Nisan 1998 · s. 137 · 2 dakikalık okuma
Kitaplar Arasında

Söyleyeceği şeyi olanların konuşmaları kadar tabiî bir şey yoktur. Sözün ve mikrofonun yanıbaşında yerini almaları, ülkeleri ve milletleri adına bir kazançtır. Ve söz sahiplerinin çekilmek durumunda kaldıkları her yerde, kelâm ayağa düşmüş, söz de, insanı şirazeden çıkaran bir unsur olmuştur. Işık Yayınları arasında çıkan insan, Varoluş ve İslâm’ın yazarı, yoğun okumaların ve söz sultanlarının rahle-i tedrisinde geçirilen yılların birikimlerine sahip bir imza. O aynı zamanda bir hatip... Farklı zaman ve mekânlarda binlerce insanla buluşmuş, söz ve kelâmın kurduğu iletişimle nice birliktelikler kurmuştur. Bu sebeple söyledikleri, hayattan kopuk sadece zihnî bir egzersizi ifade etmiyor; yaşadığımız hayatın çıkmazlarına işaret ederken, pratiğe taşman ve taşınması gereken bir modeli ortaya koyuyor.
Necdet
İçel’in hazırladığı
insan,
Varoluş ve İslâm, her zaman söyleyeceği yeni bir şeyi olan bir söz
sahibinin, farklı zamanlarda verdiği şu konferanslardan oluşuyor:
İnsanın yaratılış gayesi ve hikmetleri; Göklerin ve yerin tasarrufu Allah’a aittir,
İslâm’da sünnetin yeri ve önemi; Hz. Muhammed (a.s.m)’in örnek ahlâkı;
Gaybe iman ve namaz; İslâm’da ahi-ret inancı ve hesap günü...
Büyük kıyamet alâmetleri içinde yer alan nüzûl-i İsâ meselesi, tarih boyunca insanların zihnini meşgul etmiştir. Müminler, Hz. İsa’nın bir kurtarıcı olarak gökten inip yeryüzündeki haksızlıkları önleyeceğine ve adaleti tesis edeceğine inanmışlardır. Kelâm kaynaklarımızda ‘kıyamet alâmetleri’ içinde yer alan bu inanç, zaman zaman sû-i istimale uğramış, bazı fırsatçıların toplumun duygularını sömürmesine vesile olmuş, hatta bazıları kendini beklenen İsâ ilan ederek, etraflarında kitleleri toplamışlardır.
Nüzûl-i
İsâ meselesi
böylesine ciddi bir konu olmasına rağmen, ilmî disiplin içinde
üzerinde yeterli bir çalışma yapılmış olduğu söylenemez. Bu boşluğu
doldurmaya aday bir çalışma yakın bir zaman önce Çağlayan Yayınları arasında çıktı:
İslâm inancı Açısından Nüzûl-i İsâ Meselesi... Dr. Zeki Sarıtoprak’ın hazırladığı bu çalışma, bir giriş ve üç bölümden
oluşuyor. Bu konudaki kaynakların incelenmesine tahsis edilen girişten
sonra birinci bölümde, İslâm öncesi ‘kurtarıcı Mesih’ kavramları üzerinde
durulmuş, eski telâkki ve dinlerde bu kavramın varlığı incelenmiş. Kur’ân
ve sünnette nüzûl-i İsâ meselesi ikinci bölümün konusu olmuş. Üçüncü bölümde
ise, mesele, kelâm kaynakları açısından ele alınmış.

Kendi kültürüne sahip çıkmanın bir gereği olarak ümmet, öteden beri ashâb-ı kiram (özellikle Hulefâ-i Râşidîn) hakkında değişik eserler ortaya koyarak, onları gelecek nesillere tanıtmak istemişlerdir. Bu açıdan bakıldığında gerek müstakil eser olarak, gerekse değişik eserlerin ilgili bölümlerinde bir hayli bilgiye ulaşmak mümkündür. Ancak zamanın ilerlemesiyle ortaya çıkan ve yorum yapma ihtiyacı hissettiren alanların olduğu da muhakkak. Bu sebeple bu tür çalışmalar her zaman yapılmalıdır.
Ahmet Kurucan’ın
, ilk
kaynaklara ulaşarak yeniden derleyip, olayları günümüz metodolojisiyle
değerlendirdiği Altın Kuşak, büyük bir boşluğu dolduracak nitelikte.
İçeriği itibarıyla, Rasûlullah (a.s.m)’ın dizinin dibinde yetişmiş, vahye şahit
olmuş, aynı hâdiseleri beraber yaşayarak çözüm noktalarındaki espriyi kavramış
ve geriye, bütünüyle örnek alınması gereken bir hayat bırakmış dört önemli
simanın şahsında, İslâm’ın inceliklerini, derinliğindeki güzellikleri
kavrama imkânı veriyor ki bu çok önemli.