Sızıntı Arşivi

Aralık 1986 · s. 462 · 8 dakikalık okuma

Kunduzlarda Mühendislik Ve Sanat

A. Halit Aslantürk · Zooloji

An imal Architecture’den:

A.Halid Aslantürk

Kunduzlar hayati faaliyetlerini gerçekleştirmek için çevreyi kendi hayat tarzlarına uygun bir hale getiren harikulade sanatkârlardır. Su seviyesinin sezilebilir bir şekilde değişmediği büyük ırmaklar üzerinde nehir yatağına yukarı doğru meyilli bir tünel kazar ve sonra bunu bir metre çapı, yarım metre yüksekliği olan bir yeraltı odası haline getirirler. Böyle bir odanın su altında en azından iki giriş tüneli vardır ve girişe yakın bir yerde beslenme bölümü bulunur. Kunduzlar geceleyin ya açıkta veya tünellerin etrafındaki yapma sahillerde avlanmaktan hoşlanırlar.

Su seviyesi yükselirse odanın tavanındaki toprak kazılır ve tabanı inşa etmede kullanılır. Eğer tavan tabakası çok zayıf olursa tepeye toprak ve ince dallar yığılır. Sular daha da yükselirse, kunduzlar bu yuvaya küçük bir emniyet odası “loca” yı ilave ederler ve buraya taşınırlar.

Sığ olan ve yavaş hareket eden sularda ise, mesela kendi yaptıkları baraj göllerinde, bu küçük odayı su ile çevrelenecek şekilde inşa ederler. Akıntının alıp götüremeyeceği şekilde suya doymuş olan dalları, ağaç kabuğu parçalarını gölün dibinden toplayarak bir oda yaparlar. Bunu daha çok sayıda dal ilave ederek iki, bazen üç metre yüksekliğe çıkacak kadar genişletir ve bu dal kümelerinin içine geçiş hollerini ve odalarını oyarlar. Duvarları çamur ve kille dikkatlice kalafat ederken de kâfi miktarda havanın içeriye girebilmesi için kubbeli katın bir kısmını gevşek bırakırlar.

Kunduzlar gibi dallardan ve çırpılardan yuva yapan birçok canlı vardır. Fakat bu malzemeleri bir dere veya ırmak boyunda, küçük odaları yüzme ve dalma faaliyetleri ve avlanmaları için müsait olan sakin bir göl temin edecek bir set inşa etmede kullanmak sadece kunduzlara verilen muhteşem bir kaabiliyettir. Bu yazıda, kunduzların tabii ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla bir yeri nasıl istedikleri şekle sokup değiştirdikleri, bunu yaparken de bir mühendis gibi nasıl çalıştıklarını anlatacağız.

İşe tecrübeli birer zenaatkar gibi başlarlar. Setin yapılacağı yerde kesili kalın ağaçlara makul bir kuvvetle vurup dere veya ırmak dibine düşürerek araları ince dallarla takviye ederler (Şekil). Daha sonra kalın dallar yükler ve yapıyı çatallı dallarla besleyerek akıntıya karşı hazırlar. Gerekli mukavemeti, malzemeyi çaprazlama şekilde yerleştirerek de sağlayabilirler. Yapı, sahilde büyümekte olan ağaçlara ve kaya parçalarına adeta demirlenir ve sete getirilen büyük taşlarla iyice kuvvetlendirilir. Aralarda kalan boşluklar elverişli dal parçaları, kamışlar ve başka malzemeyle doldurulur ve set, tam anlamıyla su geçirmez hale gelmesi için çamur veya kule sıvanır. Duvarın akıntıya karşı olup su altında kalan kısmı düz ve diktir. Önünde inşaat malzemelerinin temin edildiği derin kuyu bulunur. Bu kuyunun, akıntının hızını düşürüp yapıyı korumada müsbet rolü vardır. Akıntıya karşı olmayan yüz ise kalın kaba dallarla dibe ve nehrin kenarlarına desteklendirilmiş olup karmakarışık bir manzara arzeder.

Baraj gövdesi kubbe şeklinde yapıldığından su kenarlardan akar. Düzenlemenin bu umumi hususiyetleri yanında bazı detayları değişebilir. Bu setler dar nehirler veya çaylar üzerine yapılabildiği gibi büyük ırmaklarda da yapılabilir. Mesela Rusya’da bulunan bir setin 120 metre uzunluğunda 1 metre yüksekliğinde ve 60—100 cm genişliğinde olduğu kaydedil miştir. Mississipi bataklıklarında kunduzlar, yüzlerce metre uzunluğunda setler inşa ederler. Bu, ihtiyaçları karşılayabilecek hususiyette yeterli derinlikte göller inşa etmenin yegane yoludur. Amerika’da Montana’daki Jefferson Nehri üzerindeki kunduz seti muhtemelen inşa edilmiş en büyük settir. Bu set tam 700 metre uzunluğundadır ve üzerinde sürücüsü de olmak üzere bir atı taşıyabilecek kadar dayanıklıdır.

