Sızıntı Arşivi

Ekim 1999 · s. 42 · 8 dakikalık okuma

His ve düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

Hazırlayan: Mehmet Erdoğan

SENİ ANLIYORUM YAVRUCUK

Seninle ağlamak istiyorum yavrucuk! Küçücük puslu dünyanda yaşadıklarını seninle paylaşmak istiyorum. Ne olduğunu anlamadan, etrafa meraklı gözlerle bakman içimi burkuyor yavrucuk... Körpecik, tozlu ellerini tutmak istiyorum. Elimle değil, kalbimle sarmak istiyorum yavrucuk... Ben senin için düştüm yollara. Hayalimdeki çoban yıldızına uzandım yirmi bir sene önce: "Bu ağlamayı dindirmek için yavru .." dedim, inledim. Ümitsizliğe düşmedim yavrucuk... Çabalarımın, bir nebze olsun yüzünün fıtratına uygun şeklini alması için.. sevgi bulutu oldum üzerine yağayım diye... Ne var ki yine yüreğim yandı yavrucuk... Mislerim alt üst oldu. Ve senin, fiilen yaşadığının mislini, ben yüreğimde yaşadım.

Aslında biz, yedi nokta dördü sevgisizlik rihterinde yaşadık. Bedeli ağır oldu. İnsanlar, sevgi ve hoşgörüyü âdeta nostalji olmaya başladığı bir dönemde yeniden keşfetti ve tek bir yürek oldu. Sevgi değil midir tonlarca moloz yığınının altındaki canlıyı tırnaklarla çıkarma gayreti? Sevgi değil midir varıyla yoğuyla yardıma koşma cehdİ? Sevgi değil midir hiçbir şey yapamamanın ve acziyetinin verdiği buruklukla Yaradan'ına el açıp sığınma samimiyeti? Soluk resimlerde, dudağına kalemimle yapmacık tebessüm çizsem de, hüzünlü bakışlarını değiştiremedim yavrucuk... Ama sen mahzun olma yavrucuk...! Hayalimdeki çoban yıldızına ulaşmak için, değil yirmi bir sene, sonsuza dek sürse de bu iş: hakiki tebessümü gözünde göreceğim... Azmim ve gayretim bir kar yumağı gibi yuvarlandıkça büyüyor. Karamsarlık ormanında yangın çıkartıp bütün ümitsizlikleri yakacağım ve yerine ümit fidanları dikeceğim... Bu ağlamayı elbet dîndireceğim yavrucuk...

Harun Algül / İstanbul

Denemeniz gayet güzel. Yer yer farklı söyleyişlerle örülmüş cümleleriniz var. ama asıl orijinal olan farklı duygularınız. Milletçe bir felâket kâbusunu yaşadığımız şu günlerde, içinizdeki acıları, herkesin ruhuna tercüman olmuş bir şekilde İfade etmişsiniz. Bir çocuk silueti duruyor karşımızda yazı boyunca. Gözünde yaş var. Kaleminizden akan mürekkep, göz yaşı gibi göz yaşlarınıza karışıyor. Bizler de göz yaşlarımızı o damlalara bağlıyor sonsuzluğa bir dua şeklinde uzatıyoruz. Yazınızdaki en farklı duyuş içimizdeki depremi dile getiren cümleler olmuş. "Aslında biz yedi nokta dördü sevgisizlik rihterinde yaşadık. Bedeli ağır oldu. İnsanlar sevgi ve hoşgörüyü âdeta nostalji olmaya başladığı bir dönemde veniden keşfetti ve tek bir yürek oldu."

Yeni yazılarınızı beklediğimizi bildirirken, bir kere daha sizin vesilenizle aziz milletimize baş sağlığı diliyor, sevgi ve selâmlar sunuyoruz.

MELEK YÜZLÜM

Güzelliğin beni benden, aldı ey gül-ü râna,

Gözlerim kör oldu artık, bakamaz başkasına.

Hâlimi arz etsem sana, sesimi duymaz mısın?

