Sızıntı Arşivi

Eylül 1998 · s. 378 · 5 dakikalık okuma

His Ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

RÜZGÂR VE GECE

Benim köyümün sokakları bir başka efsunludur,

Hele kış akşamlan; hüzünlü bir şarkıyla başlar,

Rüzgârın ritmik dansı,

Önce cinler, periler çıkıp da saklandıkları yerden

Halay tutar, bar oynar.

Sonra kırklar, yediler; kar üstünde sessizce,

Saf tutar, namaz kılar.

Hele bir de alperisi var, onun dostu bütün atlar,

örer tüm gece atımın saçlarını,

Dilinde bin yıllık hüzünlü şarkı,

Bazen ürperir de rüzgâr usturevî bir sesten,

Arşınlar sokakları, arşınlar inleyerekten,

Bazen sükût bulur da duvar diplerinde,

Hafiften yükselen Kur’ân sesleriyle,

Derken bir kapı gıcırtısı ve ardından;

Munis bir gölge süzülür cami avlusundan.

Kaybolur rüzgârın yalnızlığı, göklerde tek bir seda,

Kaybolur karanlık, aydınlığa merhaba.

M. Yalçın Daştanbey

Şiiriniz gayet güzel... İlk mısraı insanı çocukluk dönemine çekiyor ve köy sokaklarını, tozlu yollan, ahşap evleri ve taştan avlu duvarlarını çağrıştırmaya ilk adımı attırıyor... İşlediğiniz tema belki klasik ama tarzınız gayet yeni. Hele farklı imaj ve tasvirler şiirinizi apayrı, büyülü bir iklime çekmiş... Kış günle­rinin hatıralarınızda unutulmaz bir yeri olduğu belli. Onun için sokak girişinin hemen ardından bu yaklaşım sizin köyünüz ve onun iklimi hakkında bizlere bir fikir veriyor... İşte Goldsmith de The Deserted Village şiirinde kendi köyüne ait bir tasviri aynı mevsim kategorisi içinde ele alıyor. Fakat bu sefer özle­nen kış değil yaz ve bahar mevsimidir:

“Çiçekleri kendi arzusuyla kalıp geciken yaz mevsimi ve ziyaretinin karşılığı erkenden ödenen baharın gülümsediği yer”

“Kırklar, yediler, namaz, Kur’ân” gibi kelimeler sizin üs­lûbunuz içinde şiirle öylesine yekpareleşmiş ki bu bize temanın şair tarafından iyice hazmedildiği kanaatini verdi

Şiirinizin en çarpıcı bölümü “Hele bir de alperisi var, onun dostu bütün atlar, / Örer tüm gece atımın saçlarını”

Sizi bu şiir için tebrik ediyor ve ustalığa doğru adım adîm yaklaşan kabiliyetinizin daha nice güzide meyvelerini his ve düşünce soframızda görmek istiyoruz. Sevgi ve selâmlar...

GECE BİR TEPEDE

Akşam kıvrılırken içime,

Gözü yaşlı rüzgârın

Kül tuğlalı ininde.

Soğuk, kirli ve telaşsız

Bir sarmaşık ki arsız,

Akşam kıvrılırken içime...

Gece bir tepede

Değince yok’un nefesi,

Yaprak gibi içine

Gecesinde ağ ördüğüm.

İdrakin üstüne

İnkârın elleri.

Atarken kördüğüm

Islak kefeniyle, bir şehir

Cenaze oldu gördüğüm.

İnsanlar bir sürü,

Hayal içip isyan kusan,

Bir ses yalnız verâdan,

Bir ses... ve bir köprü, meydan.

Erdemi sokan akrep.

Sokaklarında bu şehrin.

Gölgenin çehresi kaybolur

Bir çocuk oyununda.

Özgür Koca / İstanbul

Yahya Kemal bir şiirinde “Fanileri gök­ten ayıran perdeye değdim” diyor. Bu ruh yüceliğine erip ermediği bizim konumuz değil ama söyleyiş farklı. Yüreği hoplatan bir orijinalite var mısraın hem sesinde, hem manasında. İşte şiirde hiç olmazsa, bir veya birden fazla böyle büyülü söyleyiş­ler ve insana yazmakta veya yaşamakta hamle ruhu kazandıran, kalbe bir kıvılcım gibi çakıp daha nice yangınları köpürten böyle imajlar, söyleyişler, yeni buluşlar ol­malı..

Sizin de şiirinizde “rüzgârın kül tuğlalı ini, erdemi sokan akrep” gibi farklı söyle­yişler mevcut. Bu ipuçları şiiriniz ve şiirini­zin geleceği hakkında iyi şeyler söylüyor. Gayret edip, yılmadan ve estetik vadisin­den ayrılmadan, kaleminize pranga vur­durmadan, onu başka mecralarda yorma­dan sadece şiir için vakfederseniz, bize farklı şiirler sunacak yeni bir şair, yeni bir sesi kazandığımızdan emin olabiliriz.

