Sızıntı Arşivi

Aralık 1981 · s. 16 · 3 dakikalık okuma

Ötelere Seyahat

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

ÜÇÜNCÜ SURET:

Bak ne kadar yüce bir hikmet, bir intizamla işler dönüyor. Hem ne kadar hakiki bir adalet, bir mizan ve ölçü ile muame­leler görülüyor. Hâlbuki hükümetin hikmeti ise, salta­natın himayesine sığınan mültecile­rin taltif edilmesini ister. Adalet ise, halkın hukukunun muhafazasını ister; tâ hükümetin hay­siyeti, saltanatın haşmeti muhafaza edilsin.

Hâlbuki şu yerlerde o hikme­te, o adalete lâyık binden biri icra edilmiyor. Senin gibi sersemlerin çoğu ceza görme­den buradan gö­çüp gidiyorlar.

Demek yüce bir divana bırakılı­yor.

ÜÇÜNCÜ HAKİKAT

Hiç mümkün müdür ki, zerreler­den güneşlere ka­dar cereyan eden hikmet ve intizam, adalet ve ölçü ile Rubûbiyetin salta­natını gösteren Ya­radan Rubûbiye­tin, himayesine sı­ğınan, hikmet ve adalete inanan, kulluk yaparak uy­gun hareket eden müminleri taltif et­mesin? Ve o hik­met ve adaleti in­kâr ederek, küfür ve taşkınlıkla isyan eden edebsizleri terbiye etmesin? Hâlbuki bu dünyada o hikmet, o adalete lâyık binden biri, insanda icra edilmiyor, geri bırakılıyor. Dalâlet ve sapıklık içinde hayat sürenlerin çoğu ceza almadan; hidayet ve doğru yol üzere bulu­nanların çoğu mükâfata görmeden buradan göçüp gidiyorlar. Demek, en büyük bir mahkemeye ve en muazzam bir saadete bırakılıyorlar.

Evet, görülüyor ki; şu âlemde tasarruf eden Zat, nihayetsiz bir hik­metle iş görüyor. Ona delil mi istersin? Her şeyde faydalara riayet etme­sidir. Görmüyor musun ki: İnsanın bütün organlarında, kemik ve damarlarında, hat­ta hücrelerinde, her yerinde, her parçasında fayda­ların ve hikmetlerin gözetilmesi, hatta bazı azasına, bir ağacın ne kadar meyveleri varsa o derece o uzva hik­met eliyle iş görü­lüyor. Hem herşeyin sanatında niha­yet derecede inti­zam bulunması gösterir ki, nihayetsiz bir hikmet ile iş görülüyor.

Evet, güzel bir çiçeğin dakik programını, küçü­cük bir tohumunda yerleştirmek, bü­yük bir ağacın amellerinin sayfa­sını, tarihçe-i haya­tını, cihazlarının fihristini küçücük bir çekirdekte, ma­nevî kader kale­miyle yazmak, ni­hayetsiz bir hikmet kalemi işlediğini gösterir.

Hem herşeyin yaratılışında mü­kemmel derecede sanat güzelliğinin bulunması; nihayet derecede hikmetli bir sanatkârın nak­şı olduğunu göste­rir. Evet, şu küçü­cük insan bedeni içinde bütün kâi­natın fihristini, bü­tün rahmet hazine­lerinin anahtarları­nı, bütün güzel isimlerinin aynala­rını yerleştirmek; nihayet derecede bir sanat güzelliği içinde bir hikmeti gösterir

Çimdi hiç mümkün müdür ki, şöyle bir Rubûbiyetin icraatında hâkim bir hikmet; o Rubûbiyetin kanadına sığınan ve iman ile itaat edenlerin taltifini istemesin ve ebedî mükâfatlandırmasın?

Hem adalet ve ölçü ile iş görüldüğüne delil mi istersin? Herşeye, hassas ve hususî ölçülerle, vücud vermek, suret giydirmek, yerli yerine koymak; nihayetsiz bir adalet ve ölçü ile iş görüldüğünü gösterir.

Hem kabiliyet, fıtri ihtiyaç ve ıztırar lisanı ile sorulan ve istenilen herşeye daimî cevap vermek; nihayet derecede bir adalet ve hikmeti gösteriyor.

Şimdi hiç mümkün müdür ki, böyle en küçük bir mahlûkun, en küçük bir ihtiyaç ve hacetinin imdadına koşan bir adalet ve hikmet; insan gibi en büyük bir mahlûkun beka gibi en büyük bir hacetini ihmal etsin! En büyük istek ve dileğini, en büyük sualini cevapsız bıraksın! Rubûbiyetin haşmetini, kullarının hukukunu muha­faza etmekle, muhafaza etmesin! Hâlbuki şu fâni dünyada kısa bir hayat geçiren insan, öyle bir adaletin hakikatine mazhar olamaz ve olamıyor. Belki en büyük bir mahkemeye bırakılıyor. Zira, hakikî adalet ister ki, şu küçücük insan, şu küçüklüğü nikbetinde değil, belki cinayetinin büyüklüğü, mâhiyetinin ehemmiyeti ve vazifesi­nin azameti nisbetinde mükâfata ve ceza görsün. Madem şu fanı, geçici dünya, ebediyet için yaratılan insan hususunda öyle bir adalet ve hikmete mazhar olmak­tan çok uzaktır. Elbette, âdil olan celâl ve cemâl sahibi ve hâkim olan güzellik ve azamet sahibi Zâtın, daimî bir Cehennemi ve ebedî (sonsuza kadar sürecek olan) bir Cenneti bulunacaktır.