Sızıntı Arşivi

Haziran 1999 · s. 42 · 5 dakikalık okuma

his ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Kitaplar

Mehmet Erdoğan

SON MEKTUP

Son sayfayı çevirme ne olur! Bilirim ki; 'sonlar acıdır, tatlı bir hüzünle... Kurutulmuş, solmuş ümitler var gönül defterimde. Ve şimdi sana yazdığım son mektup duruyor mecalsiz ellerimde.

Gideceksin ya... Gözlerim dolmuyor eskisi gibi, 'gidiyorum' demen bile ürkütmüyor beni dostum. Bir acı tren sesi, sallanan bir mendil ve seni.. seni yolculamak da üzmüyor bugün beni. Sanki hazırladığın o valiz 'ayrılmak' gibi birşey değil, içimdeki şair buna sanki 'kavuşmak' gibi birşey diyor. Kilometrelerin uzaklığı yakınlaştırıyor beni sana. Santimlerin yakınlığı korkutuyor, anlaşana. Bazen 'gitme'ler 'gelmelerden daha hayırlı olurmuş. Ben bu gitmeyi göğüsledim güzel dost, çünkü yarın çok büyük bîr gelme olacak. Biliyorum...

Yıllar evvel bir masal dinlemiştim anne annemden. Masalın sonunda bütün martılar uzak diyarlara uçmuşlardı. Ben gözümü heyecanla açıp "bir daha gelmeyecekler mi?" diye sorunca anne annem ise, benim hikâyemin de son yaprağını okumuştu, ihtiyar kadın; "Martılar gider ama bir başka bahara geri dönerler evlât" demişti. Ben de diyorum ki; kaderde ikinci baharı beklemek de varmış.

Ne anlatıyordu o şarkı hatırladın mı? "Sensiz cennet bile sürgün sayılır" diyordu eski şarkıcı. Hayır.. ben bunu söylemeyeceğim. Emellerim elemlerimi sürüklemişken ve seni O'ndan ötürü sevmeyi öğrenmişken, bu kalbi içine yerleştirenden ve içine senin sevgini serenden 'Senli Cennet'i isteyeceğim. Çünkü bilirim ki;

"Gönlü Allah sevgisiyle dopdolu olanlar birgün mutlaka biryerde buluşurlar."

Bu son mektup, demiştim ya sana. Ah!:. İşte yine geldik en sona. Son sayfaya... Bilmem, daha önce bu sözü duymuş muydun, güzel gözlüm? En değerli sevgiler, bazen gösterilmeden yaşanır. İşte bu yüzden, bırak gitsin diyorum, gönlüme, bütün güzel çiçekler. Gitsin ki; bahara tomurcuklar devşirsin.

Söz veriyorum. Görüşünceye dek hep senin istediğin gibi kalacağım. Ve o âna dek hiç ağlamayacağım. İkinci baharda, martı sesleriyle görüşmek üzere elveda dostum, elveda... Ve sakın, yıldızların altında bekleyen dostu unutma!

Yüsra Mesûde / İstanbul

Mektup türüne daha yakın denemeniz gayet güzel.. Yalnız martıların göçmen kuş olduğuna dair cümleleriniz biraz gerçek dışı gibi geldi bize.. Belki kuğu gibi, kırlangıç gibi bir kuş türüdür kast ettiğiniz.. Hem yıllar Önce dinlediğiniz bu masalın belki o kısmını unutmuş olabilirsiniz... Yazınızda 'Sensiz cennet bile sürgündür bana' şarkısını eleştirmişsiniz; diğer bir ifadeyle, onu düzeltmişsiniz. "Böyle olmalı" der gibi sunmuşsunuz sözünüzü: "Senli Cennet'i isteyeceğim. Çünkü bilirim ki gönlü Allah sevgisiyle dopdolu olanlar, bir gün mutlaka bir yerde buluşurlar."

Melankoli ikliminde örülmüş bir ayrılık yazısı olmasına rağmen, içi ısıtan bir şey, yüreği kendine çeken bir hava var denemenizde...

Sizden daha olgun, muhtevası daha sağlam yazılar bekliyoruz.. Selâm ve sevgiler..

KOSOVA

Kosova ağlıyor, hıçkırarak.

Allah'ım bu ne çile bu ne vahşet.

Dertler yüreğimizde zindan

Düşünceler dumanlı

Göz yaşları tutuk.

Bir hıçkırık gibi çıkıyor can

bedenlerden..

Kosova yanıyor.....

insanlar perişan

insanlar paramparça

Gundıız aç geziyor

Gece uyku tutmuyor

Gitmiyor gözlerimden ölümün gölgesi

Çığlık çığlığa bir çocuk ağlıyor...

Ve ağlıyor..

Yorgun bulutlar sırayla

.........

Ağlıyor Kosova,

hıçkırarak....

Sevde Melike

Şiirinizde his var, duygu var ama ritm biraz eksik.. Armonisi daha güçlü bir şiir olabilirdi bu. Hıçkırık sesini, ağlayış ritmini duyabileceğimiz bir şiir. Her mısraı bizi bu yas iklimine çeken ve içimize yeniden bu acıklı tabloyu duyuran bir şiir.

