Sızıntı Arşivi

Ocak 1999 · s. 569 · 3 dakikalık okuma

Kitaplar Arasında

Nihat Dağlı · Kitaplar

‘Durumdan vazife çıkarmak’ son zamanların revaçtaki darb-ı meseli ol­sa da, ‘durumdan vazifesizlik çıkarmak, yani durumu kabullenmek, duruma dönüşmek’, bütün zamanların darb-ı meseli olmaya devam edecek gibi görünüyor. Durum kendini genel geçer bir ka­bul olarak dayatır; yeni bir geçişi ge­liştirecek bir eylem içinde olmanızı imkânsız kılar. Bu durumda sizden durumu kabullenmeniz, onun kabulleriyle mümkün olabilen bir gö­rüntü vermeniz beklenir. Duruma rağmen kendi öznelliğinize vurgu yapmanız, hakim rengin dışında farklı renk tonlarını edinmeniz bir aykırılığı gösterir. Dönüp size şunu derler: Aklını başına topla! Akıntıya karşı kürek çekilmez!

Aklınızı başınıza toplamanız, size, akıntıya karşı kürek çektirmeyi bıraktırır ve akıntıya kapılmanızı sağlar. Şimdi şu sorular sorulabilir: Akıntıya karşı kü­rek çekmek çoğu zaman sonuçsuz kalır ama şikâyetlerin konusu olan akıntı karşısında kürek çekmeyi bırakmak doğru bir tercih midir? Kürek çekmeyi bırak­tığınızda, akıntı ve akıntının sonucu olan rahatsızlık ortadan kalkıyor mu? Akıntıya karşı değil de, akın­tıyla aynı paralelde kürek çeken kişi, akıntıyı biraz daha azdırmıyor mu?

Her ne kadar olumsuzlanan bir durum olsa da, ‘akıntıya karşı kürek çekmek’ üzerinde yeniden dü­şünmek gerektiğine inanıyoruz. Evet akıntıya karşı kürek çekmek zordur; hemen çoğu zaman sonuç vermiyor ama, bütünüyle de anlamsız değildir. En azın­dan akıntıya karşı durmanızla, akıntıya katılmıyor, ona güç vermiyor, hatta onun akışını biraz zorlaştırıyorsunuz. Belki yukarıdan gelen kuvvetli bir dalgay­la alabora olacaksınız, ama alabora olmadığınız sü­rece, akıntı içindeki duruş biçiminizle akıntının nite­liğine dönük sorular geliştirirsiniz. Akıntının kıyısın­da durup akıntıyla boğuşmanızı seyreden, ‘Ya hu! bu adamın akıntıyla kavgası ne?’ sorusunu sorar. Ayrıca, ‘akıntıya kapılmayanları akıntı kapmazla ifade ede­bileceğimiz bir durum da sözkonusudur.

Risale-i Nur okumalarımda hep öne çıkan bir Bediüzzaman görüntüsü vardır: Akıntıya kapılmayan, akıntının kapamadığı bir mücadeleci, bir mütefekkir, bir bilge... Bediüzzaman’ı okuyanlar, onun fikir sistematiğini hazmedenler, mücadelesi­ni iyi bilenler şunu görmüşlerdir: Bediüzzaman genel geçer kabullere ve şartlara rağmen kendi öznelliğini ortaya koymuş, bir anlamda akıntı­ya karşı kürek çekmiş, akıntı tarafından kapılmam ış, hatta akıntının gücünü zayıflatmıştır. Risale-i Nur’lar ve onların etrafında gelişenler ortada...

Ahmet Ersöz’ün, Bediüzzaman’ın Rusya Esareti kitabını okuduğumda, akıntının gücünü zayıflatan ve akıntıya rağmen sistematiğini kuran Bediüzzaman görüntüsü biraz daha netleşti. Bu çalışma, öm­rünün otuzdan fazla yılını memleket hapishanelerin­de esarette geçiren Bediüzzaman’ın iki buçuk yıl sü­ren ve sırlı bir kaçışla sonuçlanan Rusya esaretini işli­yor. Yazarın ifadesiyle, ‘bu eser bir vak’anın tespitinden ziyade, yaşanmış bir hayatın içinden ibretli lev­halar görmek için yazıldı. Yoğun yaşanmış bir haya­tın ve çekilmiş çilelerin bugüne söylemek istediği mesaj nedir? Niçin esaret yılları?’

Bediüzzaman’ın Rusya Esareti kitabı, ‘esarette hür kalmak’ gibi bir olgunun da altını çiziyor.

‘Bütün kitaplar bir tek kitabın daha iyi anlaşıl­ması içindir.’ Kur’ân’ın daha iyi anlaşılması için mil­yonlarca imza yeni kitaplarla göründüler. Zaman, iyi bir müfessir olduğunu göstermeye devam ediyor. Değişen zamanı okuyan insanlar da, Kur’ân’ı okuma­ya ve anlamaya çalışıyorlar. Belagat Terimleri Ansik­lopedisi, böyle bir çabanın sonucu.

Kuran’ı daha iyi anlamak isteyenler, özellikle ilahiyat Fakültesi öğrencileri için bir başvuru kitabı olacak bu çalışmayı Yrd. Doç. Dr. Hik­met Akdemir yapmış. Yazar amacını söyle belirtiyor: ‘ Belâğat ilminden habersiz olar zümreler klasik tefsirleri anla­makta güçlük çekiyorlar. Bu konuda tercüme değil de, telif bir eserin olmayışı bu çalışmayı zorunlu kıldı. Tefsire yardımcı olan belagat terimleri, belagat terimleriyle ilgili ansiklopedik bilgiler ve faydalı olacağına inandığımız bazı terimler de dâhil edile­rek bu eser oluştu.’