Sızıntı Arşivi

Haziran 1998 · s. 233 · 2 dakikalık okuma

Kitaplar Arasında

Nihat Dağlı · Kitaplar

Bir akademisyenin yaptığı yolculuğun izlerini, bu yolculukta durduğu durakları, ilgisini çeken önemli zaman ve yerleri, isimleri, şahısları, edebiyat akımlarını bir kitapta görmek, doğrusu okuyucu için önem­li bir fırsat. Bizim Edebiyatımız bir yolculuk hatı­rası gibi.

Okuyucuyu yolculuğa çıkaran bir kitap; ede­biyatımızın sayfalarında durup düşü­neceğimiz yerleri işaretliyor: Yunus Emre, Şinasî, Tevfik Fikret, Ömer Seyfettin, Baha Tevfik, Mehmet Âkif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Cahit Sıtkı, Orhan Veli... Bunlar, kitabın sayfaları arasında karşı­mıza çıkan isimler; bu isimlerde durmadan edemiyorsunuz. Bi­zim edebiyatımız biraz da bu isimlerin toplamından ibaret değil mi?

Kitabın önemli bir kısmında, isimlerin şahsında günün edebî cephesine ayna tutulur­ken, son bölümlere doğru çok önemli iki konu iş­leniyor: Pozitivizmin Türkiye’ye Girişi ve Modern Türk Edebiyatı Üzerine Tesirleri ile Türk Edebiya­tında Tazimattan Günümüze Aydın-Halk Çatış­ması...

Yrd. Doç. Dr. Rıza Bağcı’nın daha Önce farklı dergilerde yayınlanmış makalelerinden oluşan Bizim Edebiyatımız, Kaynak Yayınları arasında çıktı.

İslâm; beşer hayatını bütünüyle kuşatan, onun ilgi alanı içine giren her mesele ile ilgili esaslar vaz’eden ilâhî bir sistemdir. Sadece "cami duvarları arasına hapsedilen’ bir olgu değildir ve olamaz da. Onu n ibadetlere ilişkin hükümleri ol­duğu gibi, ticarî, siyasî, itikadî, cezaî alanlarda da vermiş olduğu hüküm­ler vardır. Fakat onbeş asır önce cahiliye anlayışının hakim olduğu bir toplumda nazil olmuş Kuran’ı öğ­retiler, bugünün modern toplum­larına ve çağdaş problemlerine nasıl tatbik edilecektir? Fıkıh kitaplarında yer alan içtihadı hükümler, bizi ne derece ve nereye kadar bağlamaktadır? Bir mezhebi iltizam, bizler için dinin olmazsa olmaz bir şartı mıdır? Her şeyden öte, sürekli gelişen ve değişen toplumsal hayatta, haricî ideolojile­rin dayatması sonucu ortaya çı­kan problemlere kim, nasıl ve ne zaman çözüm üretecektir?

İtiraf etmeliyiz ki, bu meselelerin hepsinin çözüldüğünü; dini, hayatlarına tatbik etmek iste­yen insanları şüphe ve tereddütten kurtaran ke­sin hükümlerin verildiğini söylemek oldukça zor. Dahası, bunu yapabilecek ilmî formasyona sahip bir heyetin ne ulusal ne de uluslar arası düzeyde gerçekleştirildiğini söylemek de zor. Ama bu ve benzeri şeylerin, sosyal hayatın içinde yerini alan Müslümanın problemi olduğuna, daha önemlisi onun bunları problem addederek çözüm arayışı içinde bulunduğuna hiç şüphe yok. İşte ‘hiç şüp­he yok’ yargısı ile ifade edilen bu sürece bir kat­kı... Ahmet Kurucan’ın bir çalışması olan Yeni Bir Fıkhı Aç kitabı, yukarıda çerçevesi çizilen konu üzerinde yoğunlaşmış düşüncelerden oluşuyor.

Tarihe bakmaya cesaretimiz yok. Zamansız bir darbe’nin izleriyle karşılaşmaktan korkan, bu sebeple bütü n aynalara düşman talihsiz bir hasta gibiyiz. Korkularımızdan bir sıyrılsak, direncimize rağmen bizi terk etmeyen reel gerçeklerimize bir göz atabilsek... Belki rahatsız oluruz; bel­ki de, artık alıştığımız ve neredeyse ikinci bedenimiz haline gelen alışkanlıklarımızı bir kenara bırakma gereğini duyarız. Doğrusu buna değer; en azından rahatsızlıkları­mızın bünyemizin doğal bir so­nucu olduğunu görür ve bünyevî yapılanma üzerinde yeniden dü­şünme gereğini duyarız.

Türkiye, bir kez daha bünyevî rahatsızlıklarıyla yüz yüze. Farklılıkların kendilerini ifade alanı. Doğu ve Güneydoğu bölgesi Türkiye’nin ciddi bünyevî rahatsızlıklar geçirdiğinin alâmeti. Tür­kiye aynaya, yani tarihine bakmak mecburiyetin­de; bünyesi bu rahatsızlıkları uzun bir süre kaldı­ramaz.

Cevdet Ergül, Türkiye’nin en önemli mesele­lerinden biri için tarihe bakıyor. Abdülhamit’in Doğu Politikası ve Hamidiye Alayları in­celiyor. Kürt toplumunun sosyo-kültürel yapısı, Doğu probleminin çıkışı ve çözümleri, kurulusun­dan lağvedilmesine kadar Hamidiye Alayları bölümlerinden oluşan bu kitap, Çağlayan Yayın­lan arasında çıktı,