Duru bir söyleyişiniz var. Bu kabiliyetinizi kullanabilirsiniz.. Şiire biraz gizem katarak ve kelimelere iki üç mânâ yükleyerek bu duru söyleyişinizi deniz üzerindeki yakamoz güzelliğinde örebilirsiniz... Yeni tabirleriniz bizi bu hususta umutlandırdı: "Gözyaşları tutuk / Bir hıçkırık gibi çıkıyor can bedenlerden / Ve ağlıyor / Yorgun bulutlar sırayla..."

Üzerinde çalışılmış olduğu belli, ama biz istiyoruz ki her şairimizin şiiri çağ kıskaçında eriyip gitmesin. Asırları aşsın.. Gelecek nesillere ulaşsın..

Sizde bu kabiliyetin maden ocağı var. Mühim olan yontmasını bilmek ve o güzellikleri kristalize etmek. Bunu da başaracağınıza inanıyoruz.. Selâm ve sevgiler...

BİR SABAH

Dağlarda son perdesini oynuyor zaman

Karanfil kokan bu tiyatronun

Ve ben ıhlamur yazlarına yol alıyorum

Ve başaklar sapsarı günlere

Sabah doğuyor güneş,

benden biraz erken güne

Yitirilmiş hisler kavruluyor

Ve kaybedilmiş gülüşler

Ne sen haberdar yerinden

Ne de yerin senden

Çanları çalıyor saatlerin

sabah erken erken

Ben bu yakın yazda kışı düşlerken

Herkes alışkanlıklarıyla bir beden

Bu matem nereden

Nereden çıktı çileleri geçmişin

Ben bir uzak serinlik ararken

Ceyhun Doğan Küçükçil / İzmir

Şiirinizde üzerinde durulması ve olgunlaştırılması gereken mısralar var. Ama buna rağmen bütünlük itibarıyla güzel bir şiir. Meselâ saatlerin erken çalması güzel bir tabirdir de 'erken erken çalması' şiire gidecek bir tekrar değildir. Bunun yanında şiiriniz farklı bir üslûpla ele alındığı için dikkatimizi çekti.. Bu üslûbu geliştirebilirsiniz.. Tabirleriniz gayet orijinal ve yeni.. "Karanfil kokan tiyatro, sapsarı günlere yol alan başaklar, yakın yaz" gibi güzel tabirler bizi hakkınızda umutlandırdı.. Sizde şiir madeni var dostum. Bunu işlemeniz ve ince eleyip sık dokuyarak güzel eserler vücuda getirmeniz: de sizdeki sabır ve azme bağlı..

Sevgi ve selâmlar sunuyoruz...

'SENİ'CE

Seni aradım

yağmur yağdığı zaman

benim pencereme sadece

Seni aradım

günlüğümü sayfa sayfa yırttığım

bir gece

duygularım pıhtılaştığında seni aradım

yüreğime kirli kan pompalandığında

... ve gözlerim burkulduğunda aşka

seni aradım

sevdamızın diliyle ağlayarak, sessiice

hayallerim uzaklaştığında seni aradım

çıplak ayaklarım buza bağlandığında

... ve ellerim ulaşamadığında cana

seni aradım

beynimin avuçlarını okuyarak, hece hece

bir uçurum limanında seni aradım

esmer bir duman göğü kapladığında

... ve gök kuşağı çalkalandığında sana

seni aradım

'herkes içindeki ses'te saklanarak,

gizlice

Seni aradım

güneş açtığı zaman

benim pencereme sadece

bulur muyum

'ben'den kabuk kabuk sıyrıldığım bir gece

Hubeyb Y. Yiğit /Denizli

İnsan bünyesinde doldurulması güç boşluklar bırakan yitiklere şiirler adamak, türküler yakmak ne sadece size ne de bugüne has bir çaba. İnsanın mahrem tarihinde bu hep böyle olmuş. Adanan şiir ve yakılan türkülerle bu boşluklar doldurulmaya çalışılıyor. Bu ne derece gerçekleşiyor, onu bilmiyorum. Çünkü bu çok daha öznel bir durum

Şiiriniz gayet güzel. Lâkin bu tarz yazılar şiir olarak da, düz yazı olarak da nitelenebilir.. "Seni aradım" tekrarını çektiğinizde sanki bir romantik düz yazı anlatımı var gibi... Bir de şunu belirtmekte yarar var zannediyorum. Bazı tabirler yanlış kullanıldığında şu netice çıkar ortaya: Yazar yazmış olduğu yazıyı veya şiiri bir daha gözden geçirmemiş.

Bunun için örnek olarak Ahmet Mithat'ı verirler, "Yazdığı romanları dönüp bîr daha okuma zahmetine girseydi belki kalıcı eserler bırakırdı" diye tenkit eder edebiyat camiası onu..

Dostum, gözler burkulmaz; gönül burkulur.. Yazınızı birkaç sefer o-kusaydınız hemen tabir hatasını görecektiniz. Eğer kendi yazısındaki hataları insan kendi göremiyor diyorsanız, ki doğrudur. O zaman bir tecrübeli dost veya arkadaşınıza okuyunuz. O bu eğriliği hemen bulup çıkaracaktır zannındayım..

Sizdeki bu güzel kabiliyeti bence çok dikkatli ve kuyumcu hassasiyeti ile konulan ele alıp, yine dakîk ve rakîk bir şekilde kullanmalısınız. O zaman sizden çok güzel yazılar, şiirler zuhur edeceğine inanıyorum..

Sevgilerimle..