Aralık 1981 · s. 7 · 5 dakikalık okuma
Gençliğin Problemleri

«Geçen sayıda işaret edilen, talim ve terbiye ile alâkalı bir kısım prensipler.»
Muhatabın tanınması prensibi:
Talim ve terbiyede muhatabın tanınması çok ehemmiyetlidir. Kendine birşey vermeyi tasarladığımız şahsı tanımadan, ona birşeyler vermeye kalkışmak menfi tesire ve aksülamele sebebiyet verebilir. Büyük olsun, küçük olsun bu böyledir. Bu itibarladır ki, nazarı keskin, kavraması süratli, tesbitleri yerinde mana ehlinin terbiye ve irşatları daima diğerlerinden daha tesirli olmuştur.
Binaenaleyh, evvela çocuğun ruh durumunu tespit etmek, sonra müdahalede bulunmak lazımdır ki, aksülamel gösterme gibi menfi durumlar ortaya çıkmasın. Çocuk vardır ki; sevgiyle, okşamakla, hediye ve mükâfatla yumuşar balmumuna döner. Çocuk da vardır ki; yüz-ekşitmek, alâkasız kalmak ve yerinde de kulağını çekmekle.. Ne var ki, birinci şıkta mütalâa edilebilecek çocuklar daha çok ve o yol daha müessirdir. Zira beşer yaratılışının gereği olarak iyilikler, ihsanlar ve güler-yüz, insanı insana bağlama ve onlarla götürülecek tekliflere olumlu cevap alma bakımından en müessir silahtır. Siz, sevgiyle, hediye ile mükâfatla onların gönüllerine girerseniz, onlar da sizin düşüncelerinize saygılı ve tekliflerinize hürmetkâr olurlar.
Tedricîlik prensibi:
Terbiyede tedricîlik esasına riâyet etmek, yani, fıtrat kanunlarına uyup, aceleciliği bırakmak şarttır. Aksine verilmek istenen şey tesirsiz kalır. Tedricîlikle alâkalı, aşağıdaki hususların bellenmesinde fayda vardır:
a- Verilecek şeylerin dozajının ayarlanması.. Gelişi-güzel ve hele mürşid tarafından hazmedilmedik şeylerin verilmesi faydadan çok zarar getirir.
b- Verilmesi gerekli olan şeylerin çocuğa aktarılmasında; sabır, kararlılık ve bıktırmayan tekrara ihtiyaç vardır. Bir verip bir kesmek ve hele sabırsızlık göstermek, vaktine uyulmayarak alınan ilaca benzer ki; panzehirken zehir olur.
c- Telkinin, en son tesir edeceği zamana kadar, çocuktan katiyyen birşey beklenmemelidir. Zira bu mevzuda gösterilecek her hırs ve acelecilik hem fıtrata aykırı, hem de beklenildiği anda umulan şey elde edilemeyeceği için hüsrana sebeptir.
ç- İrşad ve terbiye tesirini göstermiyor diye feveran edilmemelidir. Aksine, o ana kadar yapılan şeylerin hepsi yıkılmış olur.
d- Terbiye ve yetiştirmede, akıl, kalb ve ruhun beraber doyurulmasına, tatmin edilmesine titizlik gösterilmelidir. Bu da, belli bir zaman ister ki yapılabilsin; yoksa ümit bağlanılan şey elde edilemez.
Kusurlara karşı müsamaha prensibi:
Çocuktan sâdır olan kusurlara karşı bilmemezlikten gelme; yani, kusurları yüzüne vurup perdeyi yırtmamak gerekir. Aksi halde iyice arsızlaşır ve yapılan telkinlere dirsek çevirir. Eğer, mutlaka, kusurun giderilmesi isteniyorsa, suçlu ve kusurlu muhatab alınmadan, toplum içinde umumî olarak konuşmak ve yapılan uygunsuz davranışların, aklen, kalben, vicdanen sevimsizliği üzerinde durmak daha uygun olur. Eğer bu yolla da muvaffakiyet elde edilemez ve kusurlar sürer giderse, bir köşeye çekip, kendisi hakkında, düşünce, kanaat ve bakış açımızın onun davranışlarına uymadığını anlatmak muvafık olur. Kim-bilir, belki de bir Sen de mi? sözü, ona, bin nasihatten daha tesirli olur.
Telkinde müşahhaslaştırma prensibi
Çocuğa telkin edilecek her iyi ve güzel, o işin bir kısım kahramanlarıyla; her kötülük ve fenalığa karşı koyma da, o sahadaki yiğitlerle misillendirilmelidir. Evet, ona anlatılacak herşeyin, böyle bir kahramanın hayatiyle resmedilmesi, hem çarpıcı hem daha tesirlidir.
Gönlün yüce ideallerle donatılması prensibi:
Çocuğa fatihlik ruhu aşılanmalıdır. Yani, iyiliklerin ve güzelliklerin neşrinde ve yüce hakikatlerin dünyaya duyurulmasında, kendinin birinci derecede vazifeli olduğu, keza; dünya çapındaki fenalıkların giderilmesinde de yine kendisine çok şey düştüğü telkin edilmelidir. Böylece o, her işi başkasından bekleme; hatta kendine düşen şeyleri bile, ele-âleme havale etme gibi miskinliklerden korunmuş ve kurtarılmış olacaktır.