Haydi, dostum rüyamızı gerçekleştirin ve bizlere turfanda şiir meyveleri sunun.

BENİM MEMLEKETİM

Hemşerim, bura benim memleketim. Bir ucunda seher vakti bülbülleri öterken, öte kıyısında koyu uykuların gafletle sol­durduğu memleket. Kara bulutların çörek­lendiği çukur başlarına inat, Kaçkar’ın, Il­gaz’ın, Toros’un, Ararat’ın. Süphan’ın tevhide yükseldiği bir memleket.

Dağı taşı, ovası obası, düzlüğü çukuru, tepesi kıvrımı bazen çilelerin depreştiği ba­zen ümitlerin yeşerdiği... İşte, bu memle­ket benim memleketim.

Benim memleketimin yitik sevdalan, yazılmamış romanları, tadılmamış aslan, ulu ulu başlan var. Şehidimin kanı. gelini­min eline kına olmuş. Yeşilin bin bir tonu maviyle hemhal olmuş; baharlara vuslat kalplerde türkü olmuş, nakış olmuş...

Gün olmuş harman olmuş, rüzgârlar alevlere yoldaş, mertler nurlara kardaş ol­muş. Ezilmiş, itilmiş, kakılmış, horlanmış, dışlanmış, ama yılmamış, eğrilmemiş, bo­zulmamış, kıvırmamış, kokuşmamış...

Ağlayamam adı konmamış aşklara, hü­zün kapımı çalamaz apansızca, kovalayamaz zaman öteleri yaşayana, köşelerin de­ğil ulvîlerin memleketi... İşte, burası benim memleketim.

Gökçe Ok / İzmir

Çizmiş olduğunuz memleket tasviri kı­sa: belki ana hatlarıyla bütün çizgilere giril­memiş, bütün renkler yansıtılmamış, bütün dertler dile getirilmemiş, ama yine de iyi örülmüş, güzel ifade edilmiş.. Yalnız son­dan bir evvelki cümlede “köşelerin değil ul­vîlerin memleketi” cümlesindeki köşe keli­mesine bir mânâ veremedim. Acaba bu­nunla “süflilerin değil ulvîlerin memleketi” mi denmek istenmiş. Ondan bir evvelki cümlede de “kovalayamaz zaman Öteleri yaşayana” ifadesinde bir hata var gibi gel­di bana. “Karşı koyamaz zaman öteleri ya­şayanlara” gibi bir mânâ mı var acaba... Sevgi ve selamlar...

HASRET TÜRKÜSÜ

Kalbimde hasret var, gözlerimde yaş,

Vatanım içimde tütüyor her an,

Ruhumu sarmış soğuk bir kış

Karşımda buz gibi duruyor cihan.

Keşke bir kuş olup uçabilseydim

“Yad”lar üzerinden Hazar’a doğru

Keşke yüreğimde duyabilseydim,

bir an o sevimli, tatlı süruru.

Dolaşsam dünyayı, gezsem cihanı

Yine de ben ona, o, bana hayran.

İkram çok seviyor Azerbaycan’ı,

Duysun bütün dünya, bütün asuman.

Canım memleketim, can Azerbaycan!

Canım memleketim, can Azerbaycan!

İkram Rüstemov / İstanbul

Hasretin kıvılcımlanması insana neler söyletir. Bir aşkın alevlenmesi insana ne şiirler yazdırır. Çile mengenesine düşmek kalbe nice şiir bengisuyu süzdürür ruh imbiğinden... Evet, çile ve ızdırap şiirin mayasıdır. Onsuz şiir tutmaz, olgunlaşmaz... Metafizik gerilimde de böyledir bu... Kavrulmadıkça şiir alevi, yanmadıkça mısra kıvılcımı yükselmez insanın sözünden, sazından... Kırık Mızraptaki Izdırap şiirine bakınız; “tın tın” azap mızrabının kalp sazına vuruşunu duyup hissedebilirsi­niz. Sanki o ses gizli gizli gelir sizin kulağı­nıza... İşte budur bizim söylemek istediği­miz. Acı çekmek, ızdırabı yudum yudum tatmak, çile kulvarında ter dökmek, dava Örsünde azap çekiciyle dövülmek. Sonra sunmak topluma aşkları, sevdalan, sere­natları, senfonileri... Sonra takdim etmek mısraları, beyitleri, nağmeleri, sözleri...

Nesirde de bu böyle dostum, nazımda da... İçten söylemek için içten duymak, iç­ten duymak için, içe işleyecek bir şekilde işin çilesini çekmek gerek... İşte dostum sizin şiirinizde bu ruh var. Çekilmiş bir azabın, ızdırabın yankısı sözleriniz. Sizi tebrik ederiz. Teknik açıdan da güzel şiiri­niz. Berdevam etmesi temennimizdir. Sevgi ve selamlar.