Sızıntı Arşivi

Temmuz 1999 · s. 42 · 6 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

HAZIRLAYAN: MEHMET ERDOĞAN

AĞLAYAN ADAM

"Ağlamak boşalmaktır' demişti annem, kazandığım üniversitenin bulunduğu şehre beni yolcu ederken. Henüz hareket etmemiş otobüsün içindeyim... Başım önümde ve gözlerim yaşlı. Son bir kez daha aşağıya bakabilmek için, kendimi bütün gücümle toparladım; elleriyle başörtüsünü tutmuş, gözlerini silen bir kadın, annem: "Ağlamak boşalmaktır" diyor. Beni teselliye yönelik sandığım bu sözü, annem meğer kendisine mazeret olarak söylemiş...

Sıladan ayrılıp, şirin bir gurbete geldim. Yüzleri gül, sözleri bal arkadaşlarım oldu... Özleri daha mühimdi benim için: nur... Annemin gözyaşları kabul olmuştu sanki, tıpkı bir dua gibi...

Her günkü gibi yine bir ders saati bitmiş, sınıfta o günkü olanların kritiğini yaparak ilerliyorduk. Konular değişiyor... O akşam için davet alıyor, nimeti tepmiyorum. Yanımda arkadaşım, kalbimde annem yürüyoruz. Çok geçmeden bir telefon kulübesi çıkıyor yolumuza... Müsaade alıyor ve dalıyorum, annemi aramaya... Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırının olduğu bu vefa dünyasında, aylarca bedenimi bedeninde taşıyan, uykum için uykusuzluğa göz yuman ve sefam için cefaya katlanan o nuranî varlığı aramaya... Konuşmaya az bir süre dayanabiliyor... Telaşlı bir sesle; "ağlama anne" diyorum. Yine o zırhını kullanıyor; "ağlamak boşalmaktır."

Anne, evlât, gurbet ve gözyaşlarından dem vurup, arkadaşımla birlikte tekrar evlerine doğru yürüyoruz. Günlük akşam işlerinin bitişi, peşinden yavaş yavaş manevî bir renkle boyanan unutulmaz sohbeti getiriyor. Fedakârlık masaya yatırılıyor. Hayatını insanlığa adamış birinden bahsediliyor. Milletinin selâmeti için minberleri gözyaşlarıyla yıkadığını duyuyorum... Bocalıyorum... Benim için ağlayabilecek tek kimsenin "annem" olduğu zannını taşıyorum. Bu ızdırab insanını merak ediyorum ve teklifim geri çevrilmiyor. O gece 'ağlayan adam'ı dinliyorum... O gece annem ölmedi.. o gece sınav kaybetmedim.. o gece evimiz yanmadı ve o gece ne soğan doğradım, ne gözüme toz kaçtı, ne de griptim!.. Ağlamaya el olan ben, o gece gözyaşlarımı tutamadım... Otogarda, annemin başörtüsünü ıslatan gözyaşlarımı, bir kez de o ışık evde boşalttım. Bir insan düşünün, sizin için ağlamaktan gözleri şişmiş. Bir insan düşünün ki zevkine ve ömrüne sizi tercih etmiş. Bir insan düşünün ki sizin için evlenmemiş!.. Hani bize ikram edilen o acı kahvenin tam kırk yıl hatırı vardı?!

Ey milletinin sevdalısı olma yolunda göz yaşlarını ceyhun eden ve bu yolda yürüyenlere ümidi yükleyen 'ağlayan adam'! Ne olursun hep ağla!.. İstikbalimizin tebessümü hatırına hiç durma!.. Biz çiçekler gibi açsak da, sen topraklığından yılma!.. Ben sanıyordum ki, bana ancak anam ağlar... Gözlerimi açtın ağlayan adam, anama da ağlayanlar var!.. Kirli hâlinden yunmasına vesile olduğun gönlüm ve miskin hâlinden kurtulmasına vesile olduğun bedenim adına, ömrünü huzuruna vakfettiğin insanlık adına, güz yaşlarınla büyüttüğün altın neslinin adına ve izin verirsen sağlığına duacı annem adına, mükâfatını ancak Allah'tan bekleyen ey 'Ağlayan Adam.'

Allah ebetlere kadar senden razı olsun!...

