Ekim 1999 · s. 41 · 3 dakikalık okuma
Kitaplar Arasında

Nihat Dağlı
Debisi yüksek bir cafcafın ortasında ve ilginin odağında olan birine yakın duran, yanıbaşında yer alan ve ona dost görünen kişiyi anlamak çok da zor değil. Her şey nettir: o yoğun ilgiden az da olsa nasiplenmek ister. Amaç seyirciye ulaşmak, seyircinin alkışını toplamaktır. Bu tipler olmadık yerde kahramanla birlikte görünür, "bak! ulaşamadığınız bir yerdeyim, önemli biriyim yani!" der gibi, tepeden bakarlar. Kendilerini ayrıcalıklı kılan nitelikleri olmadığı hâlde sadece kahramanın yakınında bulundukları için kazanırlar. Orada bulunduklarından dolayı ne zahmet görürler, ne de herhangi birilerinin baskısını ve kem bakışını üzerlerine çekerler. Her ne kadar böyle bir konuma oturmakla oynak bir görüntü verse, ve bu, kendileri için olumsuzluk olarak değerlendirilse de, kolay bir hayat yaşarlar. Bedel ödemez, sadece ulûfe toplarlar.
Şimdi Peygamber Efendimiz(sav)'i ve arkadaşlarını düşünün. Efendimiz, yaşadığı mekân ve toplumda hem gözardı edilmeyecek biriydi, hem de görmezlikten gelinmeyecek işler yapıyordu. O bir başka türlü ilginin odağındaydı. Kitlenin üstünde bir yerde konumlanıp, süslü ve oyalayıcı cümlelerle dolu hitabeler irâd edenlerden değildi. Sırça saraylarının devamını, kalabalığın körleşmesinde ve ezikliğinde gören dönem diktatörlerine hiç benzemiyordu. Yoluna halılar serilmiyor ve yüzüne karşı övgü dolu şiirler okunmuyordu: birilerine altın dolu keseler atacak kadar zengin de değildi. O uyandığı, Allah'ın kendisine vazife olarak verdiği ve duyurmasını buyurduğu hakikat sebebiyle, çok daha farklı bir muamele ve ilgiye muhatap oluyordu. O güne dek yoğun ilginin merkezinde olan bir kaç ismin konumuna dönük sorular geliştirdiği için büyük bir tehlike olarak isimleniyordu. O birileri için büyük bir tehlikeydi: çünkü insanı uyarıyor, körleşmesini gideriyor ve üzerinden ezikliği atıyordu. Ayağa kalkan, 'ben kimim, ne yapmalıyım?' sorusunu soran bir topluluğun içinde sömürüyle semirenlerin geleceği yoktu. Bu sebeple O'nun üzerine zorbalıkla gidiliyordu. Alaya, küfre ve hakarete uğruyor, kendisine tuzaklar kuruluyordu. O'nu alkışlayan bir ilgiden çok. yokluğunu arzulayan bir ilgiyle takip ediliyordu; rahat değildi.
Efendimiz'in de yanıbaşında yer alan, O'nun dostu ve arkadaşı olarak bilinen İnsanlar vardı. 'Tehlike' olarak görülen ve bu sebeple binbir acıya muhatap olan Hz. Muhammed(sav)'e yakın durdukları, arkadaşı ve dostu oldukları için, çok şeyden vazgeçiyor ve çok şeyi üzerlerine çekiyorlardı. Uğruna ömürlerini adayacakları bir kimlik edinmek için oradalardı: onlar da rahat değildi. Efendimizi gönül verdikleri ilk günden başlayarak, ölümle burun buruna bir ömür sürdüler. O'nunla birlikte olmakla gelinen 'ölüm'ün içinde muhteşem bir hayatı görüp, var olmak için yok olmayı tercih ettiler. Sahâbe-i Kirâm ve Efendinıiz'in arkadaşları oldular. Vehbi Yıldız, Nil Yayınları arasında çıkan yeni kitabında, onlara. Hidayet Yıldızları diyor; Sahâbe-i Kirâm gerçeğine lâyıkınca yaklaşıyor.
Geriye bıraktıkları 'yaşanması zor' hayatlarıyla geçen zaman. "asr-ı saadet-saadet asrı' oldu. Müminlerin yüreğinde, her geçen günle birlikte, uzayan bir ayrılığın ve kopuşun acısı var. Yüzler oraya dönük: bugünü o güne dönüştürmek, kendilerini o günde görmek isliyorlar. O günden bugüne yollar açılıyor, sesler taşınıyor. Bilal-ı Habeşî'nin sesini bir kez daha duymak, bu sesle doluşan mescitlerde saf tuımak istiyorlar. Ancak 21. yüzyılda Bilal-ı Habeşî ezan okumayacağı için, Hz. Ebubekir, Ammar, Zeyd, Aişe.. mescitlere gelmeyecekler. Bu biliniyor: bu sebeple, saadet asrının mimarlarını örnek bir nesil kabul edip. onlara benzemek, onlara dönüşmek, onları bugüne taşımak kaygısında olan ve bunu gerçekleştiren bir nesil bekleniyor öteden beri. Necdet İçel'in Işık Yayınları arasında çıkan yeni kitabına da isim olan Beklenen Nesil'e, Mehmet Akif. Asım'ın Nesli dedi ve bekledi, Bu neslin menkıbelerden çıkıp, bir kez daha hayatın içinde görünür hâle gelmesi için ömrünü ortaya koyanlardan biri olan Fethullah Gülen ise. Altın Nesil diyor, bu nesle yollar açıyor.
Evel bu nesil bir kahramanlar topluluğudur. Bu topluluğu önemseyen herkes onları bekliyor. Necdet İçel. Beklenen Nesil'de bu neslin vasıflarını anlatırken çok önemli bir şey söylüyor: Beklenilen nesil olmak gerekir. Doğru, beklenilen nesil olunmadan beklenilen nesil nasıl gelsin ki?!
![]()