Sızıntı Arşivi

Nisan 1999 · s. 41 · 3 dakikalık okuma

Kitaplar Arasında

Sızıntı · Kitaplar

Nihat Dağlı

Schopenhauer, hayatın acı üzerine kurulu olduğunu söylerken, Marks, yeryüzü serüveninde bu acıyı dindiren afyonlardan bahsediyordu. Din, bu afyonlardan biriydi ona göre. Semavî dinlerin mensupları bu sebeple Marks'a çok kızarlar. Süleyman Seyfi Öğün, 'Oysa Marks, bunu bir aşağılama olsun diye yazmamıştır. Belki, kült kavramını kullansa meramını daha iyi anlatmış olacaktı' derken, aslında bir yanılgıya dikkat çekiyordu. Evet, ortada böyle bir durum sözkonusu.

Schopenhauer'un altını çizdiği ve çok iyi hissettiğini düşündüğümüz acıyı, bir dindarın da yaşadığını çok net ifade edemeyiz. Çünkü dindar herşeyden önce, içine doğduğu hayatı, gerçekliği mânâsız görmüyor; hayatın trajik ve çelişkili yapısına rağmen onu yaşanılır kılan bir mânânın varlığına inanır. Yeryüzünün cennete zemin olamayacağını, ancak cennete giden yolun yeryüzünün içinden geçtiğini bitir. Bu yolculukta karşısına çıkan herşeyi, (acıların, maniâların..) kendisine düşman bir Tanrı veya başıboş bir doğanın sebep olduğu şeyler değil, cennete giden yolun anlamlı birer işareti olarak değerlendirir. Schopenhauer'un tanıklık ettiği acıyı yaşamazlar; yaşamazlar çünkü, varoluşsal boştuk İçinde değildirler. Varoluşlarının anlamı vardır; ve de doğal olarak, varoluşu anlamlandıramama boşluğunun geliştirdiği acıyı çekmiyorlar. Dindar bu acıyı bilmiyorsa, hayatın nesnel ve kaba gerçekliğiyle yüzleşmediği veya ondan kaçtığı için değil, hayata bir anlam yüklediği içindir.

Marks, dini afyon olarak değerlendirirken, din ile uyuşturulanların(!), hayatın gerçekliğini hissedemez ve bilemez hâle geldiklerini söylüyordu. Zira afyon insanı uyuşturur, gerçeklik karşısında duyarsızlaştırır. Yaşar ama, duymaz ve hissetmez. Âdeta yaşayan bir ölüdür afyonkeş. Dindar da bir afyonkeş gibidir; hayatın içinden kaçarak büyüsel bir alana sığınır. Acaba öyle mi?!

Allah'ın insana seslenmesi anlamına gelen din, insanı, gözünü açıp gerçeklikle karşılaştığında içine düşeceği bir şaşkınlıktan ve kendi içine kapanmaktan kurtarır; insanı uyuşturmaz, uyandırır. İnsana, 'gözünüaç bak ve gördüklerin üzerinde düşün' der. Kaos gibi görünen kozmosta varolan düzene ve hakikate işaret eder. Aksine, bütün semavî dinler, varlık üzerinde düşünmeyen, eşyanın dilini çözmek adına soruların ardına düşmeyen, daha çok nefsanî (içgüdüsel) bir çizgide yaşayanları olumsuzlar. Bu sebeple daha çok dinin diriltici özelliğinden bahsedilebilir. Siyasal tarih, kitlenin manipüle edilmesi ve karşıt duyguların bastırılmasında bir çok masum değer gibi dinin de kullanıldığını söylüyor. Bu mümkündür, ancak kullanılan şeyin ne kadar 'din' olduğu tartışılır.

Din, hayatın bütününe seslenir. Dünyevî iktidar ve nefsanî tatminlerde dinin bir atlama taşı olarak kullanılması büyük bir saygısızlıktır; en azından dini küçültmektir. Araçlaşan din, büyüsünü yitirir ve insanın varoluşsal sorularına cevap olamaz hâle gelir., ve bu din sahici bir din olamaz.

Fethullah Gülen, Prizma ismi altında yayınlanan kitap serisinin üçüncüsünde (diğer kitaplarında olduğu gibi) bizi, 'afyon bir din' ile değil, insanı ve yaratılışı anlamlı, hayatı da yaşanılır kılan bir din\e yüzleştiriyor. Fethullah Gülen, dini yeniden hayata çağırmanın ve hayatın içinde dini yaşanılır kılmanın sıhhatli yolunu işaretliyor. Yazdıklarında, insant, nefsanîyetle yakınlığı olan gadap, kin, enaniyet.. gibi kötü duygulardan arındıran İslâm'ın sahici yüzünü okuyoruz.

Fethullah Gülen, aydın-ulema çizgisiyle, hayatın içinden bir isim; o, hayata ve toplumuna küskünlüğün geliştirdiği sağlıksız bir ruh hâleti ve salt eleştirellik içinde değildir. Hayatın ve toplumun içinde kalarak, hayatı ve toplumu okuyor. Yerelliği gözardı etmeyen bir evrenselliğe vurgu yaparken, pratiğe taşıdığı projelerden hareketle konuşuyor.

Prizma-3, aksiyoner bir düşünce adamının durduğu yerden, dini, yaşadığımız çağı, evrensel bazda etkin gelişmeleri görme imkânını veriyor. Bu kitap da, serinin diğer kitapları gibi, Fethullah Gülen'in farklı zaman ve zeminlerde sorulan sorulara verdiği cevaplardan oluşuyor.