Nisan 1999 · s. 42 · 7 dakikalık okuma
His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan
![]()
Biliyordum içimdeki sıkıntıyı. İsyanın verdiği ezikliği parça parça hissediyordum yüreğimde. Biliyordum kalbimin neden neşesiz olduğunu ve bedenimin küskünlüğünü. Penceremdeki sarmaşıklara güveniyordum. Mavi mor şapka gibi açmış sarmaşıklara. Ve ruhumu çepeçevre saran yalnızlıklara. Yalnızlıklara İnanıyordum. Beni bir an huzura erdiren seraplara.
Gece doğan güneşe kırgınım, yüreğime de ışık saçmadığı için. Yalnızlıklara ise öteden beri küsüm, gelip koynuma usulca sokulmadıkları için.
Uluyan kurtlara merak salıyorum. Onları bir an olsun yanımda görmek, sonra içimden geldiğince sıkmak ve öpmek, içimde uyuyanı uyandırdıkları için. Belli belirsiz Öten baykuş ne de sevimli geliyor bana, bir de yönünü bulamadan duvardan duvara çarpan kör yarasalar...
Yürüyorum...
Her iki yanımda başı göğe değen kavaklar. Rüzgârın esintilerine kendini bırakan varaklar. Kendini kör bir boşluğa bırakıp oradan oraya savrulan dingin varaklar. Zümrüdüanka kuşu beliriyor gözlerimin önünde, kucaklamaya kalkışınca kaybolan. Ağlıyorum bir iki damla göz yaşıyla ardından.
Karanlık benim için mi, oysa güpegündüz etraf. Her şeyi görebiliyorum, aydınlık karanlıklarda.
Korkmuyorum...
Güçlü ve emin adımlarla ilerliyorum. Uyuyan canlıların sessiz ve boş uykularını bölmek için yürüyorum. Çekirgelerin sesi çınlıyor kulaklarımda. Bir an başımı tutuyorum, kulaklarımı kapatıyorum. Başımı ağrıtıyor bu öldüren sessizliğin ortasındaki vıraklamalar ve çınlamalar. Yerden elime geçen bir iki çakılı önceleri mavi, şimdi kapkara olan göle atıyorum farkında olmadan. Sesler kesiliyor, rahatlıyorum, ama çınlamalar hâlâ beynimi kurcalıyor.
Sıkılıyorum...
İçimdeki sıkıntıyı biliyorum. İsyanın verdiği ağır yükü taşıyorum.
Şimdi ise korkmuyorum!
Şu kör karanlıkların birinde gözlerimi kapatmaktan ve bir daha açamamaktan. Sanki ben yavaş yavaş tükeniyorum. İçimdeki âsi çocuk zamanla çürütmeleri için emir veriyor bedenimin saklı köşelerindeki kurtlara.
Ben hâlâ uyuyorum; bedenimse gizlice ağlıyor.
Nazlı Beyazyıldız
İşte bir güzel yazı daha. Sonu hüzünle bitmesine rağmen güzel ve etkileyici. İmajlar sanki ustaca ele alınmış ve yerli yerine oturmuş... Baykuşları ve yarasaları seven bir ruh hâletinden, ağlayan bir ritme ulaşan terennüm... Girift bir söyleyiş, melankoliyi, sevinci, hüznü bir kâsede bizlere takdim eden ve hayatı bir fağfur gibi dudaklarımıza götüren bir üslûp...
Sizde ümit var dostum. Yalın, romantik ve reel karışımı çizgiler taşıyan yazınız, sizde ustalığa adım adım yaklaşacak bir potansiyelin varlığını haber veriyor. Haydi, kalem ve kâğıt sizi bekliyor. Güzel üslûbunuzla bizlere daha nice enli-boylu. muhtevalı yazılar yazarsanız memnun kalacağız.
Selâm ve sevgiler...
![]()
Dünyaya gelişin nedir gayesi?
Cevap verir sana kalbinin sesi.
Susunca yürek, biter hevesi,
Veda edeceğin günü UNUTMA!
Bahar gelir, çiçek açar dalında,
Yeşil yaprak ne de güzel yanında
Hiçbir çiçek, baki kalmaz dalında.
Kara toprak denen yeri UNUTMA!
Tüllenirken akşamlar sevda denizinde,
Umut pembe gülücük yanağında, özünde,
Sevgiler çiçek açar, göz yaşının izinde,
Bülbülün konduğu dalı UNUTMA!
Çile var, sevinç var, hayat yolunda,
Ümitleri yeşert gönül dağında,
insan bir yolcudur, dünya hanında,
Hesap vereceğin günü UNUTMA!
