Haziran 1991 · s. 216 · 3 dakikalık okuma
Ma'rifet
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

MA’RİFET
Herkesin elinden gelmeyen ustalık, meharet; her yerde ve herkeste görülmeyen hususiyet, hüner ve vasıtalı bilme diye ma'nâlandıracağımız ma'rifet; Hakk yolunun yolcularınca, bilmenin bilenle bütünleşip onun tabiatı haline gelmesi ve bilenin her hâlinin bilinene tercüman olması mertebesidir. Marifeti, vicdanî bilginin zuhur ve inkişâfı şeklinde ta'rif edenler de olmuştur ki, bu zuhur ve inkişâf aynı zamanda insanın kendine has değerlerle zuhur ve inkişâfı da sayılır. "Nefsini bilen Rabb'ini bilir" sözünün bir mahmili de bu olsa gerek.
Ma'rifet in ilk mertebesi, dört bir yanımızda çakıp duran isimlerin tecellîlerini görüp sezmek ve bu tecellîlerle aralanan sır kapısının arkasında sıfatların hayret verici ikliminde seyahat etmektir. Bu seyahat esnasında sürekli Hakk yolcusunun gözünden, kulağından lisanına nurlar akar; kalbi, davranışlarına hükmetmeye başlar; davranışları Hakk'ı tasdîk ve ilân eden birer lisan kesilir ve bu lisan da âdeta bir "kelime-i tayyibe "disketi hâline gelir.. derken her an vicdan ekranına "
: Ona ancak güzel kelimeler yükselir. Onu da amel-i sâlih yükseltir" pür-envâr hakîkatinden ayrı ayrı ışıklar aksetmeye başlar. Artık böyle bir ruh bütün kötü duygu ve tutkulara karşı kapanır ve böyle bir gönül, öteden esintilerle sarılır. Sarılır da, ruhuna açılan bir sırlı menfezden, kalblerde kenzen bilinene- sığmam dedi Hakk arz u semâya, kenzen bilindi dil ma'deninden, mealiyle anlatılmak istenen"
bir müteşâbih beyânda ifâde edildiği gibi-ışıktan koridorlar açılır ve insan bir daha da ayrılıp geriye dönmeyi düşünmeyeceği bir temâşâ zevkine erer.
Hakk yolcusunun bütün bütün ağyara kapandığı, tamamıyla nefsânîliğe karşı gerilime geçtiği ve kendini huzurun gel-gitlerine saldığı bu nokta ma'rifet noktasıdır. Bu nokta etrafında dönüp durana irfan yolcusu, başı bu noktaya ulaşana da "arif" denir.
Ma'rifet mevzuunda söylenen sözlerin farklılığı, isti'dat ve meşrep ayrılıklarından kaynaklandığı gibi, seviye farklılığıyla da alâkalı olabilir; kimileri, ma'rifeti, sadece tecellîgâhta aramış; arifteki heybet hissini ma'rifetin tezahürü sanmış.. kimileri, marifetle sekîneyi birbirleriyle irtibatlandırmış ve ikincisinin vüs'ati ölçüsünde birincisinin derinliğine hükmetmiş.. kimileri onu, bütün bütün kalbin mâsivâya -Allah 'tan gayrı herşeye-kapanması şeklinde anlamış.. kimileri de onu, ilâhî tecellîlerin gel-gitleri arasında kalbin hayret ve hayranlıkları olarak yorumlamışlardır ki -böylelerinin bulundukları makamın gereği-gönülleri her zaman hayretle atar, gözleri hayranlıkla döner ve dillerinde:"
: Zâtını sena ettiğin ölçüde, Sen'i sena etmekten âciz olduğumu itiraf ederim" sözleri.. zuhur ve tecellîlerin ağında takdir soluklarlar...
Ma'rifet iklîminde hayat, Cennet bahçelerinde olduğu gibi dupduru ve âsûde; ruh, sonsuza ulaşma duygusuyla hep kanatlı; gönül itminana ermişliğin hazlarıyla bir çocuk gibi pür-neş'e, fakat tedbirli ve temkinlidir.."
: Allah'a emrettiği şeylerde isyan bilmez ve emrolundukları şeyleri yerine getirirler" ikliminde sabahlar-akşamlar ve hep meleklerle atbaşı olurlar. Duyguları tomurcuk tomurcuk ma'rifete uyanmış bu ruhlar, günde birkaç defa Cennetlerin cuma yamaçlarında seyahat ediyor gibi yaprak yaprak açılır ve her an ayrı bir buudda dostla yüz yüze gelir, onunla hemhal olmanın hazlarına ererler. Gözleri Hakk kapısının aralığında olduğu sürece, her gün, belki her saat birkaç defa visalle mest ü mahmur hâle gelir ve her an ayrı bir tecellî ile köpürürler.
Alim geçinenler, ilimleriyle emekleye dursun, felsefeden dem vuranlar hikmet hecelemeye devam etsin! Arif nurdan bir menşûr içinde hep huzûr yudumlar ve huzur mırıldanır. Hatta mehâfet ve mehabetle sarsıldığı anlarda bile o, sonsuz bir haz duyar.. ve adetâ gözleri ağlarken kalbi sürekli güler.
Bu müşterek hususiyetlerin yanında, mizaç ve meşrep farklılığıyla bir kısım ayrılıklar da göze çarpar arifler arasında. Bazıları sessizlik ve derinlikleriyle girdapları andırırken; bazıları çağlayanlar gibi gürül gürüldür. Bazıları bir ömür boyu günahına-sevabına ağlar, ağlar da ne âh u vâhdan ne de Rabbi'ni sena yetmekten doymaz. Ve doymadan göçer-gider bu dünyâdan. Bazıları da hep, heybet-hayâ-üns atmosferinde seyahat eder-durur ve bu deryadan ayrılıp sahile ulaşmayı asla düşünmez. Bazıları tıpkı toprak gibidir; gelip geçen herkes basar-geçer başlarına. Bazıları bulut gibidir; sâlih-tâlih alır herkesi şemsiyesi altına ve ona damla damla rahmet sunar. Bazıları da hava gibidir; her zaman duygularımız üzerinde binbir râyiha ile eser-durur.
Ma'rifet ehlinin kendine göre emareleri de vardır; arif, Ma'rûftan başkasının teveccüh ve iltifatını beklemez.. O'ndan gayrısıyla halvet olmaz., göz kapakları ve kalb kapılarını O'ndan başkasına açmaz. Gerçek arifin, başkasına teveccühü, başkasıyla halvet arzusu ve gözlerinin içine başka hayâlin girmesi onun için en büyük azaptır. Gerçek ma'rifete ermeyen yârı-ağyârı tefrik edemez. Yârla hemdem olmayan hicrandaki azabı bilemez...