

2— Meşher, sergi. Mahşer kıyamette insanların haşrolacakları yer.

3— Âmir, emreden buyuran. Âmil, yapan, müessir, faktör.

4— İhtibas, rûhî hapis olma, itme, itilme, röfulman. İltibas, birbirine benzeyen iki şeyin birbirine karışması.

5— Tevâfuk, uyma, uygun gelme. Tefevvuk, üstün olma, üste çıkma. Tevakkuf, durma.

6— Vareste, âzâde, kurtulmuş. Vabeste, birşeye bağlı, ancak onunla olabilir demektir.

Şimdi bakalım bu kelimeleri doğru kullanabilecek miyiz?

1— Memleket gazeteci akınına uğradı; sanki milletler ........ (mahşeri mi, meşheri mi, ikisi de olur mu?)

2— Gerçi büyük bir ........ de bulunduk fakat teşkilât mekanizmasını olduğu gibi yerinde bıraktık, (tasfiye mi, tevsiye mi, tesfiye mi?)

3— Onun ölümünden sonra geçen yılların ........ sini yapmak aklıma gelmedi, (mübâhase mi, musahabe mi, muhasebe mi?)

4— Üçüzlü harflerin (bcd) kelime sonunda "mutlak olarak" türk fonetiğine uymayacağı, önce bazı kelimelerdeki ........ larla kendini açığa vurdu. O kâîdeye mutlak olarak uyunca "kalb" kalp oluyor. Türk halkının "canevi" dediği kalbin kalplaşması, (ihtibas mı iltibas mı?)

5— Memurların ........ i lâzımdır. Fakat zam ve ikrâmiye desteklerinin hükümetleri bir gayeye ulaştırmadığını, ulaştıra-mıyacağını, tecrübelerin menfi, acı neticeleri gösterdi ve hâlâ da göstermektedir, (terfi mi, terfih mi?)

6— Eski Roma ölüm ........ ları, kan görmek için birbirini çiğneyen insanların yaşadığı bir memleketti. (ihtilaç mı, ihtilat mı?)

7— Öğretmenlik mesleğinin büyük anlayış gördüğü ve tarihî iltifatlarda ........ edildiği her tarih devrinde, yalnız devlet büyükleri değil, bizzat devletin kendisi de büyük olmuştur. (teşyi mi, teşçi mi?)

8—Askerliğin temeli ........ dir.

9— Hiçbirinin mağdur olmasına ........ değilim (Kail mi, kanî mi?)

10— İlmî bir meselede, fikir ........ a galip gelmeliydi, (heyecan mı, helecan mı?)

Cevaplar şöyle olmalı:

1- İkisi de olur. 2- Tasfiye, 3- Muhasebe, 4- İltibas, 5- Terfih, 6- İhtilaç, 7- Teşci. 8-Tâbiye, 9— Kail, 10—Heyecan.

Buradaki yeni kelimeler: Tasfiye: Temizleme, arıtma, hesabı kapatma. Tavsiye: öğüt verme. Tesviye: düzleme.

Tervîh: Refah ve rahat içinde yaşamayı sağlama. Terfi: Yükselme, rütbe alma.

İhtilâç: Çırpınma, çırpıntı. İhtilât: Karışma.

Tabiye: Askerî kuvvetleri gereğince yürütüp kullanma işidir. Tabya: Küçük istihkâm. Tabiîye: Tabiat bilgisi.

Teşci: Gayrete getirme. Teşyi: Uğurlama.

Kâil: Râzı. Kâni: Kanaat getirmiş (kâil ve kâni: inanmış)

Heyecan: Coşma, hislerin şiddetlenmesi. Helecan: Yürek çarpıntısı, çarpıntı, titreme.

Memleketimizin malaproplar diyarı olarak tanınmasını istemiyorsak hissemize düşen vazifeyi yapmalıyız. Bir kelimenin mânâsını iyice bilmiyorsak hiç olmazsa şu atasözünü hatırlayalım. Sükût altındır! Ve bilelim ki, "Dil incelikleriyle dildir"

İnsan bir kelimenin mânâsını biliyorum zanneder de aslında bilmezse çok utandırıcı gaflar yapabilir. Burhan Felek yazmıştı:

Ümmi zenginlerin birinin babası ölmüş. Vefat ilânını yazmışlar, kendisine okumuşlar. Adam: "Şuna sâlihât-ını nisvân diye yaz!" demiş. "Yazın diyorum! Hacı Ali'nin anasına yazdılardı. Benim babama neden yazmıyorsunuz?' diye çıkışmış.

"Sâlihât-ı nisvân" m ''dinin emirlerine uygun davranan kadınlar'' demek olduğunu bilmeyenlerin sayısı pek çoktur.

Ya Ulunay'ın anlattığı şu hikâyeye ne dersiniz?

"Bir mecliste sudan bahsedilirken yüksek makamlarda oturanlardan birisi: "Canım" demiş, "şu Çırçır suyunun kerâmeti nedir? Herkes bayıla bayıla içer." Bir zat: "Efendim" demiş, "müdrir" dir.

Makam sahibi efendi, masanın üstünde duran çırçır suyu dolu sürahiden bir bardak içmiş, ağzını şapırdatmış ve fikrini söylemiş : "Hakikaten müdrirmiş!"

"Müdrir" in de, -affedersiniz- "idrar verici" demek olduğunu hele bugün bilmi-yenlerin sayısı herhâlde bilenlerden çoktur. İsterseniz bir deneyin. Aranızda şöyle bir muhavere geçecektir:

"Bugün boşuna şehre inme, kardeşim, resmî dâirelerin hepsi müdrir!"

"Nasıl olur, bayram değil, seyran değil. Gazeteden de öyle bir haber okumadım."

"Okuyamazsın. Çünkü ben şimdi telefondan öğrendim."

"Bu müdrir havada denize filan gidilmez."

"Müdrir hava ne demek biliyorsun değil mi?"

"Neden bilmeyecek misim? Netâmeli demek, bozdu, bozuyor."

Hatırlatalım, küçük büyüğe takdim eder, arzeder. Başkalarının evine fakirhane, sizinkine devlethane denmez. Küçük büyüğe istirham, büyük küçüğe ricâ eder.

Bu kelimelerde de çok hatalar yapılmaktadır. Binaenaleyh, doğru konuşmak için dahi olsa bu incelikleri bilmemiz gerekiyor.

Derleyen: Safvet Senih