Eylül 1998 · s. 377 · 2 dakikalık okuma
Kitaplar Arasında

Sokrates’in meşhur savunmasını okuyanlar bilirler. Herhangi bir sebeple bir yerlere konumlananlardan biri olan Meletus, Sokrates’i, ‘gençleri ifsad etmekle suçlar. Meletus, kendilerini neslin hamisi ve koruyucusu sananları karşılıyor. Bunlar, diktikleri elbiseyi neslin bedenine geçirirler. Neslin yapacağı birşey vardır: çizilen çerçevenin içinde uyumlu bir nesne olmak...
Meletus haklıydı, çünkü Sokrates gençleri ifsad ediyordu: yanma çağırdığı, yanına gittiği her gence, güdüsel bir hayatın kofluğunu gösteriyor, insanın ayırıcı özelliği olan düşüncenin kışkırtıcı dünyasını işaretliyordu. Sokrates’e bulaşan her genç de silkiniyordu; bedenine geçirilen kaskatılığın döğmelerini çözüyor, kendisine ve hayata ilişkin sorular geliştiriyordu. Birilerinin rahatsız olması doğaldı, ancak rahatsızlıkları, gençlerin ifsadından(!) çok, gençlerin itiraz seslerini yükseltmeleri ve yorgun düşen yapılara dönük sordukları sorular sebebiyleydi. Peygamber Efendimiz’in yanına koşan, yanında yenilenen gençler topluluğu karşısında Mekke müşriklerinin geliştirdikleri soruları bir düşünsenize!.. Ammar’ın ne olduğu, onlar için çok fazla önemli değildi; kurdukları ve devamını istedikleri yapı için Ammar’ın ne ifade ettiği önemliydi sadece. Ammar ise yeni kimliğiyle, süregiden yapı için bir tehlike işaretiydi; yeni bir gelecek ve yeni bir yapılanmaya ilişkin çok şeyler söylüyordu. O halde hem Ammar hem de Ammar’ı dönüştüren her kimse, ortadan kaldırılmalıydı.
Zaman ve
mekân değişiminin ne önemi var? Zamana ve mekâna içkin sünnetullahın sesini
kısmak ne mümkün? Aradan uzun bir zaman geçmiş, mekân ve coğrafya başkalaşmış
ama. Sokrates’i suçlayan Meletus psikozu yaşanılırlığını sürdürmüş. Kalbe
karşı konumlanmış korkunç bir çağın hemcinslerini yemesi karşısında
yüreğini çığlığına katarak konuşan Bediüzzaman da, aynı kaderi yaşamış.
Bediüzzaman, yanına gelen veya kitaplarıyla ulaştığı gençlere, hayata, insana ve
eşyaya ilişkin geliştirilen soruların cevaplarını veriyordu. Gençlerin, aktif
bir özne olarak hayatın içinde yer almalarını istiyordu. Şöyle
sesleniyordu: ‘Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız; o gençlik zayi olup
başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyade
belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslami’ye ile, o gençlik
nimetine karşı bir şükür olarak, iffet ve namusluluk ve taatte sarf
etseniz, o gençlik manen baki kalacak.’

Bediüzzaman’ ın bu seslenişi, o meşhur birileri tarafından yine o meşhur yapılan için ifsad edici bulundu. Arkasından yargılamalar geldi. Sessizliğin ve kimsesizliğin kemmiyetine sığınanlar tabiî ki bir kez daha yanıldılar. O muhteşem ses, sessizliğin derinliğinde gelişerek yükseldi; kimsesizliğin içinde Kimsesizlerin Kimsesi’ne sığınıldı ve de gençler ifsada gelmeyerek ifsad edilmekten kurtuldular. Gençlik Rehberi rehber bilindi, bu rehberin işaret ettiği yere yüründü.
Gençlik Rehberi hâlâ bir rehber. Milyonlarca gencin’ önüne düştü; yürünecek yolu gösterdi; yolun sağına ve soluna dikkatleri çekti. Birçok yayınevi tarafından yayınlandı, birçok baskısı yapıldı. Gençlik Rehberi geçtiğimiz günlerde Işık Yayınlan tarafından, farklı bir kapak ve rahat okumayı sağlayan iyi bir işçilikle yeniden yayınlandı. Sokrates, ‘doğru yol, dikkatini ilk olarak gençliğin iyiliğine vermektir’ diyordu. Gençlik Rehberi bu yolun rehberi; ifsâd olmak istemeyenler için...