Emine Karaman / Erzurum
Halk edebiyatı nazım tarzı çizgisinde yazılmış bir şiir. Şiir geleneğimizden faydalanma adına güzel bir örnek.
UNUTMA redifini şiire başlık olarak koymak da hem divan, hem halk edebiyatında güzel bir usüldür. Fakat kafiye hakimiyetiniz birinci dörtlükte daha fazla ortaya çıkmış. Diğer dörtlüklerde yer yer başarısız kafiyelenişler mevcut. Tabiî bu, içinizden geldiği gibi yazmanızın bir sonucu olmuş. Kafiyeyi safiyeye değişmeme inceliğinden kaynaklanmış. Sizden edebiyat geleneğimizden faydalanarak nice gayretli çalışmalar yapmanızı temenni ederim. Ayrıca Karacaoğlan, Erzurumlu Emrah, Köroğlu. Yunus Emre gibi şairlerimizin şiirlerini teknik ve muhteva açısından incelemenizi salık veririz.. Yeni şiirlerinizi bekliyoruz.
Selâm ve sevgiler...
![]()
Yine kanat açtım hüzünler diyarına,
İçimde volkanlar fışkırdı yine,
Sarındım dallarına sevdanın,
Ağladım sonbaharında zamanın,
Duydun mu ağıtlarını,
Yüreğime kök salmış ağaçlarda kuşların,
Bir kıyısında durup da seyrettim hayatı,
Savrulan yellere karıştı sevdiklerim,
Geçip de güzel günler bir bir,
Sonunda bir başıma kalmışım,
Sesler kısık, gözler yaşlı bugün,
Sonsuzluk ufuklarında nicedir yollardayım,
Başıyla sonu belli değil denizimin,
Gittikçe uzayan, uzadıkça kısalan bir ömür,
Yitirdim inci-mercanını yüreğimin,
Yeşiliyle karası karışmış dallarda tomurcuklar,
Yanıyor okyanuslar, yanıyor ruhlar,
Uçsuz bucaksız sahillerde bitmez koşular,
Bir durak, bir yolcu beklenen, elbet var,
Dikenler arasında gül yetişiyor bir yandan,
Bir yanda da buzullar arasında sıcak yürekler,
Neler yetişiyor ağaçlarında?
Neler saklıyorsun yüreğinde?
Ey hayat!
Anlıyorum diyorum seni,
Anlamasam da...
Ayşegül Aygün / İstanbul
Karışık bir ruh hâleti çizmişsiniz şiirinizde. Hayatın karışık ve iç içe kareleri ve zıtlıklarla örülmüş imajları sîzde böyle bir duygu uyandırmış. En son "Anlamasam da" sözü bunu vurguluyor. Fakat tecahül-i arif şiir boyu kendini hissettiren bir sanat. Gizli bir his hayatın bu karmaşasını, bu bilmeceyi çözüyor ve perde arkasına ulaşıyor. Ancak dikkatli bakılınca bunu seziyor kişi.. "Sonsuzluk ufuklarında nicedir yollardayım" mısraı bu bilgi izini en iyi ortaya koyan mısra.. Gayet güzel bir armoni oluşturmuşsunuz şiirde. Hayatı güzel bir tarzda tablolaştırmışsınız. Estetik kaygı da var mısralarınızda. Sizden daha orijinal ve doyurucu şiirler bekliyoruz. Selâm ve sevgiler...
![]()
Mavi, insanda bir sonsuzluk duygusudur âdeta... Özgürlüğü, barışı, huzuru ilham eder, bunlardan yoksun kalplere. Mavi, derinliktir, her şeye sivrilmiş düşüncelerde. Belki de öze dönmektir. Siyahın bunaltıcı karanlığından Van Gölü......
Mavinin en güzel ifade edilişi ve insanı ifade edişi
Aslında Van Gölü'nün hissiyatı bir insanınkinden daha derin ve mânâlı.
O, hüznünü koyu bir lâcivertle, coşkunluğunu mavinin yeşile çalan güzelliği ile durgun ve içtenliğini, dostluğunu göz kamaştıran maviliği ile ifade eder.
O, dostluğundaki derinliği belki de maviliğinden almıştır.
Kimbilir?
Ayaklarına kadar vuran dalgalar dostluğundaki mütevazılığın en güzel ifadesidir.
Ufuktan kopup gelen rüzgârları, yüzünden yüreğine akan yaşları kendinde toplamak kendi mavi derinliğine katmak için olağanüstü bir çaba sarfeder.
Dinler seni hiç bıkmadan ve dinlersin mavi sessizliği....
