Kasım 1995 · s. 459 · 7 dakikalık okuma
Maceracı Gezginler Göçmen Kuşlar

Yüzyıllardır insanlar, göçmen kuşlara hayret ve şaşkınlıkla bakmaktadır. En çok da, bu narin varlıkların 23.000 km kadar uzunluğa varan çok yorucu ve yıpratıcı yolculuklara nasıl dayanabildiklerini ve yollarını nasıl bulabildiklerini anlayamamaktadırlar?
Şu anda kuşların hareketlerine getirdiğimiz izahlar, yalnızca kuvvetli tahminlere dayanmaktadır; fakat yapılagelen deneyler, insanı hayrette bırakan kabiliyetlere, olağanüstü duyulara ve yüksek derecede dayanıklılığa sahip olan bu yaratıklara ait bilgilerimizi büyük ölçüde genişletmektedir.
Her sonbahar Tennessee bülbülü, Kanada ve Birleşik Devletlerin kuzey eyaletlerindeki yuva kurduğu bölgelerden, Orta ve Güney Amerika’da kışı geçirdiği yere kadar 5.500 km civarında ülke aşırı mesafelere göç etmektedir. Yalnızca 11.5 cm uzunluğunda ve 14 gramdan daha az ağırlıktadır. Göç eden birçok tür gibi önceki yıl kışı geçirdiği aynı yeri arayıp bulur ve sonbaharda tam tamına aynı noktaya geri döner. Genellikle aynı ağaca, önceki yıl kuluçkaya yattığı yere gelir.
Amerika bülbülü de kuzey bölgelerin ormanlarına yumurta bırakır ve sonbaharda Atlantik kıyısına göç eder. Bülbüllerin çoğu, Güney Amerika’ya doğru su üstünde durmaksızın 4.300 km ve 86 saatlik inanılması zor bir uçuşu gerçekleştirir. Kendilerine uygun, uçmaya elverişli rüzgârları bulmak için seyahatlerinin bir kısmını, soğuk ve oksijenin az olduğu 7 km yükseklikte yaparlar. Hem mesafe hem de zaman olarak bu göç, en uzunudur. Bu, aynı zamanda küçük kuşların durmaksızın gerçekleştirdikleri bilinen en yüksek uçuş hattıdır.
Daha büyük kuşlar daha dikkate değer göçlere girişirler. Şu anda şampiyonluğu Kuzey Kutbu kırlangıcı elinde tutmaktadır. Bazı türleri, Kuzey Kutbu’ndan başlayarak uçuşun tamamı Antarktika’ya olacak şekilde 23.000 km mesafe katederler. Yavrulama sezonu boyunca Birleşik Devletler, değişik türlerden altı-yedi milyar kuş barındırmaktadır. Bunların 660 türü Kuzey Amerika’da yuva yapar ve muazzam sayılarda bir araya gelerek göç eder.
Kuşların niçin göç ettiği hâlâ cevaplanamamış bir soru olarak ilim adamlarının gündeminde durmaktadır. Soğuktan kaçmak ve yiyecek bulmak için mi? Fakat çoğu zaman, yiyecek ve iyi iklim şartlarına kavuşmak için bu kadar uzaklara seyahat etmeleri gerekmemektedir.
Açıkça
görülmektedir ki, fotoperiyodizm (gün uzunluğunun etkisi) hem sonbaharda hem de
ilkbaharda kuş göçünün başlamasına sebep olmaktadır. Günlerin
kısalması veya uzaması epifiz bezlerinin çalışmasını etkilemekte, kuşlar
giderek yorgun düşmektedirler. Ve artık gitme zamanı gelmiştir; göç telaşı ile
dolup taşan kuşlar bir arada toplanırlar ve hedef bölgeye yolculuk
başlar.

Bir kuşun kanatlarına güç veren göğüs kasları, bir memelide bulunan herhangi bir benzer kastan toplam ağırlığa oranla daha büyüktür ve daha fonksiyoneldir. Bunlar, göğüs kemiği üzerinde gemi omurgasına (karina) benzeyen çıkıntılı bir sırt ile kenetlenmiş durumdadır. Karina şeklindeki yapı, al gerdanlı kolibri kuşlarının hareketlerinde en çok yardımcı olan kısımdır. Bir kolibri kuşu bir saniyede 50 defa kanat çırpabilir ve Meksika Körfezi boyunca 925 km uçabilir. 3.5 gram ağırlığında bir kuş için bu, 25 saat süren çok büyük bir maraton uçuşudur.
Kuşun solunum sistemi herhangi bir omurgalınınkinden çok farklı bir özelliğe sahiptir. Akciğerdeki kılcal borucuklarda ters yönde akan hava ve kan dolaşımı, oksijenin çok büyük bir performansla kullanılmasını sağlar.
