Sızıntı Arşivi

Aralık 1981 · s. 10 · 7 dakikalık okuma

Kuşlar

Bahtiyar Uşaklı · Dr. · Zooloji

İnsanoğlunun yıllardan beri arzusu­dur hep uçmak... Tâ tarihte kanat takıp uçanlardan (Hazarfen Ahmet Çelebi gibi), 1904’te ilk defa uçakla uçabilen Wright kardeşlerden, günümüzün mo­dern süper-sonik uçak sanayii ve aya seri seferler yapması planlanan uzay gemilerine kadar. Hep o güzel zevki yaşamak, ırağı yakın edebilmek için harcanmıştır bunca can, bunca emek ve servet... Ve sonunda 100 yıldan kısa bir zamanda gayri ihtiyari, rüzgâra tâbi ve insanın çok az hükmedebildiği balon­lardan bu günkü dev uçak sanayine ge­linebilmişti. Böylesine hızlı bir teknolo­jik zafer, ilmin diğer başka kesimlerin­den çok daha fazla hava sanayine nasip olabilmiştir. Bu da, beşerin bu mevzuya verdiği ehemmiyeti, alâkayı, merakı gösteren bir başka kriter değil midir?

Her hangi bir muhitte kullanabi­leceğimiz bir vasıta yapmak istiyorsak, muhakkak o muhitte yaşayan bir canlıyı numune almamız lazımdır. Meselâ: gemiler ördek gibi, deniz altılar balıklar gibi, uçaklar da kuşlar gibi canlılardan ilham alınarak ancak yapılabilmişlerdir. Ne zaman ki kuşlar tam olarak tanına­bilmiş, o zamandan sonra uçak sanayii daha mükemmel uçaklarım imale başla­yabilmiştir. Çünkü havada en az gayret­le en iyi bir şekilde kalıp, yol alabilme­nin en birinci şartı onun kanunlarına uyabilecek bir yapıya sahip olabilmek­tir. Kuşların vücut yapısı ve yaşayışları, tamamen havada en mükemmel şekilde uçabilmelerini sağlayacak biçimde inşaa edilmiştir; tüylerinden tutun da iskelet­lerine, kalp ve ciğerlerine varıncaya kadar... Bütün bu söylediklerimizi daha iyi anlayabilmek için onları daha yakın­dan tanıtabilmelerini sağlayacak, derya­dan bir katre sayılabilecek aşağıdaki bilgileri verelim:

Kuşların iskeletleri çok esnek ve kuvvetli olmakla beraber, kemiklerinin içlerindeki hava boşlukları sayesinde aynı derecede hafiftir. Çünkü bir vasat­ta yüzebilmek için mümkün olduğunca o vasatın yoğunluğuna vücudun yoğun­luğunu uydurmak lazımdır. Havanın yoğunluğu çok az olduğundan, kuşların burada rahat uçabilmeleri için vücutla­rının bu şekilde yaratılması çok büyük bir harikadır. Mesela: ağırlığı vasati 7000 gram olan bir pelikanın; gagası, kafatası da dâhil olmak üzere bütün kemiklerinin toplam ağırlığı sadece 500 gram kadardır. İskeletlerinden başka bütün vücutlarındaki bağ dokusu ve fonksiyonel dokular baştanbaşa hava kesecikleri ile kaplanmıştır. Bu durum ayrıca uçmak için sarf edilen çok büyük bir enerjiden geriye kalan aşırı ısınma ve nemlenmeyi savuşturabilmesi ve çok hızlı olarak çok fazla miktarda ortaya çıkan karbondioksitin yerine çok fazla miktarda ihtiyaç duyulan oksijenin ge­çebilmesi için lazım olan hava akımını meydana getirmede de çok uygundur. Uçaklarda bundan ilham alınarak alüminyum alaşımı hafif ve sağlam bir mal­zeme kullanılmıştır.