Mustafa Nur Bitigen

Yazınızda annenin göz yaşlarından, şefkatinden yola çıkarak merhamet iklimi ören bir yüce ruhu tasvir etmişsiniz. Sevmek kadar güzel bir şey yoktur cihanda. Hele insanlara kılavuzluk eden ve onları sonsuzluğa ulaştıran ümit ve inanç öncülerini.

Yazınızda cümle yapısı düzgün, temiz bir diliniz var. Kullandığınız kelimeler ile muhteva arasında bir denge mevcut. Giriş bölümündeki cümle ile bitiş cümlesi gayet uygun düşmüş. Gelişme bölümünde belki birkaç Örnek verilseydi konu daha da kuvvetlenirdi. Bilirsiniz ki bir makale ister hisleri coştursun, ister bilgi versin örnekler ile kuvvetlen-dirildiği nispette hedefine varır. Yoksa soyutluk fanusu içinde kalır bütün konu. Onu nefes aldırmak için güçlendirmek, müşahhaslık iklimine açmak gereklidir. Ama cılız ışıklar fanussuz olmaz. Sizin kabiliyetli kaleminizden daha vurucu ve muhtevalı yazılar beklediğimizi bildirir, selâm ve sevgiler sunuyoruz..

GECE VE UMUT

Güzeller savruluyor puslu yüreğimde

Sonbaharında ömrün

Zamansız baharın vurgunu

Sonsuz ümitler sonlu hayallerimde.

Gece kül rengi,

Selâmlıyor onu ah u zarlar

Bir ben varım bu karanlık

Bu köhne taş yolda.

Sevdalara yenik düşsün acılar,

Umutlarımın boynu bükük.

Kardelenler açsın buzdağı yüreğimde,

Hayallerim sonsuz olsun sonlu dünyamda..

Nurcan Erol / Bursa

Ne güzel bir şiir. Farklı ve içten bir söyleyiş... Uzun zaman beklemesine rağmen solmamış bir gül gibi: ter ü taze.. Hele hele 'Gazeller savruluyor puslu yüreğimde' mısraı ne kadar ustaca söylenmiş.. Tek bu mısra bile sizin gelecek adına güzel ufuklara yürüyeceğinize bir delildir.. Bundan böyle nice revnek-tar şiir buketleriyle bizleri sevindireceğinizi umuyoruz. Kalem elinizden düşmesin arkadaş.. Bizlere gönderin his ve düşünce sancısıyla örülmüş şiir denemelerinizi.. Selâm ve sevgiler

GECE BİR TEPEDE

Gece bir tepede

Akşam kıvrılırken içime,

Gözü yaşlı rüzgârın

Kül tuğlalı ininde.

Soğuk, kirli ve telaşsız

Bir sarmaşık ki arsız,

Akşam kıvrılırken içime...

Gece bir tepede

Eğince yok 'un nefesi,

Yaprak gibi içine

Gecesinde ağ ördüğüm.

İdrakin üstüne

İnkârın elleri.

Atarken kördüğüm

Islak kefeniyle, bir şehir

Cenaze oldu, gördüğüm.

İnsanlar bir sürü,

Hayal içip isyan kusan,

Bir ses yalnız verâdan,

Bir ses... ve bir köprü meydan.

Erdemi sokan akrep. Sokaklarında bu şehrin. Gölgenin çehresi kaybolur Bir çocuk oyununda.

Özgür Koca / İstanbul

.......

Gözü yaşlı rüzgârın

Kül tuğlalı ininde...

.......

Erdemi sokan akrep

.......

Gölgenin çehresi kaybolur

Bir çocuk oyununda..

Güzel, vurucu mısralar. Güzel ta fizanda olsa arayıp bulunmaz mı, görüp idrak edilmez mi? Elbette.

İşte bütün şiiriniz bu tatlı ve revnektâr mısralar gibi örülmeliydi.. Evet gönlünüzde ciddi imbik işlemine tâbi tuttuğunuz bu ilhamlar sizin gayret edince neler yapabileceğiniz hakkındaki ipucu... Dostum, gayreti elden bırakmayın!.. Mehmet Akif'in şu sözünü unutmadan şiir örmeye devam edin: "Şiirin onda dokuzu gayret, onda biri ilhamdır."

GÜLLERE

Bir bahçe gibi açıktı size bildiklerim

Oturdunuz, dinlediniz, bellediniz.

Ruhunuzun susuzluğuna bir yılımı verdim

Şimdi bir başka âlemdesiniz.

Gözlediğim en uzun yol

Sizin yollarınızdı.

