Haziran 1998 · s. 234 · 6 dakikalık okuma
His Ve Düşünce Ufku

YOLLAR
Yollar insan önünde birer kader mîhengi,
Yollar taşır omuzunda çift ayaklı şeyleri.
Kanatlanır da bazen mahzun edalı çehre,
Yollar açar pencere ruhlardan ebedlere.
Gariptir yorgun yolcu hep ızdırabla inler,
Yine aşk gölgesinde hep yollan heceler.
Yollar geçit vermez bazen, ardı sıra mania,
Yıkılır her bir engel kalb bezmine dalınca.
Hicran dolu şu kalbe nazar eyleyen Sen’sin,
Katmerleşen eleme uzanır Kutlu El’in.
Ulaşır belki doruğa Seninle bu yolcular,
Ve ufukta son bulur kaybolur hep yokuşlar.
Yine yollardayız bu gün engelli ya da düzgün,
Yollarda kalanlara ruh mimarı pek üzgün.
Zümrüt kemer takarmış bu yolları hep aşan.
Çölde bir su kaynağı kullukla insan olan.
Kalkar gecenin zülfüne değen nazenin eller,
Ve yine ağlar yolcuya elemli seccadeler.
Kiminin açılır bahtı ruha huzur dolunca.
Ve değer göğe başı, kalb mir’at-i mücella.
Sinede kalmaz gamdan tasadan eser,
Ve yolcunun hasreti rıza ufkunda tüter.
Rüzgârı o an Rahman’ın tevfik yönlü raks eder,
Yolun sadık bendesi onun sonunu sezer.
Ufukları aşkındır yumruk kadar bir yürek.
Yıldızları ufalar ondaki güçlü bilek.
Bir şema ki uğruna nice canlar verilir,
O haleye ahular dîl beste olur erir.
Sümeyye Kocaman / İstanbul
Şiirinizde yol teması işlenmiş. Bir plan çerçevesinde yazılmamış olsa da, yer yer insanın içine ürpertiler salıyor mısralarınız. Şiirinizdeki bazı mısralar sizin bu yolda epey mesafe alabileceğinizi ve çok güzide şiirler yazabileceğinizi fısıldıyor. Yalnız yazdıklarınız üzerine eğilip bir goblen nakşı örer gibi tekrar tekrar ilmek atmak, tekrar tekrar pürüzleri yok etmek, düğümleri silmek kaydıyla... Coşkun nişlerinizi kaleminizin kumasından ancak bu imbik gayretiyle billurdan mısralar şeklinde süzebilirsiniz. Sabır ile, cehdinizi yitirmeden mısraları kuyumcu inceliğiyle nakış nakış dokuyun. Elinizdeki kristal bir gün hem sizin yüzünüzü, hem bizim gönlümüzü güldürecektir. Sadra şifa şiir bengisuyu damıtmak gayretinizi alkışlıyor, daha nice yazdığınız güzide şiirlerle his ve düşünce soframıza eşlik etmenizi diliyor sevgi ve selâmlar sunuyoruz...
GÜZELLİKLER DİYARINDAN SELAMLAR
Geceleri yıldız yıldız çiçek açar gökyüzü. Güneş hiç küsme: bu ülkeye. Esrarengiz pembeliği ile hissettirince kendini sema, bir tatlı ufka kayar insan aklı da. Hülyalar hakikatlerle iç içe; uhrevi bir iklim, guna gun bezenmiş en güzel elbiselerini gamze çakar, reftare gezer sessizce... İnsana kendini kaybettirir kaybettirir de kendini Rab’le bütünleştirir.
Zaman zaman ortalığı bir toz bulutu kaplar, önce Örter gözleri, ama aydınlık gönüller bilir, bu sisin tozun ardından güzelliklerin geleceğini. Bazen de sıcak kavurur, kavrulmayı bilmeyen biçareleri. Bilenlerinse okşayıverir başını tıpkı bir meltem gibi.
Burada insanların dışı simsiyahtır; ama içlerinde pırlantalar bulunan bu cevher kafeslerin çoğu, çoğu karanlık insanların insanlığından çok daha insandır.
Biz de sevdik bu ülkeyi, sanki asit vatanımız. Tarih boyunca komşumuzmuş, çoğumuz bilmeyiz. Yaban eller savurmuş bu demet demet goncaları kirli elleriyle. Bizse sadece uzaktan uzağa seyretmişiz.
Şimdi buradayız. Komşu olmanın hakkını ödemek için. Siyah güllerimizi hakiki yerine, kalplerimizin içindeki evine koymak için. Mini mini, cıvıl cıvıl, göz aklan bembeyaz bu ülkenin şimdiki neslini kucaklamak için buradayız.
S. Burtaçgiray / Abuja – Nijerya
Yazınızda bir ses armonisi, bir duygu seli bir aşk ve sevda terennümü mevcut... Ülkesini ve başka diyarları sırf ‘Lillah’ için seven kişilere ne kadar ihtiyacımız var. Gayret ve azmin tohumları onların yüreklerinde gizli Yeryüzü bir tarla gibi onların sevgi ve aşk tohumlarını bekliyor gönül gönül, yürek yürek... Zaten güzellikleri dünyaya yaymak ve insanlığa huzura giden yolu işaret etmek için bütün dünyayı vatan gibi benimsemek gerekmez mi? Aşkınıza, özünüzdeki sevdaya hayran kaldık. Güzide duygularınızı daha nice yazılarınızda dile getirip bizlere sunmanız dileğiyle. Sevgi ve selâmlar...
DUVARLAR
Sensizlik yokluk, yokluk ipinde bir kördüğüm,
Hayâl, varlığın; yokluk, gerçeğin ta kendisi,
Başımı kaldırınca yokluktan tek gördüğüm:
Duvarlar, varlığın ve yokluğun efendisi.