Uçuş, diğer hayvanların hareketle­rine nazaran enerji ihtiyacı çok büyük olan ve kuvvetli efor isteyen bir harekettir. Bu yüzden bir kuşun kalbi bir saniye içerisinde birçok defalar çarpar ve solunumu da buna uygun olacak şekilde çok süratlidir. Yüksek enerji ancak yağlardan elde edilebilir. Çünkü yağlar hem hafif, hem de yüksek enerji yüklü maddelerdir. Şöyle ki, bir gram yağda 2 gram karbonhidratlar ve prote­inlere eş değerde enerji vardır. Bu yük­sek enerji ihtiyacı yüzünden kuşlar çok fazla yerler buna uygun olarak da besin­lerin daha bol miktarda alınabilmesi ve daha çabuk hazmedilebilmesi için bir Çok kuşta yemek borusu «kursak» denen boynun ön kısmında genişleye­rek bir kese meydana getirir. Burada yi­yecek maddeleri hem depo edilir hem de daha kolay ve çabuk hazır edilebile­cek şekilde ıslatılır ve çeşitli enzimlerle, muameleye girerler. Daha sonra bu stok besinler mide boşaldıkça tedricen oraya sevk edilir ve orada tam olarak hazır edildikten sonra şaşılacak süratte hareket eden bağırsaklardan geçerek posaları ıtrah olunur. Buna iki misal verelim: Amerika’ya has kızıl göğüslü ardıç kuşunun yavrusu daha hayatının ilk günlerinde yuvasında annesinin ge­tirdiği takriben 450’ cm olan dev solucanları yiyebilir, yavru kargalar bir günde kendi ağırlıklarından çok fazla daha yi­yecek yerler. Kuşlardan en fazla enerjiye ihtiyacı olan ve en gelişmiş bölge pektoral «göğüs» adalesidir. Çünkü bunlar uçaktaki motorun gördüğü vazifeyi gö­rürler: Kuş yukarıya yükselmek istedi­ğinde, aşağıya doğru olan yer çekimine karşı bu adalelerini kullanarak gayesine ulaşabilir. Nasıl ki uçaklarda uçağın ağırlığının yarısı kadar motor ağırlığı varsa,, pektoral adalelerde kuşun ağırlı­ğının yarısı kadardır.

Kuşların omurgalarında en esnek bölgesi boyun omurlarıdır. Boyun, kuşun gagasının vücudunun her yanına ulaşabilmesine (çünkü gaga ile tüyleri­nin dibini temizler, oradaki yağ bezle­rinden çıkan yağla tüylerini yağlar, ora­daki paraziti gagasıyla ayıklar, onunla beslenir, onunla dövüşür v.s.) ve kuşun dengesinin tam olarak sağlanmasına mü­saade edecek şekilde yapılmıştır. Bu hareketlilik ve esneklik de ancak omur­ların sayısını artırmakla kabil olmaktadır. Şöyle ki küçücük ve o nisbette de kısa bir boynu olan serçe kuşunda bile; en uzun boyunlu hayvan zürafadaki bo­yun omurlarının sayısının iki katı, tam 14 tane boyun omuru vardır.

Bir kuş türünü diğer kuşlardan ayırmada kriter: şüphesiz ki, o türe mahsus yapı yanında, tüylerinin renkle­ri ve diğer hususiyetleridir. Yani; kuş­larda tüyler âdeta insanlardaki sımanın gördüğü vazifeyi görür, ayrıca tüylerin daha pek çok vazifeleri vardır. Bir kere çevreye karşı güzel bir izolatör, muhite uymada (renkleriyle) düşmanlarına karşı güzel bir müdafaa sistemi, sularda yaşayan kuşlarda yağlı olmasıyla en soğuk havada bile suyun vücuda teması­na mâni olan bir barier, kuluçkada yu­murtaları ve yavrular çıktıktan sonra yavruları ısıtmada güzel bir ısıtıcıdır. Tüyler tedricen dökülürler, sonra yerle­rine tedricen yenileri çıkar. Bir tüy tam olarak gelişip ömrünü tamamladığında beslenmesini ve hassasiyetini temin etmede kan damarları ve sinir ağlarını havi dip kısmı açıkken kapanır, bitişir.. Böylece kan akımı inkıtaa uğrar, sinirlerin his almaları mümkün olmaz ve o tüy ölür; sonra dökülür. Bu esnada baş­ka bir yerde genç bir tüy gelişmesini ta­mamlar ve böylece hiç bir zaman kuşun vücudu tüysüz kalmaz. Kuşlardaki tüy­ler her bölgede o bölgenin fonksiyonlarına uygun olacak tarzda, tüylerin yapıları değişiktir; kuyrukta ayrı, kanat­larda ve gövdede ayrı ayrı biçimlerde­dirler.

Uçuşta en mühim vazife şüphesiz ki, kanatlarda olmakla beraber; vücu­dun bütün azalarının vazifeleri vardır. Tıpkı bir uçağın kısımları gibi. Meselâ; kuyruk ve baş yön tayininde, uçmanın biçimini ayarlamada rol almışlardır. Gövdenin aero-dinamik yapısı çok mü­kemmeldir. Yani bir kuşun gövdesi uçarken kendisine çarpacak olan hava direncini en aza indirgeyecek biçimde inşaa olunmuştur.

