Sızıntı Arşivi

Aralık 1981 · s. 7 · 5 dakikalık okuma

Gençliğin Problemleri

B.Ramiz Gülen · Pedagoji

«Geçen sayıda işaret edilen, talim ve terbiye ile alâkalı bir kısım prensipler.»

Muhatabın tanınması prensibi:

Talim ve terbiyede muhatabın ta­nınması çok ehemmiyetlidir. Kendine birşey vermeyi tasarladığımız şahsı ta­nımadan, ona birşeyler vermeye kalkış­mak menfi tesire ve aksülamele sebe­biyet verebilir. Büyük olsun, küçük olsun bu böyledir. Bu itibarladır ki, na­zarı keskin, kavraması süratli, tesbitleri yerinde mana ehlinin terbiye ve irşatları daima diğerlerinden daha tesirli olmuştur.

Binaenaleyh, evvela çocuğun ruh durumunu tespit etmek, sonra müdaha­lede bulunmak lazımdır ki, aksülamel gösterme gibi menfi durumlar ortaya çıkmasın. Çocuk vardır ki; sevgiyle, ok­şamakla, hediye ve mükâfatla yumuşar balmumuna döner. Çocuk da vardır ki; yüz-ekşitmek, alâkasız kalmak ve yerinde de kulağını çekmekle.. Ne var ki, birinci şıkta mütalâa edilebilecek ço­cuklar daha çok ve o yol daha müessir­dir. Zira beşer yaratılışının gereği ola­rak iyilikler, ihsanlar ve güler-yüz, in­sanı insana bağlama ve onlarla götürü­lecek tekliflere olumlu cevap alma bakı­mından en müessir silahtır. Siz, sevgiy­le, hediye ile mükâfatla onların gönül­lerine girerseniz, onlar da sizin düşün­celerinize saygılı ve tekliflerinize hürmetkâr olurlar.

Tedricîlik prensibi:

Terbiyede tedricîlik esasına riâyet etmek, yani, fıtrat kanunlarına uyup, aceleciliği bırakmak şarttır. Aksine ve­rilmek istenen şey tesirsiz kalır. Tedricîlikle alâkalı, aşağıdaki hususların bel­lenmesinde fayda vardır:

a- Verilecek şeylerin dozajının ayarlanması.. Gelişi-güzel ve hele mürşid tarafından hazmedilmedik şeylerin verilmesi faydadan çok zarar getirir.

b- Verilmesi gerekli olan şeylerin çocuğa aktarılmasında; sabır, kararlılık ve bıktırmayan tekrara ihtiyaç vardır. Bir verip bir kesmek ve hele sabırsızlık göstermek, vaktine uyulmayarak alınan ilaca benzer ki; panzehirken zehir olur.

c- Telkinin, en son tesir edeceği zamana kadar, çocuktan katiyyen bir­şey beklenmemelidir. Zira bu mevzuda gösterilecek her hırs ve acelecilik hem fıtrata aykırı, hem de beklenildiği anda umulan şey elde edilemeyeceği için hüsrana sebeptir.

ç- İrşad ve terbiye tesirini göster­miyor diye feveran edilmemelidir. Aksi­ne, o ana kadar yapılan şeylerin hepsi yıkılmış olur.

d- Terbiye ve yetiştirmede, akıl, kalb ve ruhun beraber doyurulmasına, tatmin edilmesine titizlik gösterilmelidir. Bu da, belli bir zaman ister ki yapılabilsin; yoksa ümit bağlanılan şey elde edilemez.

Kusurlara karşı müsamaha prensibi:

Çocuktan sâdır olan kusurlara kar­şı bilmemezlikten gelme; yani, kusurları yüzüne vurup perdeyi yırtmamak gere­kir. Aksi halde iyice arsızlaşır ve yapılan telkinlere dirsek çevirir. Eğer, mutlaka, kusurun giderilmesi isteniyorsa, suçlu ve kusurlu muhatab alınmadan, toplum içinde umumî olarak konuşmak ve yapı­lan uygunsuz davranışların, aklen, kal­ben, vicdanen sevimsizliği üzerinde durmak daha uygun olur. Eğer bu yolla da muvaffakiyet elde edilemez ve ku­surlar sürer giderse, bir köşeye çekip, kendisi hakkında, düşünce, kanaat ve bakış açımızın onun davranışlarına uymadığını anlatmak muvafık olur. Kim-bilir, belki de bir Sen de mi? sözü, ona, bin nasihatten daha tesirli olur.

Telkinde müşahhaslaştırma prensibi

Çocuğa telkin edilecek her iyi ve güzel, o işin bir kısım kahramanlarıyla; her kötülük ve fenalığa karşı koyma da, o sahadaki yiğitlerle misillendirilmelidir. Evet, ona anlatılacak herşeyin, böy­le bir kahramanın hayatiyle resmedilmesi, hem çarpıcı hem daha tesirlidir.

Gönlün yüce ideallerle donatılması prensibi:

Çocuğa fatihlik ruhu aşılanmalıdır. Yani, iyiliklerin ve güzelliklerin neşrinde ve yüce hakikatlerin dünyaya duyurul­masında, kendinin birinci derecede va­zifeli olduğu, keza; dünya çapındaki fe­nalıkların giderilmesinde de yine kendisine çok şey düştüğü telkin edil­melidir. Böylece o, her işi başkasından bekleme; hatta kendine düşen şeyleri bile, ele-âleme havale etme gibi mis­kinliklerden korunmuş ve kurtarılmış olacaktır.

