Sızıntı Arşivi

Mart 1998 · s. 88 · 3 dakikalık okuma

Kitaplar Arasında

Nihat Dağlı · Edebiyat

İrşâd ve tebliğ, terbiyenin bi­rebir karşılığı olmasa da, en azın­dan maksat insanın terbiye edilmesidir. Yani insa­nın tanımlanması ve bu tanım içerisinde kalması­nı sağlamaktır. Burada hâkim olan görüş şudur: Bir ‘nesnel insan’ vardır, bir de olması gereken... Nesnel insan, saf haliyle insandır; yaratılışında, fıt­ratında içkin olan her şeyiyle, değişim ve dönüşüm içine girmemiş haliyle insan... Olması gereken in­san ise, dönüştürülen, tanımlanan, törpülenen, kalıba sokulan insandır. Burada amaç şudur: insan doğduğu haliyle bırakılamaz; o, ‘iyi’nin ve ‘kötü’nün mücadele alanıdır. İyi ve mutlu bir dünya arzu ediliyorsa ‘iyi’nin insanda hakim olması ge­rekiyor; bu da, potansiyel olarak insan da var olan ‘kötü’nün susturulması, giderilmesi veya bastırılmasını getiriyor. Sonuçta insanın eğitilmesini, terbiye edilmesini üstlenen kurumların varlığı ortaya çıkıyor: Aile ve okul gibi... Batı düşünce tarihinde önemli yerleri olan birçok isim(Rousseau, Nietzsche... ve İllich gibi.) ise, bu kurumları eleştirerek, ‘üst-in-san’ın ortaya çıkışını geciktirdiklerini söylü­yor ve anarşizme varan bir çıkış yolunu gösteri­yorlar. Üst insan, bileğininin gücüyle zorluk­lardan sıyrılmış, bütün kayıtlardan azade ‘birey’dir. Tabii ki ‘üst-insan’a vurgu yapanla­rın tezleri ne kadar gerçekçi olduğu, pra­tiğe taşınabildikleri tartışılır ve tartışıl­mıştır da.

Genelde din, özelde İslamiyet, ‘nesnel insan’ın varlığını inkâr et­mez ama bu onu olduğu gibi kabul ediyor anlamına gelmiyor. Hemen bütün dinler(İslamiyet dâhil) fıtratla barışık olmaktan çok, fıtratı inkâr etmemekle birlikte onu tanımla­ma ve şekle sokma tavrı içindedirler. Evet, İslami­yet, insanın günaha açık olduğunu söylüyor ve onun bu yönünün terbiye edilmesi, bastırılması için birçok müeyyide getiriyor; insanı kendi hali­ne bırakmıyor. M. Fethullah Gülen Hocaefendi, ‘iyiliği emredip kötülükten sakındırma’ mevzusu­nu merkezine alan irşad Ekseni kitabında, İslam’ın insana getirdiği tarifi işaretlerken, ‘korkunun biti­rip tükettiği ve mefluç hale getirdiği insanla, ümi­din şımartıp firavunlaştırdığı insan, İslam’ın aradı­ğı insan tipi değildir diyor. İyiyi emretmenin ya­nında kötülüklerden sakındırma; güzel davranış­lar karşısında okşama, iltifat etme, mükâfat ver­me; kötülük ve kötülüğe götürücü faktörler karşısında cezaî müeyyidelere başvur­ma; yani bataklığı kurutma ve kötülüğün bizzat kendisini ortadan kaldırma teme­linde gelişen İslam’ın tebliğ usulünü ortaya koyan irşâd Ekseni, Tebliğin Analizi, Tebliğde Usul ve Prensipler, Tebliğ insanının Ruh Portresi olmak üzere üç ana böl umden oluşuyor.

Hoca efendi’nin yeni çıkan diğer kitabı Ruhu­muzun Heykelini Dikerken, irşâd Ekseninden he­men sonra okunması gereken önemli bir çalışma. Yeni Ümit dergisinin ‘başyazılarından oluşan ilk kitap olan Ruhumuzun Heykelini Dikerken’de; ir­şâd ve tebliği hayatlarının merkezine alan irşâd erlerinin, diğer bir ifadeyle ‘yeryüzü mirasçıları’nın vasıflarının altı çizilirken, onlara yaşadıkları ve aidiyet hissiyle ait oldukları dünyanın bugünkü fotoğrafı gösteriliyor; hedefler belirleniyor; hede­fe gidiş sürecinde sahip olunması gereken duruş biçimi, üslup ve davranış kodları ortaya konulu­yor. Doğrusu, batı düşüncesinin hayata ve insana dönük sorduğu soruların, verdiği cevapların karşı­lığı, geldiğimiz nokta itibariyle olumsuzdur; insa­nın yüzü şimdilik ona dönük değil. Max Horkheimer’in ‘akıl tutulması’ olarak tanımladığı hasta­lıkla güçten düşen batı düşüncesinin bir anlamda iddiasını yitirdiği, insanların ‘doğudan gelen ışık’ üzerinde bir kez daha düşünme gereğini duydu­ğu bu yeni dönemde, yapılması gerekenleri belir­lemek, bunları yapacak olan ‘yeni insan’ın ‘düşün­ce ve aksiyonda dirilişi’ni gerçekleştirecek rönesansın temel dinamiklerini ortaya koymak, şüphe­siz çok önemli. Evet, insan yüreğini acıtan bir ger­çeklikle kuşatıldığımız doğru; en azından mümin­ler için bu çok daha keskin bir gerçeklik. Temelde İslam dünyası, Özelde müslüman birey(mümin) olarak düşüşümüzü durdurmak, üzerinde sağlıklı bir kalkışı gerçekleştireceğimiz zemini oluştur­mak, olmazsa olmaz diyebileceğimiz bir zorunlu­luk. Çizgimizi bulmak için ruhumuzun heykelini dikmemiz gerekiyor. Kültürel ve tarihî referansla­rımızla yüzleşmek; hep tekrarladığımız cevapların niteliğine ve gerçekliğine dönük sorular geliştir­mek; hür düşünceli; başkasına yaslanmayan, baş­kasını tüketmeyen, ayağı yere basan bir kişilik ve şahsiyete sahip olmak.. Ruhumuzun Heykelini Dikerken’i okurken zihnimde oluşan önemli tema­lardan sadece bir kaçı... Hoca efendi’nin bu iki yeni kitabı, Mart ve Nisan aylarında gazete bayilerinde satışa sunuluyor.