Sızıntı Arşivi

Haziran 1982 · s. 6 · 5 dakikalık okuma

Kız Çocularıyla Alakalı Küçük Bir Mütalaa

B.Ramiz Gülen · Pedagoji

KIZ ÇOCUKLARIYLA ALÂKALI KÜÇÜK BİR MÜTÂLAA

Buraya kadar arzetdiğimiz bütün ölçü, kıstas ve tavsiyeler, kız çocukları için de aynen geçerlidir. Zaten, bir hakikatin iki yüzünden ibaret bulunan kadın ve erkeği, birbirinden ayrı mütâlaa etmeye de imkân yokdur. Vâkıa kadın-erkek arasında bir kısım farklı durumlar vardır; ama bu, katiyyen terbiye ile alâkalı değildir. Aradaki fark, tamamen fıtrat ve istidatların hedef alacağı saha ile alâkalıdır.

Mâmâfih, böyle ayrı yaratılışda olan bu iki varlığın, onlardaki tabiî durumları nazara alınmayarak, tamamen müşterek mütalâa edilmeleri de bütün bütün hakikattara ters ve fıtrat kanunlarını bilmeme ma'nasına gelir.

Şimdi icmâlen arzetdiğimiz bu hususu biraz daha aydınlatmağa çalışalım:

Terbiyede, kız çocuklarıyla erkek çocuklar arasında esaslı bir fark mevcut değildir. Ancak erkek çocuklar, terbiye döneminde, ilerdeki bir kısım ağır mükellefiyetlere göre yetişdirilmeleri lâzım geldiği gibi, kız çocukları da, ilerde yüklenecekleri vazifeleri itibariyle, birer terbiyeci ve hane siyasetine vâkıf birer mürşide olarak yetişdirilmeleri zaruridir. Aslında, fıtratlarındaki incelik, sinelerindeki şefkat de, bunun böyle olması lâzım geldiğini te'yid etmektedir. Onları, altından kalkamayacakları ağır, bedenî işlere zorlamak bir hoyratlık, yuvadan ve çocuklardan ayırmak da bir zulüm ve gadirdir. Onlara, erkeklerine ve yavrulara bir zulüm ve gadir..

Yaradılış itibariyle, herbirisi değişik bir sahada mümtaz sayılan kadın ve erkeğin pekçok müşterek yanları bulunmasına rağmen, hikmet elinin araya koyduğu ayırıcı bir çizgiyle de, bütün bütün birbirlerinden ayrı sayılırlar. Ama bu ayrılık, zâid ve nâkıs (artı-eksi) gibi birbirini tamamlayan bir ayrılıkdır. Ne var kî, yine de bir ayrılık söz konusudur. Böyle bir ayrılığı görmemezlikden gelmek, müşâhedeyi inkar ve gerçekle zıdlaşma manasına gelir. Rica ederim, her aytn belli günlerinde kadınlığa has bir ârızanın baskısı altına giren, bazan aylarca sırtında ikinci bir varlığın mesuliyetlerini taşıyan ve uzun lohusalık döneminde kendi İşlerini bile göremeyen kadını, erkekle müşterek mütâlaa etmeye imkân var mıdır? Böyle bir iddiada bulunmak, bir kısım "müstağriblerin" (1) her zamanki tuhaflıklarının gereği sayılarak mazur görülse bile, topyekün kadınlık âlemi için mutlak bir zulüm ve insafsızlık değil midir? Bilmem ki bu müstağribler, bütün kadınları erkek olmaya zorlamada ne umarlar!. Böyle bir davranış kadınlık âlemini hor görmekden kaynaklanıyorsa, doğrusu bu çok iğrenç bir düşünce ve bu düşünceye kapılan kadınlar da aşağılık duygusuna itilmiş bir kısım zavallılardır.

Oysa ki kadını olduğu gibi, erkeği de; olduğu gibi kabul etmede, fıtrat kanunlarına karşı saygı ve insanın her iki nevine, karşı da bir hürmet ifadesi vardır. Aksine, kadının erkeğe erkeğin de kadına özendirilmesinde, fıtrat kanunlarıyla çatışma ve insanlığın dejenerasyonu bahis-mevzuudur. Böyle bir durumun doğuracağı kötü neticeler ise bütün bütün tüyler ürperticidir.

Kadın, kadınlığa has ruh ve karakteri, erkek de erkekliğe has ruh ve karakteri korudukları sürece mukaddes, verimli, yuva ve toplumları için de faydalı olurlar. Kendilerine has evsafı kaybedip fıtrat değişikliğine uğradıkları zaman ise, hem yuvalarına hem de toplumlarına zararlı birer unsur haline gelirler.