Birçok kuş türünün metabolizması, uzun süre enerjilerini koruyabilmeleri için, bünyelerinde yağ tabakalarının birikmesine müsaittir.
Birçok araştırmacı uzun bir süre, göç eden kuşların yönlerini bulmak için temel olarak belirli işaretlere güvendikleri görüşündeydi. Gündüz göç eden kuşlar genellikle kıyılar, nehirler veya dağ sıraları gibi belirli yer şekillerini takip ederler. Kıyıların ana hatları, büyük nehirlerin yönü, ve dağ zincirlerinin sıralanma eğilimi, kuzeye ve güneye doğru yapılan göçe yardımcı olur.
Fakat araştırmacıların çıkardığı bir sonuç olarak kuşlar, yalnızca yeryüzü şekillerine göre hareket etseydi, yönlerini şaşırmış olmaları ve yuvalarını bilmedikleri bölgelere kuruyorlarsa kaybolmaları gerekirdi. Gidiş ve dönüş yollarını da bazen farklı seçtikleri göz önüne alınırsa, kuşların yön bulmada yalnızca belirli işaretleri kullandığı düşüncesi geçersiz olur.
1957’de sonuçlanan on yıllık bir çalışmada 11.000 sığırcık kuşu, Hollanda’da bir araya getirildi ve İsviçre’ye götürülerek salındı. Birçok yetişkin kuş yer değişimine adapte oldu ve İngiliz adaları ve Kuzeybatı Fransa’daki kışlıklara yöneldi. Fakat henüz yeni büyümekte olanları daha önce kullandıkları kuzeybatı-batı göç yönlerini tuttular. Bu kuşlar, Güney Fransa ve İber yarımadasında kışlayabilecekleri yeni bir saha kurdu. Bu deneyin sonucunda açıkça görülmektedir ki: Genç kuşlar, yetişkinlerin kendilerine öğrettikleri yönleri takip ederlerken; yetişkinler, yerleri değiştirildiğinde bunun telafisi için mükemmel bir pusula kullanma kabiliyetine sahiptirler.
1950’li yılların başlarında bir Alman kuş bilimci bu pusulanın ne olabileceğini araştırdı. Bunun için Avrupa sığırcıkları yuvarlak kafeslere kondu. Bahar yorgunluğundan etkilenen kuşlar belirli bir göç yönüne yüzlerini çevirdiler. Yani kuzeydoğuya. Sonbaharda tekrar doğru yöne, güneybatıya döndüler. Buradan hareketle gün ışığı dışında görüş alanlarında kapanan her şey ile kuşların hâlâ doğru bir şekilde yerleştikleri ortaya çıktı. Aynalar kullanılarak gökyüzünden gelen gün ışığı 90 derece çevrildi. Bunun üzerine kuşlar 90 derece pozisyon değiştirdi. Yönlerini güneşten alıyorlardı; işte bu sürpriz bir buluştu.
Kafeslenmiş kuşlar ve güneşe benzer bir sunî ışık kullanılarak yapılan diğer deneylerde sığırcık kuşlarının hayret uyandıracak bir şekilde zamana karşı dakik bir duyarlığa sahip oldukları ortaya çıktı. Sunî güneş hareket ettirilmese bile kuşlar yine de yönlerini değiştiriyorlardı. Onların iç saatleri tahmin edilen fakat mevcut olmayan güneş hareketlerini takip ediyordu. Bilim adamları, ışık kaynağını gayelerine göre yönlendirerek bu biyolojik saati derece derece sıfırlamayı başardı. Kendi güneşinin pozisyonuna göre hatalı bir zamana alıştırılan bir kuş, güneşli bir günde salındığında yanlış yönde uçuyordu (iç saatinin kaydırıldığı her saat için 15 derece).
Buradan anlaşıldığına göre kuşlar, güneşi kullanarak pusula yönünü tesbit edebiliyorlardı ve güneşin hareketlerine göre kendilerini ayarlayabiliyorlardı. Acaba yıldızları da kullanarak yön bulabiliyorlar mıydı?
Yine Almanya’da yapılan bir çalışmada Avrupa bülbülleri, gece yalnızca gökyüzünü görebilecekleri bir kafese kondular. Kuşlar, yıldızların bazılarını görebildikleri orantıda doğru göç yönünde yerleştiler. Bir sonraki safha olarak kuşlar, gökyüzünün manzarasını veya yıldızların yerleşim planının yılın herhangi bir zamanında olması gerekenin dışında sunî olarak değiştirilebildiği bir plânetaryuma kondu. Tıpkı göç etmek için yaptıkları gibi, bahar zamanındaki gökyüzü için kuşlar kuzeydoğuya, sonbahar zamanındaki gökyüzü için güneybatıya yöneldiler.
