Sızıntı Arşivi

Temmuz 1999 · s. 41 · 2 dakikalık okuma

Kitaplar Arasında

Sızıntı · Kitaplar

Nihat Dağlı

Sızıntının yayın kurulu toplantısının birinde; Orta Doğu ülkeleri ile Türkiye'nin kültürel ve tarihi birlikteliğine rağmen bu bölge ve bölge ülkelerine dair Türkçe'de çok az yayının olduğuna dair bir yazı okunmuştu. 'Birbirini tanımayan, tanımak için de hiçbir çabası olmayan bölge veya ülkelerin, sağlıklı ve verimli ticari birliktelikler oluşturmaları düşünülemez' tezini geliştiren yazıya şöyle bir eleştri gelmişti: 'Herhangi bir ülke veya bölgeye dair yayınların yokluğu veya eksikliği, ticarî ilişkilerin olmayışı ve olma İmkânının da bulunmayışı sebebiyledir' Şu denilmek isteniyordu: Ticarî ilişki içinde olunmayan bir coğrafyaya dair bir yayın çalışmasının içine niye girilsin ki?..

Mim Kemal Öke'nin editörlüğünde ve Fatih Üniversitesi'nin bizi heyecanlandıran lisans üstü öğrencilerinin çalışmalarından oluşan 'Geçiş Sürecinde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri' isimli kitaptan hareketle yukarıdaki sorulara cevap arayalım:

Bir coğrafya ile olan kültürel ve tarihî birliktelik o coğrafyayı Önemli kılan yeterli bir sebep değil mi? Bir coğrafyayı önemli kılan temel unsurlar, ticarî ilişkilerin niceliği ve niteliğiyle mi sınırlıdır?

Tanımadığınız, bilmediğiniz ve görmediğiniz bir coğrafyayla nasıl bir ticarî ilişki geliştirebilirsiniz? Bir ülkenin tarihî ve sosyolojik yapısı, ticarî ilişkiler için de vazgeçilmez unsurlar değil mi?

Sizinle hiç de ilgili olmayan, tümüyle size 'yabancı' olanı merak etmemeniz doğaldır. Ancak ilgili okluğunuz, kültürel veya hısımlık açısından yakın çevrenizde gezineni görmezlikten gelemezsiniz; gelirseniz, bu sizin için büyük bir eksiklik olacaktır.

Orta Doğu veya Orta Asya... Bu iki coğrafya ne kadar biliniyor? Buralara dair bu güne kadar kaç yayın yapılmış? Evet bu bölgelerin özel durumlarından hareketle Türkiye'yi heyecanlandıran ticarî birliktelikler kurulamamış. Ama acaba bu anlamda bir birlikteliğin oluşmaması, bu bölgelerin böyle bir birliktelik İçin elverişsiz olduğunu mu, yoksa. Türkiye'nin yeterli çabayı göstermediğini mi gösteriyor? Elbetteki ikincisi. Ki bu bölgeler, ticarî ilişkiler için kışkırtıcı özelliklere de sahipler.

Küresel ve global bir dünyadan bahsediliyor. Bu şu demektir: Artık ilgili olmayacağınız, ilgisiz kalabileceğiniz tek bir coğrafya yoktur. Yeni dünyada, içine kapanmış ülke ve bölgelerin bekâları sözkonusu değildir: istemezlerse de üzerlerine gelinecektir. Uluslararası ilişkilerin yoğunluğu homojen bir görüntü kazanmış durumda. Hem Saddam, hem de Miloşeviç herkesi ilgilendiriyor.. ve hiç kimse artık çok fazla direnemiyor.

Ayrıca kültür ve tarihin kendisi için olmazsa olmaz olduğu bir ülkenin, ticarî kazanımı belirleyici tek unsur olarak görmesi ne kadar doğrudur? Orta Asya veya Orta Doğu ile nasıl ilgili olunmaz? Bu coğrafyaların insanları, bizde sadece ticarî ilişkiler çağrışımı yapan insanlardan çok farklı değiller mi? Sevinçleri ve açılarıyla Türkiye'ye. Türkiyeli'ye çok yakın bu insanları tanımak ve yanıbaşlarında olmak mecburiyeti yok mu?

'Geçiş Sürecinde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri' kitabı, çok fazla bilinmeyen, Türkiye'nin kendini gerçekleştirmesinde büyük rol oynayabilecek Orta Asya'nın anatomisini ortaya koyuyor. Mim Kemal Öke, Halim Nezihoğlu, Gökhan Bacık, Ahmet T. Kuru, Bruno de Cordier, Bilgin Erdoğan, Ahmet Dörtbudak. Mustafa Öztürk ve Fahrettin Canbaş'ın çalışmalarından oluşan kitap, sağlıklı bir birliktelik için Türkiye'ye önemli bir coğrafyayı işaretliyor. Kitap Alfa Yayınları (0 -212- 511 53 03) arasında çıktı.