Sızıntı Arşivi

Şubat 1980 · s. 8 · 4 dakikalık okuma

Kurbağa Yağmuru

M.Uslu · Biyoloji

Şiddetli yağmurlar ve su basmalarının yanısıra deniz sularının kabarıp karaya taşmasıyla yerlerde kurbağa ve balık görmek pek şaşırtmaz insanı. Ayrıca zelzeleler ve volkan patlamaları sebebiyle suların kabarıp karayı istila etmesinden sonra zıplayıp duran balık ve kurbağaların yerlerde dolaşması da öyle, fakat yağmurla beraber kurbağa veya balık yağmasının ilmi yorumu bazı akıllara zor gelir veya bazen da izah edilmesi gerektiği şekil den çok uzak izah edilir.

Mesela bu mevzuda birkaç vaka zikri gerekirse Sunderland’da 24 Ağustos 1918’de kuvvetli bir fırtınanın ardından su ile birlikte küçük balıklar her tarafa saçılmaya başlamıştı. Dr. Alexander Meek’in aynı yerdeki araştırmalarına göre “balık yağmuru” on dakika kadar sürmüş ve takriben 1500 m2 lik sahayı kaplamıştı. Balıklarsa büyük gruplar halin de sığ körfezlerde yüzeyde yüzen küçük yılan balıklarıydı. Yayıldıkları saha ise denizden en az 800 m uzaktı.

Seylan’da bir vakada da denizden 700 m uzakta bir sahaya 3,5 ila 5 cm boyunda küçük gümüş rengi balıklar su ile beraber yağmur gibi yağdı.

Meksika Golf’unda Virmillon Körfezi’nde bir balıkçı teknesinin şahit olduğu vaka da enteresandır. Bir tufan kopmasıyla teknede su 25 cm’yi bulmuş, aynı anda yağmurla birlikte 30–50 kadar ringa balığı tekneye düşmüştü. Balıklar canlıydı.

Times gazetesinin 17 Haziran 1939 tarihli nüshasında da Trowbridge’ye ait çamurla birlikte yağmur yağma hadisesi var.

Aslında çok uzaklara gitmeye lüzum yok; bizde bile canlı şahitlerin anlattığı taş, çamur ve kurbağa yağma hadiseleri çok. Fakat insan olarak bizi asıl alakadar eden yönüyle mesele iki şekilde mütalaa edilebilir: 1- Bu hadiseler kâinatta cari kanunlarla izah edilir tarzda gelir. Akıl ve mantığa ters düşecek bir durum ortada yoktur. 2-Bu hadiseler içinde ve verasında işleyen kuvvet ve kudretin mutlak idare ve hikmetleri vardır. Hadise boş ve abes değildir.

Hadiselerin 1. maddeye uygun izahına göre, havada bazen yerden göğe yükselen hatta dev hortumlar şekline giren spiraller meydana gelir. Bunların karadakilerine “tornado”, kara hortumu denir. Tornadolar bazen 800 km/h hızla dönen spirallerden meydana gelir. Çok güçlüdür. Araba, insan veya hayvan, ne bulursa kaldırıp sürükleyebilir. O halde meseleyi ifade için yağdı sözü kullanılsa bile balık, kurbağa, taş veya çamur yağma meselesinin asıl yağmurla ve yağmur kanunlarıyla alakası yoktur. Bulutlardan yağmur damlaları teşekkül ettirildiği gibi balık veya diğer mezkûr şeyler teşekkül ettirilmemektedir. Akdeniz’de çekilen resimlerde görül düğü gibi bir su hortumu karadaki hortumlar kadar dehşetli olmasa da, denizde ise balıkları, bir göl veya nehir üzerinde ise kurbağa veya balıkları hatta çamur ve derecesine göre küçük taşları kaldırıp yakın bir beldeyi, yine kuvvetine göre daha uzak bir bölgeyi bunlarla tesir altına alabilir. Görüldüğü gibi bu yönüyle mesele gayet basittir, hiç de öyle çapraşık ve karışık değildir.

Asıl ehemmiyet arz eden ikinci yönüyle hadise ele alınırsa, her hadiseyle kendini tanıtmak ve kudretini göstermek isteyen bir Zat’a, bazen da asıl gayesini unutup gaflete düşen veya gaflette olanların aklını başına getirmek için başları üzerine ikaz veya şefkat taşları attıran bir Zat’a, yol bulup geçmeli bu hadise den insan. Gerçek insan her hadisenin ardındaki gerçek güzel yüzü görür, istikamete kuvveti artar. Düşünür, böyle bir vak’a geniş dünya sathında milyarda bir ihtimalken orada olması tesadüfî değildir der, bir kast ve iradeyi bulur. Evet: ‘‘Fırtına, zelzele, veba gibi hadiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevi çiçeklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi neşvü nemasız kalan birçok istidat çekirdekleri, zahiri çirkin görü nen hadiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Güya umum inkılâplar ve külli tahavvüller, birer manevi yağmurdur. Fakat insan hem zahir perest hem hodgam (kendini düşünen) olduğundan zahire bakıp çirkinlikle hükmeder. Hodgamlık cihetiyle yalnız kendine bakan netice ile muhakeme ederek şer olduğuna hükmeder. Hâlbuki: Eşyanın insana ait gayesi bir ise, Saniin esmasına ait binlerdir. Mesela Yaratıcı Kudret’ in büyük mucizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları zararlı manasız telakki eder. Hâlbuki onlar, otların ve ağaçların teçhizat takınmış kahra manlarıdırlar. Mesela: Atmaca kuşu, serçelere tasliti, zahiren rahmete uygun gelmez. Hâlbuki serçe kuşunun istidadı atmacanın musallat olması ile inkişaf eder.’’

“Kadir-i Zülcelâl, her bir unsura çok vazifeler vermiş ve her bir vazife de çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun bir tek vazifesinde, bir tek neticesi çirkin ve şer ve musibet olsa da, sair güzel neticeler, bu netice yi de güzel hükmüne getirir. Eğer bu tek, çirkin netice vücuda gelmemek için, insana karşı hiddete gelmiş o unsur, o vazifeden menedilse; o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terk edilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak, şer olması haysiyetiyle o hayırlar adedince şerler yapılır. Ta bir tek şer gelmesin gibi; gayet çirkin ve hilaf-ı hikmet ve hilaf-ı hakikat ve kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat kusurdan münezzehtirler.” B.N.

M. UsIu