Uçaklar ve deniz altılar da aynı esasa «Akışkanların Dinamiği Kanunu» na uygun olarak yapılmaktadır. Böyle­ce bir enerji tasarrufuna ve sür’at artışı­na sebep olunur. Uzun senelerini kuşların incelenmesine veren Guy Murchie, bu hususta şöyle diyor: «Günümüzün en modern uçakları bile kuşların harika aerodinamiği karşısında çok iptidai kalırlar». En az enerji sarfiyatı ile en fazla iş yapabilme, yani; verimi yükselt­me bugünkü modern mühendislikte de­ğişmez ana prensiptir. Uçan bir kuşun kanatları basit olarak aşağıya yukarıya sallanan yelpazeler değildir. Onlar kuşun ön tarafına doğru kürek çekmeye benzer bir dizi hareketler de değildir. Hakikî hareketler, çok hızlı olarak resim çekebilen kameralarla gösteril­miştir ki; hareketlerin çoğu (8) şekilde uçuş çizgisine dik, bir çeşit figürler çizmektedirler. Bu hareketler yol boyunca küçük bir sandalın en arka kısmında kullanılan tek kürekle veya bir botu sağa sola açı yaptırarak ileriye doğru götüren kürek çekme hareketleri ile ve­ya bir kayığı ileriye süren bir pervaneyle kıyaslanabilir. Aşağıya doğru güçlü kanat çırpışları aynı zamanda ileriye de doğrudur, böylelikle kanatlar göğüsün ön tarafında, biri diğerine sık sık doku­nur. Hava moleküllerini baştanbaşa ya­yan tüy örtüsü de şahanedir. Mamafih yukarıya doğru kanat çırpışlarda fır döndürür bir panjur gibi hava kayarak tüşleri bir birinden ayırır; «bilekler» de­nen kanatların uç kısımlarını durdurup, aşağıya doğru süzülür, kanat uçları henüz yükselirken «Ön kollar» denen bilekten vücuda doğru kanatların yansı­na kadar olan kısımlar aşağıya doğru baskı uygularlar.

Kuşlar vücutlarını temizlerken havada takla atarlar, kanatlarını temiz­lemek için de hızla aşağıya doğru süzü­lürken havada kanatlan ile fren yapar­lar. Kuşlar kuyruklarını da kanatları kadar iyi kullanırlar. Kazlar gibi perde ayaklı kuşlar genellikle ayaklarını dümen ve fren olarak gayet iyi kullanır­lar. Uzun boyunların sağa sola hareket ettirerek sevk ve idare ve muvazenele­rinin temininde yardımcı olarak kulla­nırlar. Uçan kuşlarda kuyruk yukarı veya aşağıya olduğu kadar sağa-sola dönmelerde de esaslı rol oynar. Bazı kuşlar uçarlarken, kuyruklarını arka taraflarına getirerek, takla atmayı başa­rabilirler. Basit bir tahtaya sarılmış bir bez gibi, yelpaze şeklinde açılmış ve tek ekseni etrafında 180 derece herhangi bir açıyı çizebilen kuyruk, vücudun havada asılı kalması için kanatlarla beraber bir paraşüt vazifesini de görür. İniş ve kal­kışlarda da tıpkı bir uçağın iniş takımla­rının gördüğü vazifeyi kuşun ayakları görürler.

Uçuşta temel faktörün kanatlarda olduğu aşikârdır. Kuşlar özelliklerine göre çok büyük değişiklikleri olan ka­natlara sahiptirler, uçaklar da aynı esa­sa göre yapılmamışlar mıdır? Kuvvetli ve süratli uçan kuşlarda kanatlar dardır. Doğanlar, şahinler, kırlangıçlar gibi. Hızlı, planöre benzer şekilde süzülebilen kuşlarda kanatlar kavislidir, gece şahinleri gibi; uçları geniş ve kaba kanatlar, yüksek irtifada yavaş ve süzü­lerek uçan kızıl göğüslü ve kızılkanatlı şahinlerde, kartallarda, akbabalarda, leyleklerde v.s. bulunur. Kısa, yuvarlağımsı kanatlar ormanların zeminlerinde dolaşan ve fırlayıp ancak kısa mesafe uçup, tekrar konmak mecburiyetinde olan orman tavuğu, bıldırcın, keklik, serçe, ispinoz gibi kuşlarda mevcuttur. Okyanuslar üzerinde uzun mesafe süzü­lüp sonra yüzmek suretiyle dinlenebilme imkânı olan, cüssesi ağır martı ve albatrross (pek iri bir deniz kuşu)’larda bu özelliğe uygun olarak kanatlar dar olarak yaratılmışlardır..

Kuşların toplu halde uçuşlarında en tecrübeli ve en iyi uçanı lider duru­munda en Önde ve tam ortada, diğerleride liderden itibaren arkaya doğru bir açı yapacak şekilde tedricen açılarak sıra­lanırlar ve böylece bir büyük (V) harfi yaparlar. En iyi görüş ve seyir ancak bu şekildeki bir uçuşta mümkündür. Bu uçuşta arkadaki diğer uçucular her ba­kımdan en mükemmel durumda olan liderin hareketlerini eksiksiz taklid et­tiklerinden uçuş en iyi şekilde sürecek­tir. Böylece, kuş sürüsü istenilen hare­ketleri sadece bir önündeki kuşu taklid etmekle gayet kolay ve muntazam ola­rak yapabilecektir.

Uçak sanayinde, uçak mühendis­leri kuşlardan ilham aldılar; ya kuşlar kimden ilham aldı?.. İlahî san’at bir rehber bir muallim gibi insanlığı hep ışığa götürmektedir, zaten tabiat kitabı teksir ve istinsah edilsin diye insanların istifadesine takdim edilmiştir..