Tattığım en büyük ızdırap

Size birşeyler sunabilme sancılıydı.

Geçer diye faydasız bir anımız

Damla damla ızdırabı tattım.

Bir söz ederim de kırılır diye kalbiniz,

Kelimeleri tattım da sattım

A. Mecit Özdemir / Amasya

En son mısranız biraz dolgu olmasına rağmen şiiriniz güzel. Sizi anlamayan veya sizi duymayan, ama sevdiğiniz bir kişiye sunmuşsunuz seranatınızı. İlk iki dörtlük gayet iyi. Hele birinci dörtlükte bir Yahya Kemal çizgisi mevcut. Onun ses ve musikisi bir parça yakalanmış.. Sizde cevher var dostum.. Kalemi elden bırakmayın, bol bol şiir yazın. Ama hassas bir nakkaş, estetik kaygı yüreğine kama gibi saplanmış bir hattat neyi üfürürken içindeki ateşten ona bir ritm katan bir neyzen gibi girin bu bezme... Bu sizin zirveye tırmanmanızda en kuvvetli potansiyeliniz olacak. Sevgi ve selâmlar.

GÜLEN ŞEHNAZ

Gözlerimde bir derya:

Şebnemlerden binken.

Rakseden yakamozlar;

Gül şehnaz ikliminden.

Ufkun engin gül endam,

İlham, devasa sevgin.

Derlediğim bir türlü,

Gülen şehnaz ilinden.

Ah! ne büyük bir devlet:

Çöllere sürülmüşken,

Bir kâse kevser içmek,

Gülen şehnaz elinden.

Hüseyin Kolukırık / Amasya

"Gül endam" diyen bir şarkı duymuştum bir gün. Bana neleri tedai ettirdi neleri.. Nice güller tablolaştı gözümün önünde... Ama biri vardı ki beni yaktı ta derinden. İşte ben de ona yazıyorum bütün türkülerimi, aşklarımı, sevdalarımı... Sizde de böyle bir çağrışım olmuş herhalde... Ne de güzel Örmüşsünüz şiirinizi. Bir kıvılcım çakınca belirir bazen alevleri göklere ulaşan yangınlar. Hele gönül yangınları gökler Ötesine kadar ulaşır, meleklerin kalplerini bile yakıp kavurur seven bir yüreğin Sidre'yi bulan alazları. Musiki çizgisine kanat çırpmış şiiriniz ama tam ritmi tutturamamış. Bu da hemen olacak bir iş değildir zaten. Hani bir melodiyi dinlerken içimiz bir hoş olur ya, işte öyle bir doruktur şiirde musiki. Buna ermek için çok deneme yapmalısınız. Kalemi elinizden bırakmamalısınız.. İster aruz, ister hece, ister serbest... Denemeden asla vazgeçmeyin. Ettekraru ahsen... Sevgi ve selâmlar.

HEDEF

Başın öne eğilmişse, üzgünsen

Tat almak hayattan

Beyhudeyse,

Hatırla.

Hatırla;

Neredesin

Ve sen, ne içinsin,

İçinde olduğum şey ne, nedensin?

Bu akış boşunu değil

Parçası olmak, doğanın.

Varoluşa pâre olmak.

Sevinmelisin ve yürümelisin

Nur dolu ufuklar seni bekliyor...

Çetin Altun.

İlk mısranız bana Sabahattin Ali'nin şiirini hatırlattı..

Başın öne eğilmesin,

Aldırma gönül aldırma...

Ağladığın duyulmasın.

Aldırma gönül aldırma.."

Ne güzel mısralar bunlar... Sizinkiler de.. Ama teknik açıdan biraz zayıf kalmış şiiriniz.. Meselâ ses, şiir sesi eksik.. Bununla beraber duygu zenginliğiniz kıyısından köşesinden bir parça görünse de, şiire tam aksetmemiş...

Size tavsiyemiz önce aruzdan başlayın Sonra hece.. Daha sonra serbest ritmi deneyin... Eğer aruz bilginiz yoksa hiç olmazsa hece ile kendinizi şiir potasında tam şekillendirin. Daha sonra serbest şiirde bu ritm, halkın benimsediğimiz, yüz yıllardır alışık olduğu ses, musiki hemen kendini hissettirecektir. Zor olsa da dostum oyunu kurallarına göre oynayın. Eğer şair olmak, halka bir güzellik sunmak, bu yolda zirveye erişmek istiyorsanız.. Sevgi ve selâmlar.