Dönüp de bir kez olsun, yüzüme bakmaz mısın?

Leblerinden çıkacak her söze amade gönlüm,

Bu can anık senindir, senin olsun bu ömrüm.

Seni görmek, seni sevmek, zaten bir ömre bedel,

Ömrümü bitirmeden, yetiş artık, bana gel.

Her bakışın ömre bedel, bir kez baksan güzel gözlüm,

Gönlümü şaduman eder o bakışın melek yüzlüm.

Bir haya abidesi, bir edep timsalisin,

Dilerim Rabbim seni, salihlerden eylesin.

Her gülüşün bu gönlüme, canından can katıyor,

Nuş ile doluyor gönlüm, yine sermest oluyor.

Yine gönlüm, yine sevda, yine hasret çekiyor,

Bülbül gibi nâlân edip yine feryat ediyor.

Yüce Mevlam bu sevdayı, bize çok mu görüyor,

Hasretten kurtulan gönlüm, yine hasret çekiyor.

Ben yıllardır hep kendimi, gurbetlerde sanırdım,

Gurbetim yeni başlamış, bunu şimdi anladım.

Sen artık yaş yerine, kan akıl yine gözüm,

Sevgimi kanla yaz ki, okusun melek yüzlüm.

Hasretin bir kor gibi. yakarken yüreğimi,

Gönlüme kimler verecek, gelip de teselliyi.

Ben başka diyarlarda, sen başka diyardasın,

Bu hasretin yüküne, gönlüm nasıl dayansın.

Ben artık sende bir can, sen bende bir yüreksin.

Bir olsun ki yürekler, hasretleri dindirsin.

Gündüzümde yine sen, her gecemde sen varsın,

Baktığım her yerde sen, iyi bil ki sen varsın.

Hiçbir şeyi görmüyor, senden başka gözlerim,

Nere baksam sen varsın, senden hep gördüklerim.

Bak gökteki buluttan, nasıl yağmur yağıyor,

Yokluğuna ağlarken, bana eşlik ediyor.

Kulak ver rüzgârlara, bir dinle bak ne diyor,

Rüzgâr değil konuşan, gönlüm feryat ediyor.

Gözlerim hep yollarda, senden haber bekliyor.

Bilsen içimde gönlüm, ne azaplar çekiyor.

Yeter artık yeter gel ki bitsin bu çektiklerim,

Sana dar gelecekse bu gönlümü sökerim.

Bütün acı anılar, hep mazide kalıyor,

Bak istikbâlde bizi, mutlu günler bekliyor.

Uzat artık ellerini, ellerim boş kalmasın,

Seven gönüllerimiz, hasret ile yanmasın.

Mustafa Durmuş / İstanbul

İçli bir serenat şiiriniz. Bazı yerlerde kafiyeyi safıyeye tercih etmemişsiniz. Bazen geldiği gibi yazmak ve ilham izzetini korumak gerek. Bir tatlı su duruluğunda söyleyişi, sunî müdahalelerle bulandırmamak gerek. "Yine gönlüm, yine sevda, yine hasret çekiyor" bize Bediüzzaman ikliminin iniltisini çağrıştırdı.

"Ben artık sende bir can, sen bende bir yüreksin" en içli ve paradoks yüklü mısraı şiirin...

Alegorik tarzda ele alınmış bu sevda şiirinin devamını bekliyor, sevgi ve selâmlarımızı gönderiyoruz.

KOPTU ARZIN DAMARI

(...)

Bir ana sinesine basmış da yavrusunu

Yenmeye çalışıyor duayla korkusunu

Babasının elinden tutmuş da yavrusu

Sualiyle dağlıyor yürekleri doğrusu

İniltiler toz duman, ahlar arşa dayandı

Koptu arzın damarı her yan kana bayandı

(...)