Dikili mezar taşları gibi ak mermerden,
Başları arşa değer sopsoğuk duvarların,
Uzansam da duvarlar kadar ben arşa, yerden,
Yüz süremem toprağına, gökteki mezarın.
İbrahim Demirbuğa / Afyon
Zıtlıklardan faydalanarak bir kıvılcım çakmak gayreti var şiirinizde.. Belki son noktaya ulaşamamış, ama güzide bir seviye kat etmişsiniz. “Hayal, varlığın; yokluk, gerçeğin ta kendisi” gibi yoruma açık mısralar belki herkesin anlayabileceği cinsten söyleyişler olmamakla birlikte, okuyucumuzu farklı seslere alıştırma açısından yararlı da olabilir. “Gerçeğin hayali bile yaşanan gerçek dünyada var olan bir yanlıştan üstündür” gibi bir anlam veya “Hakta yokluğa ermek gerçek varlıktır” gibi bir başka anlam veya daha nice farklı manalar bu mısradan çıkabilir. Demek ki yoruma açık mısralar bir ipucu ile şiire düğümlenmeli. O ipucu yakalanırsa bütün şifreler tek tek çözülmeli (Kırık Mızrap’ta olduğu gibi)... Evet “Şiirin mânâsı şairin karnındadır” diye bir söz vardır ya. biz bu sözü tekrar edip, size de yeis yüklü ve çıkmaz sokakları yansıtan imajlardan ziyade daha ufku açık şiirlerle ‘His ve Düşünce Ufkumuza eşlik etmenizi güzide kabiliyetinizi bu istikamette kullanmanızı tavsiye eder, sevgi ve selâmlar sunarız...
YEİS
Işıksızlığın tırpanı
Kemirmekte filizlerimi
Romatizmadan evla
Izdıraptır
Sızlatan dizlerimi
Musikisiz ruhumda
Keskin hayaller
Olduğum aksamlarda
Kirpiğimdeki eller
Bir gelirler
Bir giderler
İsyanın burcunda
Göğe açılan benlik
Zihin, tecessüsten yetim
Sevdalar ‘beden’lik
Kozmosun, kuantumun ortasında
Damladan çocuklarıma sarılırım
‘Yer’e raks ettiren
Güneşin aşkıdır sanırım
Bende yok! Sanırım
Oğuz Kolbaşı / Ankara
“Kozmos” ve “kuantum” gibi kelimeleri şiirinde kullanan ve bize gönderen ilk şair sizsiniz diyebilirim. Bu ise şiirde bir atılımdır. Gerçi Ne-çip Fazıl ve Atîlla İlhan gibi bazı şairlerin bu veya buna benzer kelimeleri şiirinde kullandığı vakidir. Ama biz farklı bir söyleyişle bizim ufkumuza iştirak eden sizin gibi şairleri değişik şiir yazma gayretlerinden dolayı kutluyoruz. Zaten şiir, bir gayret ve azim, sabır ve ümit işidir... Damla damla fikir pipetiyle ruhun derinliklerinden çekilen ve ilham gözlerinden alman kelime ve mısraları hafızalara nakşetme cehdi ve gayretidir. Serbest tarzda da, ölçülü şiirlerde de bunun şekli değişmez. Kurallar her zaman aynıdır. Çalışmak, ama yılmadan çalışmak En son güzel şiir bayrağını estetik burcuna dikmek ve mesajını kalp ve kafalara ulaştırmak... Size şiiri süzme meselesinde ve kelime seçimi üzerinde daha da hassas davranıp nice güzel şiirler yazmanızı ve bizlere ulaştırmanızı salık verebiliriz. Sevgi ve selâmlar...
ÖZLEDİĞİM DİYAR
Geçit vermeyen nazlı dağlarının arasından 
Süzülür şırıl şırıl bu gibi bengisu,
Eser mûsikî edasıyla lahûtî bir rûzigâr;
Bebek masumiyetinde denizin uykusu....
Asumana çekilir siyahtan atlas bir perde
O ân!.. Şehlâ bakışıyla gülümser mehtap,
Leylîler buluşur yıldız yıldız gökyüzünde;
Dilden dile okunurken RAHMAN’ dan
güzel hitap!
Yürekle işitilir nâmeler, sözlerin rengi su...
Yusuf Saraç / Rotterdam-Hollanda
Şiirinizde bir ritim, bir ses su gibi akıp gidiyor sonuna kadar. Yalnız bu gibi tarzında tamlamalar şiirin değerini düşürür. Zira bu bir nesir söyleyişidir. Eser musiki edasıyla lâhutî bir rüzgâr, bebek masumiyetinde denizin uykusu” gibi mısralar bizim sizin hakkınızdaki şairlik tescilini kuvvetlendiriyor. Bu tarzda orijinal buluşlar ortaya koyabilen bir kişi daha nice güzide şiirler örebilir, nakış nakış dokuyabilir kimbilir. Fakat A. Hamdi Tanpınar misali, şiiri öylesine elmas yontar gibi işlemeli ki okuyanın ruhunda ve dimağında estetik tat bıraksın. Çabuğa gelmemeli şiir imbikten süzer gibi, kuyumcu titizliğiyle, bir çiçeği okşar ve koklar gibi işlenmeli mısralar. Kelimeler seçilirken de hoyratça davranmak yok. Yavaş yavaş ve pek nazik bir yaklaşımla tek tek incelenerek alınmalı ve dizilmeli kelime kristalleri şiir kolyesine... Bu sizin ruhunuzda var dostum. Bu Özelliğinizi bir çekirdek gibi sümbüllendirin ve bize daha nice güzide şiirler gönderin. Selâm ve sevgiler...