Eylül 1989 · s. 30 · 3 dakikalık okuma
Kozmik Kabarcıklar ve Yüzük Halkası

Abdullah Doğan - A. Kadir Sema
Çölün ortasında yapayalnız bir adam düşünün. Hangi yöne yürürse yürüsün, birbiri ardında sıralanan kum tepeleri ile çölü nihayetsiz gibi zanneder. Oysa hayalen gök yüzüne doğru çıktığımızı farzedersek belli bir irtifadan sonra çöl, küçük bir yüzük halkası kadar kalıverecektir. İmkânımız olsa, daha yukarılara çıkabilsek büyük kara parçaları da aynı akibete uğrar. Gittikçe yükselip güneş sisteminden dışarı çıkarsak, o zaman dünya küçücük bir yuvarlak (küre) olarak bizi selâmlar. Böylece seyahatimize uzayda devam etsek.
Samanyolu galaksisinden çıkar, bulunduğumuz galaksi kümesinin sınırlarına yaklaşmış oluruz. Yukarıdaki orantılar yine aynı şekilde devam eder. Tabii Samanyolu'ndaki güneşimiz gibi olan yıldız ve kümemizdeki galaksi sayısının bir milyar gibi korkunç bir rakkamın üzerinde olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bu enteresan seyahatimize devam edecek olursak o zaman, kendimizi öyle bir yerde buluruz ki; karşımızda, sathında milyonlarca galaksi barındıran büyük kümeler küçük küçük sabun kabarcıkları gibi pırıl pırıl parlamaktadır. Seyahatin bundan sonraki bölümüne bugünün modern ilmi ulaşamıyor, ancak asırlar öncesinden günümüzü aydınlatmış olan büyük rehber Peygamberimiz (s.a.v)'ın. yukarıda zikredilene benzeyen nurlu sözlerinden istifade ile bundan sonraki müşahedelerimizde de aynı orantının sabit kalacağını anlıyoruz, şöyle ki;
Yüzük—çöl misalinde olduğu gibi peygamberimizden sonra birçok insan hususiyle astrofizikçiler kâinat ve içindekiler hakkında bu tür teşbihler yapmışlardır. Şâir William Blake kâinatı bir kum tanesinin içinde görmeye çalışırken, astronom Margaret Geller sabun köpükleri tarafından büyülenmiştir, Cambridge 'de Harvard Simitson Astrofizikçiler Derneği'nde bir astrofizikçi olan Geller, öğrencilerinin birinin elinde üç boyutlu yeni bir gökyüzü (yıldız) haritası ile bürosuna girdiği günden beri fevkalade önemli bir teori ile meşgul oluyor. Huston'da Amerikan astrofizikçiler toplantısında da açıkladığı teoride Keller. "Bilgisayardan aldığımız neticeleri değerlendirdiğimizde kâinatın, yüzeyinde birçok galaksi barındıran ve sabun köpüğüne benzeyen kabarcıklardan meydana geldiğini hayretle gördük" demektedir.
Sözkonusu olan harita. Astrofizikçiler Merkezi üyesi olan John Hucra'nın 1975'den beri yapageldiği çalışmaların en son ürünüdür. Huchra, Geiler ve astronomi talebesi Voleire, Whipple rasathanesinde 60 inçlik aynalı teleskop kullanarak 1100 galaksinin ve kâinatı dolduran yıldız adalarının yerlerinin tesbit ettiler. Klâsik haritalara benzemeyen bu çalışma 117° ile 6° arasındaki uzay parçası ve dünyadan 300 milyon ışık yılı öteye yayılan sahadaki gökadasına ait üç boyutlu bir çalışma idi. Astronomlar her galaksinin dünyaya olan uzaklığını belirlediler. Daha sonra ışığın kırmızıya kayması metodu ile bu galaksinin komşu galaksilere olan uzaklığını ölçtüler. Kırmızıya kayma metodu şöyle izah edilebilir: Kurân-ı Kerim'de "Kâinatı Biz yarattık ve onu genişleticiyiz" (Zariyat 47), âyetiyle haber verdiği, çok sonraları ise Hubble tarafından bir teori haline getirildiği gibi; galaksiler, birbirlerinden uzaklaşmaktadır. Dinleyiciden uzaklaşan bir tren sesinin frekansı azaldığı gibi, uzaklaşan bir galaksiden gelen ışığın frekansıda kırmızı dalga boyuna doğru veya spektrumun sonu olan daha alçak frekansa doğru kayar. Çok uzak bir galaksi dünyadan daha hızlı uzaklaşır ve onun ışığı daha fazla kırmızıya kayar.
Bu bilgiler ışığında bilgisayarla çizilen haritada, bazılarının çapları 60 ile 150 milyon ışıkyılı olan dev kabarcıklara benzeyen boşlukların yüzeyinde galaksilerin varolduğu anlaşıldı (Samanyolu'nun çapı 100.000 ışıkyılıdır)
Geller, "Bu teorinin bir başka şaşılacak tarafı da, bu büyük boş kabarcıkların çevre zarlarının çok ince olmasıdır", diyor. Huchra ise galaksi kümelerinin meydana gelmesinde çekim kuvvetinin büyük bir rolü olduğunu söylemektedir. Fakat bu açıklamalar galaksilerin büyük kabarcıkların etrafında toplanma sebebini tam açıklamamaktadır.
1981'de Jeremiah Ostriker ve Lennox Cowie, bu kabarcıkların, kâinatın yaratılmasından hemen sonra milyonlarca büyük yıldızın çabucak kendi enerjilerini tüketip muhteşem bir patlamayla süpernova haline gelmeleri neticesi meydana gelmiş olabileceklerini ileri sürmektedirler. Osbriker'in iddiasına göre bu patlamadan mütevvellit dalgalar, bir "kar süpürücü" vazifesi yaparak galaksileri (o zamanlarda henüz gaz bulutu iken) uzaydaki tesir sahasının dışına kadar itmiş ve bu balonların meydana gelmelerine sebep olmuştur.
Ostriker, teorisine destek olması bakımından son gelişmelere çok güvenmekle beraber yine de doğru laboratuvar neticelerine ihtiyaç duymaktadır. Laboratuvarına galaksi kümelerini sığdıramayacağını ifade eden araştırmacı, yanyana duran iki sabun köpüğünün birbirlerine yaklaştıklarında değme noktalarından patlayarak daha büyük bir kabarcık olarak birleşmelerini misal alıyor ve aynı zamanda tâbi olan galaksilerin de dev balonların etrafında yer aldıklarını ifade ediyor.