Analar feryat ile çırpınıp dövünüyor

Her enkazda Ya Rabb umutlar gömülüyor

Mucizeye kilitlenmiş gözler haber gözlüyor

Ne yazık aczimizi bütün dünya izliyor

Bu senin kaderin mi söyle söyle Sakarya

Eğer ders alınsaydı kan kaynamazdın asla

(...)

Böyle bir felâket, anlatmaktan dil âciz

Sen yardım et Allah'ım insanoğlu çaresiz

Ne oldu bize böyle gelin hesap görelim

Top yekûn tövbe edip gayri Hakk'a dönelim

Mustafa Cankılıç / İstanbul

Bazı kafiye ve ölçü gibi teknik eksiklikler bir kenara bırakılırsa güzel bir şiir. His ve duygu yüklü. Yer yer estetik kaygı hissediliyor misralarda. Eğer şiir bir defa daha gözden geçirilseydi eminim siz o eksiklikleri de rötuşlardınız. Meselâ en azından 'düşünüyor, gömülüyor, görelim, dönelim' kelimelerinin kafiyeli olmadığını fark ederdiniz. Ama biz top yekûn bir millet olarak yaslı olduğumuz bu günlerde 'ağlamanın, feryat etmenin ritmi olmaz" diyor, bu his yüklü şiirinizden dolayı tebrik ediyoruz.

DIŞARIDA SONBAHAR, ACI ESİYOR

Dışarıda rüzgâr, sonbahar esiyor.

İnce ve soylu hüzünlerle donatılmış bir gece.... Ruhumda bir sızı var. Özümde bir sancı. Çaresizlik yiyip bitiriyor beni. Eli kolu bağlı olmak, bir şey yapamamak tüketiyor insanı.

Başımı cama dayamışım. Çadır lâmbaları karanlıkla savaşır gibi mücadele veriyor. Her yer ölüm kokuyor. Toprak ana. bağrında kan ve göz yaşı biriktiriyor. İnsanlar garip!.. İnsanlar muzdarip!...

O insanlar ki, kanatları kırık.

O insanlar ki, yetim ve öksüz.

O insanlar ki, bir somuna muhtaç!

Zaman ilerledikçe gözlerimden yanaklarıma sıcacık damlalar akıyor. Bakışlarım gecenin karanlığında, tıpkı, hayallerim gibi kaybolup giden yağmur tanelerinde donmuş.

Rüzgârın ıslak soluğu okşuyor yalnızlığımı. İrkiliyorum. Kalbimden bir parça kopuyor sanki. İliklerim boşalıyor. Sanki ruhumu teslim ediyorum, bu manzarada...

Esila Songül Atıcı / İzmir (1992 Erzincan depremzedesi)

Hıçkırığınız, feryadınız içimizde tınlayan keder ve hüzün teline bir daha dokundu. Onu bir daha titretti. Böyle yazılarda edebî renk aramak, matemli, yaslı birine 'ritimli ve notalı ağla' demek kadar abes...

His ve duygu yüklü yazılarınızın devamını dileriz. Sevgi ve selâmlar.

YAMAÇLARIN ÇIĞLIĞI

Dik yamaçlardan sert çığlıklar kopuyordu.

Şimşek çaktırıyordu, denizin tam yüreğinden

Yağmur ardı renkli bir gök yüzü yağıyordu duygulara

Sessizce sular duruluyordu, coşkun dalgalara inat

Kocaman daireler çiziyordu deniz yüzüne

"Bu seda başka seda" dedi zamanın bilgeleri

Kartal selâmına yorumladı duyabildiği sezgileri

Dağlı avcının ateş dumanı gibi selâm vererek

Yok oluş kaygılarından, varlığa kapı aralatır kimileri.