Bununla birlikte bu buluşlar, gemicilik sırlarını çözmedi, daha da karmaşıklaştırdı. Şimdiye kadar elde edilen verilere göre kuşlar yalnızca pusula yönlerini bulmak için güneşi ve yıldızları kullanmaktadır. Gerçek denizcilik daha fazla yön bilgisi gerektirmektedir. Örnek olarak bir denizci, gitmek istediği yer için yönünü tayin etmeden önce nerede olduğunu bilmelidir. Kuşların pusulaları hakkında birçok şey bilinmektedir ama bu, gitmek istedikleri yerden nasıl yüzlerce km yer değiştirdiklerini bilmekten farklı bir şeydir.
Bilim adamları şu anda üç yönlenme davranışı tipi tanımlamaktadırlar. Birinci tip, kuşun yeryüzü şekillerine güvenmesi; ikinci tip, yabancı bir bölge üzerinde bir uçuş yönü seçme ve sabitleme kabiliyeti; üçüncü tip, hiç görmediği uzak bir yerde salındığında bile varış yeri için doğru yön seçme ve yeri bulma kabiliyeti.
Birçok
uzman en kompleks olarak görülen üçüncü tipin yerkürenin manyetik
sahasıyla ilgili bir şey olabileceğini tahmin etmektedir. Bir başka Alman
ekip Avrupa nar bülbüllerini dairevî kafeslere koymuş ve bunlara gökyüzünü
göstermemiştir. Kuşların hepsi göç yorgunluğu sergiler vaziyette
güneşten ve yıldızlardan herhangi bir belirti alamadıkları hâlde, o
mevsime ait belli bir yöne yönelmişlerdir. Araştırma ekibi bunun üzerine
Helmholtz bobinleriyle kafesin etrafını sardı. Bu sargı, bir elektrik akımı
verildiğinde manyetik bir alan üretmekteydi. Bu sargılar sayesinde, kafesi
saran normal manyetik alanın yönü değiştirildiğinde, (örnek olarak coğrafî
doğu ile çakıştırmak için sunî bir manyetik kutup oluşturulması
neticesinde) kuşların yönlerini değiştirdiği gözlendi. Açıkça
görülmektedir ki kuşlar manyetik bir alana tepki gösterebilmekte ve
buradan yönünü okuyabilmektedir. 
Bütün bunlara rağmen kuşların yönleri nasıl buldukları hâlâ tam olarak bilinmemektedir. Tıpkı bir denizcinin pusula iğnesini kullandığı gibi, kuşların da yer manyetik kutuplarını kullandıkları düşünülebilir. Bununla birlikte deneyler, kuşların gerçekte yeryüzünü saran manyetik doğrultular ve dikey çekim kuvveti yönü arasındaki açıyı ölebildiklerini göstermektedir. Kuzey Yarımküre’de bu kuvvetler arasındaki en küçük açı, manyetik kuzeye karşılık gelir ve bu kuşları harekete geçiren sinyal belirtisi olabilir.
Diğer hassasiyet ile ilgili kabiliyetlerin de, yön bulmada kuşlara yardımcı olma ihtimali vardır. Kuşlar kendilerine uygun rüzgârları (sanki öğretilmişçesine!) ustalıkla kullanmaktadırlar. Gerçekten de havadaki değişimleri mükemmel hissedebilecek cihazlarla donatılmış olarak yaratılmışlardır ve herhangi görülebilir bir işaret olmadan bile, hava değişimlerine tepki gösterebilmektedirler,
Yapılan çalışmalarda güvercinlerin hava basıncındaki çok küçük farklılıkları tesbit edebildikleri görülmüştür. Bu arada polarize ve ültraviyole ışınları da gördükleri ortaya çıkarılmıştır.
Bütün bu esrarengiz özelliklere ek olarak, son çalışmalarda güvercinlerin atmosfer boyunca çok büyük mesafelere kadar giden infrasonik (insan kulağının işitebileceği ses sınırının altında bir titreşimi olan) sesleri de işittikleri ortaya çıkmıştır. İnsan kulağı, saniyede 16’dan daha az dalga boyu titreşim yapan ses dalgalarına kapalı iken, kuşlar daha düşük frekansları fark edebilmektedir.
Kuşlar, bizim yaşadığımız aynı duyarlıkta bir dünyada yaşamıyorlar. Onlar, bizim farkında olamadığımız bir dünyayı da işitiyorlar, görüyorlar ve algılıyorlar.