Buna binâen, kız çocuklarının terbiyesinde, kadınlık karakterinin korunmasına bilhassa dikkat edilmeli ve onların birer kadın-efendi olarak yetişmelerine gayret gösterilmelidir. Kaldı ki, onların kendilerine has işleri, erkeğin cihadına denk tutulmuştur. Serhad boylarında nöbet bekleyen ve harb meydanlarında ölüm-kalım kavgası veren gâzinin oku, mızrağı ne ise, ruhunda İtminana ermiş sâliha bir kadının elindeki iplik bükme âleti de, aynı sayılmıştır insanlığın Efendisi nazarında. Nasıl sayılmaz ki, elinde silah cepheden cepheye koşan o yiğit gâziler, bu yüce kadının İman ve ümit dolu İkliminde varlığa ermiş, onun coşturucu türküleriyle hayatı hakîr görme ve ölümü gülerek karşılama irfanına yükselmişlerdir.

Evet, iyi nesiller, iyi yetişdirilmiş annelerin eseri; kötü nesiller de insanlığını idrâk edememiş, ihmâle uğramış, fıtrat değişikliği ile hırpalanıp durmuş, kadın kılığındaki bir kısım tâlihsiz hilkat garîbelerinin eseridir. Bizim semavî olan terbiye anlayışımız, mükemmel nesillerin yetişmesinde kadını kadınlığı, erkeği de erkekliği içinde ele almayı zarûrî ve fıtratın gereği görür. Bu anlayışda erkek; imanlı, yürekli, dayanıklı ve sürekli mücadelelere hazır bir bahadır; kadın ise oldukça bundan farklı; İnançlı, ince, narin; erkeğin desteği ve moral kaynağı, çocuklarının mürşid ve terbiyecisi ayrı bir kahramandır.

Bununla beraber, erkek, her zaman ev işlerinde hanımına yardımcı olabileceği gibi, kadın da —iş başa düşünce — her işi görmeye ve hatta cepheye gitmeye âmâde bulunmakdadır. Ne var ki, böyle bir durumda birine göre asil vazife sayılan şey, diğerine göre tâlî bir hizmetdir.

Kızların terbiyesinde dikkat edilecek diğer bir husus da, onların, tavırları, davranışları, kılık ve kıyâfetleriyle erkeklerden farklı olarak yetişdirilmeleri keyfiyetidir. Erkeğin kadına aid kılık ve kıyafeti; kadına has hareket ve davranışlarda bulunması nasıl sakîl ve sevimsiz ise, kadının da erkeklere benzeme özentisi içinde bulunması, aynı derecede sevimsiz ve çirkindir. Bu türlü bir duruma müsâmaha edilmesi ise her iki cinsi de yavaş yavaş şahsiyet ve benliklerinden uzaklaşdırarak kadın-erkek arası üçüncü bir cins haline getirir. Böyle bir durum ise, hem erkek cephesinde hem de kadın cephesinde önlenemeyecek şekilde kokuşmalara yol açacakdır. Bu tehlikeli neticeden ötürüdür ki; kadının erkeğe, erkeğin de kadına benzeme gayreti içinde bulunanları lânetlenmişdir.

İnsânî mevhîbelerin (2) korunması. Çeşitli su-i istimallerin önlenmesi ve sık sık toptum içinde kendini hissetdiren bir kısım komplikasyonlara meydan verilmemesi için böyle lanetle tahşidât (3) ne kadar mânidardır! Keşke insanımız idrâk edebilseydi!...

Netice olarak diyebiliriz ki, terbiyede; kadın-erkek farklılığı diye birşey mevcud olmamakla beraber, cinslerin korunması, kadının kadın erkeğin de erkek olarak yetişdirilmesi için, daha ilk günlerde, yani çocuğun çevresiyle münâsebete geçtiği dönemde, erkek çocukların daha çok babalarının atmosferi içinde, kız çocukların da annelerinin sıcak hariminde bulundurulmasına ihtimam gösterilmelidir. Böyle bir tedbir, kadının kadınlığa aid hususları kazanarak yetişmesine, erkeğin de erkekliğe aid evsâfı benliğine mal ederek gelişmesine yardımcı olacakdır. Vâkıa, böyle bir gayret ve tedbirden her çocuğun aynı nisbetde faydalanması düşünülemiyeceği gibi, her anne ve babanın da kendilerine sığınan yavruları hakkında aynı ölçüde faydalı olacakları iddia edilemez. Her mürşid ve mürebbî, ancak istidâdı ve yetişmişliği nisbetinde faydalı olabilir. Her terbiye gören de kabiliyet ve ruhî mevhîbelerine göre istifâde edebilir.

Kadınlığa aid mütâlâmızı müstakil bir kitabcıkla arz etmeyi düşündüğümüz için bahsi kapamak istiyoruz.

B. Ramiz Gülen

(1) Müstağrib: Batı hayranı.

(2) Mevhîbe : İlâhî ihsan ve hediye.

(3) Tahşidât : Yığınaklar; konuşarak fazla üzerinde durma.

NOT: Gençliğin problemleriyle alâkalı seri yazıların maarifle alâkalı bölümünü mecmuada neşretmeden doğrudan doğruya kitaba intikal etdirilmesi uygun görüldüğünden, okurlarımızdan özür dileyerek bu yazı serisini burada bağlamak istiyoruz.