Yamaçlardan kaya çözüyordu sert çığlıklar

Biraz ateşli ve kızgın düşüyordu toprağa

Şiddetli depremler akıyordu uçsuz bucaksız vahalara

Sessiz bir dokunuş gibi irkiltiyordu bedenleri

Bedenler ki suların azatlısı midye kadar çaresiz

Kumsalda çakı! taşı kadar küçük ve belirsiz

Öksüz bir sokak çocuğu kadar ürkek ve güvensiz

'Keşke'li başlıyordu hayat, şükürsüz dillerde

Bedende çürütülüyordu, kafeslenmiş ruhlar

Soylu yaşanmıyordu, vakitsiz deniliyordu gurura

Boş vermişliğin masasında çözülüyordu sorunlar

İçli içli ahlar sızlatıyordu yürekleri

"Soluksuz devrildi çınarım" diyordu ana feryadı

Bin yaşatılıyordu mazlumu ezen zalim yılanlar

Kendi bacağımızdan asılacağız diyerek,

Düzmece sözlerle kenarda izleyişler

Yeniden denge denge terazileniyordu düzen

Ufukta kızıl bir çığlık kopuyordu gören gözlere

Gel diye sesleniyordu çağırıyordu çok yakınlardan ,

Sımsıcak umutlar sarıyordu yaslı hücreleri

Arşa kaldırarak nemli gözleri

"Kimse sevemez seni benim kadar" diyesi geliyordu âşığın biri.

Türkân Ulutaş / Malatya

Güzel bir şiir. Üzerinde iyi çalışılmış, ama tam değil. Daha da yoğunluk kazanabilirdi.

"Bu seda başka seda dedi zamanın bilgeleri

Kartal selâmına yorumladı duyabildiği sezgileri"

en güzel bölümü şiirinizin.

"Dağlı avcının ateş dumanı gibi selâm vererek

Yok oluş kaygılarından, varlığa kapı aralatır kimileri." mısraları da üzerinde biraz daha çalışılsaydı en güzel bölümlerden olabilirdi. "Yamaçlardan kaya Çözüyordu sert çığlıklar" da öyle güzel söyleyişlerden.

Şiiri asla bırakmayın! Sizde zirve şair olma özelliklerinden izler mevcut. Bu cevherinizi boşa harcamayın. Sevgi ve selâmlar.

YOLLAR

Gece karanlık ateş böceği şehirler

Hava buz delisi tir tir

Şehir örtünmüş beyazlarla, kefen

Yollar kaygan, yollar buz

Gece tüm ihtişamıyla gösteriyor

İnsanların gerçek yüzlerini

Bir tarafımda bulutları delen taşlar

İçinde de şaşaalı akan günahtan ırmaklar

Bir tarafımda da okunuyor nurdan ezan

Ne kadar da acı düşen ne çok tan

Yollar kaygan, yollar buz.

Mehmet Kahraman / Edirne

Farklı bir söyleyişe atılmış bir adım. Ama tam hedefe varılamamış. Yer yer ipi göğüsleyen mısralar var. "Gece karanlık ateş böceği şehirler", "Hava buz delisi tir fır"...gibi. Bunlar yeterli değil. Meselâ; "Bir tarafımda da okunuyor nurdan ezan" mısraı dolgu bir mısra. Bu daha farklı söylenebilirdi.

"Yollar kaygan, yollar buz" mısraını iki sefer tekrar etmişsiniz. Halbuki bu mısrada malumu ilam var. Buzlu yollar zaten kaygan olur. Yollar kaygan dedikten sonra, yollar buz demeye gerek yoktu. Ya da yollar buz deyince, yollar kaygan demek lüzumsuz olur. Dostum, fazla kelime kullanmak şiiri bozar. Bakın 'ipi göğüslemiş' mısranızda da malumu ilam var. Gece zaten karanlık olur. Gecenin karanlık olması farklı bir şeyi söylemek değildir. Meselâ bu mısra şöyle olsaydı daha orijinal olurdu.

"Gece zifiri karanlık ateş böceği şehirler." "Ateş böceği şehirler" imgesi, Türk Edebiyatı'nda İlk defa söylenmiş bir benzetme gibi. Gayret ederseniz bütün şiirde bu farklı çizgiyi ve sesi yakalayabilirsiniz. Gayret dostum, gayret... Selâm ve sevgiler.