Göz yaşlarının yakıcılığı, gölün yakıcılığı ile birleşti ve yaktı yüreğimi...
Kanayan yürekteki kızıllığın bir yansımasıydı belki de. yanaklarda oluşan kızıllık....
Bir sessizlik, bir fırtına....
Bir yalnızlık kalabalıklarda....
Ve, sulamak yürek tarlasını göz yaşlarıyla...
Göl ve su...
Göl ile gölün lisanıyla konuşmak, yani su olmak, girdiğin kabın şeklini almak fakat özünden kaybetmeden.
Konuşuyorum su ile suyun dilinden, eğilip avuçlarımın arasına alıyorum avuç sermayem kadar suyu ve akıtıyorum parmaklarımın arasından bitesiye kadar.
Sonra hafif bir ıslaklık ve bitiş...
Aynen Ömür sermayesi gibi...
Ömür de öyle değil mi? Suyun parmakların arasından akması gibi ömür de yılların arasından akıp gitmiyor mu?
Tıpkı suyun elde tükenişinden sonraki ıslaklık gibi, belki birkaç sevenin gözlerinde ıslaklık ve sonra onlar da kuruyuveriyor, ellerimin kuruduğu gibi...
Sibel Senanur Hoş / Van
Yazınızın başlığı keşke sadece "göl" olsaydı. Zira göl deyince zaten su akla gelir. Susuz göle de zaten göl denmez. Fakat yazınızdaki akıcılık gayet güzel. İki rengi hakim kılmışsınız şiirinizde. "Bu sıralar sembolist şair ve yazarlarla daha fazla karşılaşıyoruz" desek yeridir. Seher şiirini yazan arkadaşımız gibi sizin yazınızda da renk hakimiyeti var. Bu güzel bir işarettir, bir yazar veya şair için. Renkleri tahlil etmek, hisleri tahlil etmek kadar zordur. Bunu başaran yazar da geleceği olan bir yazardır. Van Gölü'nün suyunu avucunuza alışınız ve suyun parmaklarınızın arasından akıp gidişi ve bu tabloyu ömrün avuç-tan akıp gidişine benzetişiniz gayet romantik ama gerçek özü taşıyan bir hakikat-ı hayaliye olmuş...
Size şiir denemeleri yapmanızı da tavsiye edebiliriz. Çünkü ele aldığınız imajlar ve tarzınız sizde şairlik yeteneğinin de bulunduğunu fısıldıyor. Yeni yazı ve şiirlerinizi bekliyoruz.
Sevgi ve selâmlar...
![]()
Tatlı bir nağmedir seherde sesler,
Her biri gaibden gelir gibidir.
Ey her seher vakti kor olan gökler!
Bu yanık hâliniz benimki itlidir?
Seher, vanan sensin, kül olan benim,
Kupkuru ağaçlar, çıplak bayırlar,
Ruhumun aynada aksidir benim,
Önümde serili kızıl sonbahar.
Seherde silinir aslı dünyanın,
Gölgeler yücelir onun yerine,
Dört yanı titreyen loş odaların,
Gölgeler sızarlar her köşesine.
Kızıl bir fondur ki durur ardında,
Kara ağaçların, kara evlerin,
Bu hâl seher değil bir portresidir,
Bir ömür gözlenen asıl gerçeğin.
Can Uran / Mersin
Sembolizm akımının izinde tutuşan bir meşale şiiriniz. Ne güzel bir tarz, ne tatlı bir üslûp. Seherden günün diğer bölümlerine yavaş yavaş süzülen mısralar ve renkleri imbikten geçirip kırmızıyı şiire hakim kılan his ve düşünce örgüsü.. Haşim'in fırçasıyla çizilmiş olan şiir tablolarını hatırlattı bize. Bilirsiniz ki, onun da şiirlerinde kızıl renk hakimdir çok kez. "Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta; Yarin dudağından getirilen bir kat re alevdir bu karanfil; Şu bakır zirvelerin ardından bir süvari geliyor kan rengi; Mercan dallar, yakuta dönen kuş ve ergüvana dönüşen havzın suyu" gibi imajlar...
Dostum bu hayal gücünüzü kullanarak çok nadide şiirler yazabilirsiniz. Çünkü böyle imajları aşk derecesinde seven insanlarda sür ruhu ve şiir ufku çok kez olağanüstü bir şekilde bulunmaktadır. Sizleri kaleminizle başbaşa bırakıyor his ve düşünce tarlanızda yeni şiirler devşirmenizi tavsiye ediyoruz Selâm ve sevgiler...