Fatihlik ruhu telkininde bilhassa şu iki noktaya dikkat edilmelidir:
a- Bu mevzuda verilecek misallerin kendi tarihimizden, siyer ve meğâzîden alınması.
b- Abartmaya gidilmeden meseleler olduğu gibi anlatılmalı ve katiyyen hakikatler, efsânelere feda edilmemelidir. Aksine, anlattığımız şeylerin şişirilmiş meseleler olduğu er-geç ortaya çıkar ve çocuğun kafasında kurmaya çalışlığımız herşey yıkılır gider.
İyi ve güzel sözlerle telkin prensibi:
Islah ve terbiye yolunda kötü söz ve uygunsuz kelimelere asla yer verilmemelidir. Sövme, lanetleme, küfür gibi, hiçbir terbiye edici hususiyeti olmayan şeylere, sureti katiyyede başvurulmamalıdır. Yoksa farkına varmadan, vazgeçirmek istediğimiz aynı şeyleri ona telkin etmiş ve kendinden küçüklere karşı, bu uygunsuz şeyleri yapabilme iznini vermiş oluruz.
Sevgi ve korku muvazenesi prensibi:
Sağını solundan tefrik edecek duruma gelen her çocuk, sevgi ve korku muvazenesi içinde ele alınmalıdır. Aslında, her ferdin hayatında, havf-recâ (1) dengesi çok mühim bir unsurdur. Bu muvazene bozulup da, iki şıktan birinin ağır basması ferdin ruhanî hayatında hemen tesirini gösterir.
Evet, nimet arzusu, azab endişesiyle yan yana; tedip irşatla omuz omuza bulunmalıdır. Faziletli ve başarılı olanlara mükâfat vadedilmeli; etrafa endişe ve korku verenler de ceza ile tehdit edilmelidirler...
Tedip prensibi:
Gerektiğinde, bazı kayıtlarla hafifçe okşama tecviz edilebilir. Nasıl ki, büyüklere belli cürümlerden ötürü dayak cezası veriliyor. Öylede, sağını solundan tefrik edeceği ana kadar vakar ve sevgi atmosferi içinde neş’et eden çocuk, hisab verme çizgisine girdiği andan itibaren, en-son çare olarak hafif okşamakla tedip edilebilir.
Ne var ki, bunun için bir kısım şartlar vazedilmiştir. Bu şartlar bulunmadıktan sonra bu prensip kullanılmamalıdır. Bu şartları, kısaca şöyle sıralamak mümkündür:
a- Çocuğun temyîz çağına varmış olması. Henüz bu devreye ulaşmamışlar için, son prensip terbiye adına ne bir çare, ne de bir vesiledir.
b- Bu son çareye kadar, terbiye adına vazedilmiş bulunan bütün prensiplerin kullanılmış olması. Aksine, o son-çare olmaktan çıkar ve doğrudan doğruya terbiye vesilesi olan şeyler arasına girer.
c- Katiyyen can-yakıcı olmamalıdır.
ç- Hafif okşama dahi olsa, hayatî ehemmiyet arzeden noktalardan ve bilhassa yüz den sakınılmalıdır.
Mamafih, dayağın sürekti te’sir icra edeceği de, her zaman münakaşa götürür bir mevzudur. Onun terbiyedeki tesiri, daha çok müsekkin’e benzer; muvakkaten ağrıyı dindirse bile, iyi edici değildir. Hele, bazı zamanlar başka karışıklıklara da sebebiyet verir ki, daima titizlik isteyen bir husustur.
Yuvada zıtlıkların bulunmaması prensibi:
Terbiye ve irşada, ana-baba’nın uyum içinde olmaları çok mühimdir. Yuvada böyle bir uyum yoksa ve birinin yaptığını öbürü bozuyor; öbürünün söylediğini beriki yalanlıyorsa; çocuğun, her iki terbiyecisine karşı da, itimadının sarsılması ve saygısızlaşması muhakkaktır.
Bütün bu prensiplerden sonra, en mühim husus, hattâ geçen bütün prensiplerin öz’ü diyebileceğimiz bir husus vardır ki; o da, istenen şeylerin aralıksız olarak ve kemâl-i ciddiyetle bütün bir hayat boyu yaşanmasıdır. Yani, çocuğun inançlı ve samimi olması için, inanç ve ihlâsın, terbiyecinin her davranışında nümâyân bulunması; mükellefiyetlerini yerine getirmesi için, irşadcısının, derin bir vazife şuur ve idrakine sahip olması; ahlaken mazbut ve saygılı olabilmesi için, yetiştiricilerin kendi büyüklerine karşı bu hususta kusur etmemeleri gerekir. Yeme, içme, yatma, kalkma, hatta giyim kuşam gibi şeylerde, bir öğretici titizliği içinde bulunmaları; sevilmesi arzu edilen şeyler ve şahısların, onların çevrelerinde her an tazimle anılmaları icap eder. İçli ve derin olmaları için, tasaya ve ümitsizliğe götürmeyecek şekilde, mukaddes hüzünlerimizle, içten ve samimî olarak, onlara karşı dertli ve muzdarib olduğumuz anlatılmalıdır.
Ebeveyn ve irşatçının, bu husustaki vazifelerine, daha evvelki bahislerde temas edildiği için, bu kadarla yetinmeyi uygun bulduk.