Kunduz setleri babadan oğula geçen miras gibidir. Büyük setler kunduz aileleri tarafından nesilden—nesile uzun yıllar hatta asırlarca muhafaza edilir. Su seviyesinin arzettiği değişik şartlara göre uygulanan muhtelif muhafaza teknikleri vardır. Mesela, eğer su, oturma odası kısmına çıkacak derecede yükselirse, kunduzlar sel bölgesine müdahele etmezler. Çünkü böyle bir müdahale probleme uzun vadeli bir çözüm getirmeyecektir. Bu yüzden meseleye setin üzerinden su akan kısmında değişiklik yaparak el koyarlar ve burayı biraz alçaltarak göldeki su seviyesinin düşmesini sağlarlar. Eğer su seviyesi istenilenden fazla düşerse bu defa da setin yükseldiğini biraz artırır ve gerekli yerlerde yoğunluk takviyesi yaparlar. Su seviyesinde kaydedilen düşüşün setteki bir gedik sebebiyle olduğu hallerde ise hemen hasar mahalli bulunur ve tamir edilir (Şekil 2). Mahir su mühendisi de su seviyesini ancak bu kadar iyi tahmin edebilir. Mühendislik tekniklerindeki o muazzam muamma bir yana, kunduzlar, sırf karşılaştıkları bir probleme “cemaat” halinde çözüm getirmeye çalışmaları cihetiyle çok güzel bir misaldir. Gerçekten de kunduzların, setlerin inşa ve muhafaza edilmesi sırasında yekvücut olup bir vücudun azalan gibi ahenli ve verimli çalışmaları ibret vericidir.

Setlerini ve meskenlerini yapmak için çok miktarda oduna ihtiyaçları olduğundan, kunduzlar kolonilerini ağaçlık bölgelerden geçen ırmak ve dereler üzerine kurarlar. Kavaklar, ceviz ağaçları ve söğütler tercih edilen türlerdir. Oldukça kabiliyetli bu ağaç kesiciler için meşelerin kalın odunu bile caydırıcı değildir. Kesme işini mükemmel olarak gerçekleştirebilecek mahiyette yaratılmış olan keski biçimli ön dişlerinin kenarları öyle keskindir ki, bir zamanlar bazı Amerikan Kızılderilileri tarafından en muteber keski aleti olarak kullanılmaktaydı.

Evet gerçekten de kunduzlara bahşedilmiş olan azalar işlerini en verimli bir şekilde yapabilecekleri mükemmel birer alettir. Kunduzların dişleri, ağaçları kesme ve devirmede kullandıkları en önemli aletlerdir. Elleri de şüphesiz inşa etmede en vazgeçilmez azalarıdır. Kunduzların ele benzeyen ön pençelerinde dört parmak yanında bir de zayıf başparmak vardır. İnsan elinde başparmağın gördüğü vazifeyi kunduz pençesinde serçe parmak görür. Yani bu parmağın yardımıyla dal ve budakları sıkıca tutarlar.

Becerikli elleriyle daha küçük boylu odunları ve çalı—çırpıyı toplar, yığın haline getirir ve bu yığını ağızlarında şantiyeye götürürken ellerini yüzmede kullanırlar. Bu elleri, setleri kuvvetlendirmek için gerekli olan taşları toplama ve taşımada, nehir dibindeki küçük çalı ve kabuk parçalarını toplarken bir kürek gibi kullanırken de görürsünüz. Malzemeyi kolları ve çeneleri arasında tutarak su altında yüzmek suretiyle şantiyeye götürürler. Sonra yükü oturma odasının tepesine veya setin üst tarafına taşırlar. Yapılarını su geçirmez hale getirmek için kullandıkları kil ve çamurun sete sıvanması işinde yine o becerikli eller başroldedir. Basit bir azanın bunca işi birden yapabilecek mahiyette yaratılıp az malzeme ile çok iş gördürülmesi azami tasarruf prensibinin ne kadar güzel bir tezahürüdür.

Tasarruf kaidesi, kunduzların beslenme rejimlerinde de karşımıza çıkar. Çünkü otyiyen bu canlılara hususiyle ince yeşil ağaç kabuklarından ve taze kesilmiş ağaç yapraklarından hoşlanma hissi verilmiş ve böylece inşaat sahasına yayılan malzeme artığı hem ortalığın temizlenmesine hem de kunduzların doyurulmasına vesile olacak şekilde değerlendirilmiştir.

İnce bir ağaç gövdesini biçmek bir kunduzun sadece bir kaç dakikasını alır. 20 cm veya daha kalın çaplı ağaçları nöbetleşe çalışan iki kunduz kemirmek suretiyle biçerler. Bu metodlu çalışma sonunda gövde kum saatine benzer bir hal alır ve yeterli inceliğe gelince yıkılır. Büyük ve sert gövdeli bir ağacı devirmek bazan geceler sürebilir. Kunduzlar, hassas duyma kaabiliyetleri sayesinde odunun çatırdama sesinden ne vakit düşeceğini anlar ve düşmezden az evvel kaçıp suya dalarlar.