Fatihlik ruhu telkininde bilhassa şu iki noktaya dikkat edilmelidir:

a- Bu mevzuda verilecek misallerin kendi tarihimizden, siyer ve meğâzîden alınması.

b- Abartmaya gidilmeden mesele­ler olduğu gibi anlatılmalı ve katiyyen hakikatler, efsânelere feda edilmemeli­dir. Aksine, anlattığımız şeylerin şişiril­miş meseleler olduğu er-geç ortaya çıkar ve çocuğun kafasında kurmaya çalışlığımız herşey yıkılır gider.

İyi ve güzel sözlerle telkin prensibi:

Islah ve terbiye yolunda kötü söz ve uygunsuz kelimelere asla yer veril­memelidir. Sövme, lanetleme, küfür gi­bi, hiçbir terbiye edici hususiyeti olma­yan şeylere, sureti katiyyede başvurulmamalıdır. Yoksa farkına varmadan, vazgeçirmek istediğimiz aynı şeyleri ona telkin etmiş ve kendinden küçük­lere karşı, bu uygunsuz şeyleri yapabil­me iznini vermiş oluruz.

Sevgi ve korku muvazenesi prensibi:

Sağını solundan tefrik edecek du­ruma gelen her çocuk, sevgi ve korku muvazenesi içinde ele alınmalıdır. As­lında, her ferdin hayatında, havf-recâ (1) dengesi çok mühim bir unsurdur. Bu muvazene bozulup da, iki şıktan biri­nin ağır basması ferdin ruhanî hayatın­da hemen tesirini gösterir.

Evet, nimet arzusu, azab endişe­siyle yan yana; tedip irşatla omuz omuza bulunmalıdır. Faziletli ve başarılı olanlara mükâfat vadedilmeli; etrafa endişe ve korku verenler de ceza ile tehdit edilmelidirler...

Tedip prensibi:

Gerektiğinde, bazı kayıtlarla ha­fifçe okşama tecviz edilebilir. Nasıl ki, büyüklere belli cürümlerden ötürü dayak cezası veriliyor. Öylede, sağını solundan tefrik edeceği ana kadar vakar ve sevgi atmosferi içinde neş’et eden çocuk, hisab verme çizgisine gir­diği andan itibaren, en-son çare olarak hafif okşamakla tedip edilebilir.

Ne var ki, bunun için bir kısım şart­lar vazedilmiştir. Bu şartlar bulunmadıktan sonra bu prensip kullanılmama­lıdır. Bu şartları, kısaca şöyle sıralamak mümkündür:

a- Çocuğun temyîz çağına varmış olması. Henüz bu devreye ulaşmamış­lar için, son prensip terbiye adına ne bir çare, ne de bir vesiledir.

b- Bu son çareye kadar, terbiye adına vazedilmiş bulunan bütün pren­siplerin kullanılmış olması. Aksine, o son-çare olmaktan çıkar ve doğrudan doğruya terbiye vesilesi olan şeyler arasına girer.

c- Katiyyen can-yakıcı olmamalıdır.

ç- Hafif okşama dahi olsa, hayatî ehemmiyet arzeden noktalardan ve bil­hassa yüz den sakınılmalıdır.

Mamafih, dayağın sürekti te’sir icra edeceği de, her zaman münakaşa götürür bir mevzudur. Onun terbiyedeki tesiri, daha çok müsekkin’e benzer; muvakkaten ağrıyı dindirse bile, iyi edi­ci değildir. Hele, bazı zamanlar başka karışıklıklara da sebebiyet verir ki, daima titizlik isteyen bir husustur.

Yuvada zıtlıkların bulunmaması prensibi:

Terbiye ve irşada, ana-baba’nın uyum içinde olmaları çok mühimdir. Yuvada böyle bir uyum yoksa ve birinin yaptığını öbürü bozuyor; öbürünün söylediğini beriki yalanlıyorsa; çocuğun, her iki terbiyecisine karşı da, itimadının sarsılması ve saygısızlaşması muhakkaktır.

Bütün bu prensiplerden sonra, en mühim husus, hattâ geçen bütün prensiplerin öz’ü diyebileceğimiz bir husus vardır ki; o da, istenen şeylerin aralıksız olarak ve kemâl-i ciddiyetle bütün bir hayat boyu yaşanmasıdır. Yani, çocuğun inançlı ve samimi olması için, inanç ve ihlâsın, terbiyecinin her davranışında nümâyân bulunması; mü­kellefiyetlerini yerine getirmesi için, irşadcısının, derin bir vazife şuur ve idrakine sahip olması; ahlaken mazbut ve saygılı olabilmesi için, yetiştiricilerin kendi büyüklerine karşı bu hususta ku­sur etmemeleri gerekir. Yeme, içme, yatma, kalkma, hatta giyim kuşam gibi şeylerde, bir öğretici titizliği içinde bu­lunmaları; sevilmesi arzu edilen şeyler ve şahısların, onların çevrelerinde her an tazimle anılmaları icap eder. İçli ve derin olmaları için, tasaya ve ümitsizliğe götürmeyecek şekilde, mukaddes hü­zünlerimizle, içten ve samimî olarak, onlara karşı dertli ve muzdarib olduğu­muz anlatılmalıdır.

Ebeveyn ve irşatçının, bu husustaki vazifelerine, daha evvelki bahis­lerde temas edildiği için, bu kadarla yetinmeyi uygun bulduk.