Haziran 1999 · s. 41 · 3 dakikalık okuma
Kitaplar Arasında

Nihat Dağlı
Öykü ile hikaye arasında ince ama önemli bir ayının vardır. Hikaye daha çok içine doğulan hayattan bir kesitin, bir yaşanılmışlığın dramatize edilerek anlatılması iken, öykü, yaşanılmamış (ve belki de yaşanılmayacak) olanın kurgu edilerek sayfa yüzünde belirmesidir. Hikayeci herhangi bir manzarayı tuvaline geçiren ressam gibi somut olanı anlatırken, öykücü soyut ressama yakın durur. Soyut resmin sahibi, yaşadığı ve algıladığı hayat(sotmu)tan hareketle çıkarsamalarda bulunur; tahayyül e-der; yıkar, yeniden inşa eder. Öykücü ise; gerçekliği çok fazla dikkate almayarak kurguladığı öyküsüyle, hayata nasıl bir anlam yüklediğini ve hayatı nasıl gördüğünü anlatır.
Biz kurgulanmış ve yazılmış bir öykünün kahramanlarına yakın duruyoruz. Yeryüzü serüvenimiz, bu öykünün açılımına beniziyor. Evet hayatın kendisi bir kurguyken, bu kurgunun içine doğan her birerimizin de kurgusal bir hayatı vardır. Bir kurgunun içinde bir başka kurguyu yaşıyoruz. İnsan tekinin dışında devam edegelen hayatın ne zamana kadar devam edeceğini, nasıl bir seyir izleyeceğini bilmediğimiz gibi, hayatımızın da yarınını bilmiyoruz. Hayatın ve hayatımızın bu bilinemezi iği. onun, edebî metinlerden bir tür olan öyküden çok fazla bir şey olduğunu gösterir. Çünkü öykü öykünün bilinemez, çerçevenin dışına taşan bir tarafı yoktur; hayat(ımız)la öykü sadece kurgusallıkta benzeşiyorlar.
Bizimle ilgili olan hayatın tarafımızca bilinemezliği, '...hayat, yaşarken oluşuyor' demek değildir. Hayat önceden vardır; onu kurgulayan tarafından çerçevesi önceden çizilmiş ve biliniyor. Bilinernezlik bizim için sözkonusudur. Kozmolojik hayatın içinde ayrışan öznel hayatımızda yaşadıklarımızın önceden belirlenmişliği, eylem ve tercihlerimizde özgür olmadığımız anlamına da gelmiyor, Hayat(ımız)ı kurgulayanın ilmî kuşatıcılığı bizi önemsizleştirmiyor; önceden bilinen, yazılan, kurgulananın eli kolu bağlı figüranı kılmıyor. O ilmî kuşatıcılığın ferasetiyle öyle yaşayacağımız bilindiğinden hayat(ımız) öyle kurgulanmış. Çünkü biliyoruz ki,
an İçindeki tercihlerimizi belirlerken herhangi bir dayatmayı ensemizde veya içimizde hissetmiyoruz. Öyle yazıldığı için yapmıyoruz; öyle yaşayacağımız bilindiği için kader(imiz) öyle yazılmış, Bu yüzden bir mahkumiyet ve esaret, neticesinde de bir mağduriyet sözkonusu değildir.
Hayat tek renk üzerinde akmıyor ve bir lek tonda yaşanmıyor; çünkü hayattan bahsettiğimizde, birbirine karşı konumlanmış 'şey'lerin ilişkisini anlatmış oluyoruz. Hayat içinde bir mağduriyetimiz sözkonusu değil ama, hayata hakim de değiliz. 'Güzellik ve 'hoşluktan ibaret olmayan hayatın 'acı' ve 'ağır' yüzünden nasibimizi almaktan kurtulamıyoruz. Günün ilk ışıklarıyla veya gün batımında ana rahminden ana kucağına yürüyen bebenin sevincine, hastalığın, yoksulluğun, acının, ölümün.. gölgesi düşüyor. Bir zaman sonra bedenimiz yorgun düşüyor ve doyurulmamış emellerin tahribiyle hayatın dışına itiliyoruz. Bunlardan sakınamıyor, mutluluğun coşumuna ve acının içimizdeki kanatıcı yüzüyle de trajediyi yaşıyoruz.
Hayatın bizi kuşatan, üzerimize üzerimize gelen bu özelliğinden hareketle, birer zavallı ve bir 'hiç' miyiz? Kafka sevgilisi Milena'ya yazdığı mektuplarda, '...yaşam, kötü organize edilmiş bir parti gibidir Partinin en temel ve doyurucu yemeğini çoktan yiyip bitirmenize rağmen, partiyi heyecanlı kılan çerezler bir türlü gelmek bilmez' derken, 'hiçliğe vurgu yapıyor. Evet, hayatın organizatörlüğünü bir 'hiç'e bırakan bakışın hayatta bir anlam görmesi düşünülemez; çünkü 'hiç'ten 'hiç' çıkar. Biz ise hayatın sahibine inanıyor ve O'ndan hareketle hayatı okuyoruz. Durduğumuz yer itibariyle, hayatın zahirinden batınına yolculuk yapma imkânımız var. Gayba açılan ölüm penceresinden baktığımızda yaşadıklarımız daha net görünüyor.
Sızıntı okuyucularının hikayelerinden tanıdığı M. Üftade (Mustafa Üftadeoğlu). O'ndan hareketle hayatı okuyan ve ona anlam yükleyen imzalardan biri. Mustafa Üftadeoğlu. Sızıntı'da yayınlanan hikayelerini geçtiğimiz aylarda Zaman Kuşları ismiyle kitaplaştırdı. Yaşanmış olay ve yaşayan kahramanlardan oluşan Zaman Kuşları, hayatımızdan çıkardığımız kaygı ve değerlerin altını çizerken hayatı anlatıyor. Anlamsız hayatların aynı zamanda nasıl yoksullaştıklarını okuyoruz bu hikayelerden.
![]()