Bundan sonra, kesilmiş olan ağaçların inşaat yerine taşınması meselesi vardır. Bu meyanda, nehir kenarlarındaki ağaçlar, hele hele su sathına meyilli olanlar için bir problem yoktur. Kunduzlar bu ağaçları uç taraflarından gövdesine doğru ilerleyerek hızar gibi parça parça kesip suya düşürür ve böylece su yoluyla kolayca şantiyeye ulaştırırlar. Ancak nehir kıyısına pek yakın olmayan ağaçlar için hususi bir teşebbüs

gerekmektedir. Uzaktaki ince dallar ve yaprakları ağızlarında taşıyarak nehre kadar götürür ve yolculuğun geri kalan kısmını yükleriyle beraber yüzerek tamamlarlar. Büyük ağaçların taşınması içinse “kunduz patikası” denilen yollar inşa edilir. Bu yollar günümüz inşaatçılığındaki stablize yol veya servis yoluna benzeyen özenle hazırlanmış düzgün ve temiz hatlardır. Büyük ağaç parçaları bu yollar üzerinden nehre nakledilir. Kunduzlar toprağın nehir seviyesinden pek fazla yüksek olmadığı yerlerde ise çok daha harika bir teknikle nakliyat meselesini halletmişlerdir. Böyle yerlerde derinliği 50 cm’ye varan su kanalları açarlar ve ağaç parçalarını bu kanallar içinde yüzdürerek inşaata ulaştırırlar. Bu harika mühendislik tekniklerine ve icraata “kunduzun kendi kendine icad ettiği davranışlar” ve bu icraatın gerçekleştirilmesine en uygun bir mahiyette olan azalara ‘kendi kendine geliştirdiği azalar” demeye imkan var mı? Kunduzlar kış uykusuna yatamazlar ve kışı üst kısımdaki odalarında geçirirler. Ama şiddetli don olup göl suyunun katı bir buz tabakasıyla kaplandığı vakitlerde karayla bağlantıları tamamen kesilir. Çünkü barınaklarının çıkış kapıları su seviyesinin altında olduğundan kapanır. Fakat böyle acil durumlar onları tedbirsiz yakalayamaz. Çünkü sonbahar çalışmalarında ağaçları inşaat için değil de kış erzakı niyetiyle kesmiş, odalarına yakın bir yerde, hatta bazen giriş kapılarının hemen önünde, su altı yığınları halinde biriktirmişlerdir.

Baraj gölünün üzerindeki buz tabakası fazla kalınlaşınca sette delikler açmak suretiyle buzun altında nefes alıp yüzebilecekleri bir hava boşluğu ve locaların uzağında olan erzakları kolayca taşıyabilecekleri donmamış bir satıh oluştururlar. Böylece yuva sakinleri için açlık ve havasızlık problemi de kalmamış olur.

Bunca emek sarfedilerek yapılan yuvada acaba kimler yaşar? Kunduz odasında ömür boyu ayrılmayacak olan bir evli çift, evvelki ve geçen yılda doğan yavruları beraber yaşar. Enteresandır, bunca kunduz için küçük sayılabilecek bir yerde hiçbir temizlik ve aşırı kalabalık problemi olmaz. Kunduzlar yuvalarını kirletmemeye özen gösterirler ve ihtiyaçlarını suda görürler. İlkbaharda, dişi kunduz tahta talaşından yapılmış yatağında yeni bir yavru doğurmaya yakınken diğerleri kısa bir süre için dışarı taşınırlar. Yeni yavrunun doğumuyla artık iki yıllık yavruların evden ayrılma vakti gelmiş demektir. Şimdi onlar kendi müstakbel evlatları için oda yapmaya başlayacaklardır. Kunduzların bu intizamlı aile hayatı, temizlik ve haya hisleri düşünen insana ne güzel misaldir.

Kunduzların, yaptıkları bunca şahane işi gördükten sonra, familyaları içinde nadide bir beyin potansiyeline sahip olduklarını inkar edemeyiz. Ancak şunu bilhassa vurgulayalım ki; kunduzların sanat ve mühendislik prensiplerinin kendilerine ilham yoluyla geçtiği, şaşırtıcı olduğu kadar ilmi müşahadelerle de ispatlanmış bir hakikattır. Mesela kolonilerinden ayrı olarak çok küçükten itibaren özel olarak yetiştirilen hayatında hiç baraj yapımını görmeyen kunduzların birer usta gibi ağaçları devirdiği, dallar, taşlar ve daha iyi malzeme bulursa onlarla akan suda hiçbir yanlış teşebbüs, hatalı başlama yapmadan mükemmel, su geçirmez setler ve yuvalar inşa ettikleri müşahade edilmiştir. Bütün bunlar şunu gösteriyor: Birçok yönüyle kâinatta ibret alınacak yaratıklardan olan kunduzlara o hayat tarzı, sanat ve teknikler daha dünyaya gelmeden verilen bir sevk—i İlahi’dir.