Mart 1998 · s. 89 · 4 dakikalık okuma
His Ve Düşünce Ufku

REŞHA ÖZLEMİ
Dünya yaman, âhir zaman
Arzda deprem, semada kan
Her şey alt-üst, herşey talan;
Bu diyardan kaçmam gerek
Bu dik yardan uçmam gerek
Beden kafes, hat tuzak
Hedef yüce, yollar zik-zak
Vakit kısa menzil uzak;
Dünya-ukba geçmem gerek
Daim O’nu seçmem gerek
Âti gelmiş, mâzî olmuş
Ömür bitmiş, mîâd dolmuş
Gönül sönmüş, iman solmuş;
Günü güne katmam gerek
Canı Can ‘a satmam gerek
Geçen gün kış, dün bir yazdım
Çamur-içre öleyazdım
Küfür nedir, bile yazdım;
Artık bana arlık gerek
Ötesinde yarlık gerek
İdeal insan, altınoluk
Mal ü menal, fani bolluk
Ne bir hasır, ne bir çulluk;

Ölmeyecek yolluk gerek
Esas bana kulluk gerek
Bütün eşya, birer ayna
Aynam paslı, nur bir yana
Kalbim ağlar, yana yana;
Mücrim ruha gufran gerek
Gayri bana pinhan gerek
Heybem sırtta ola geldim
Günah-isyan dola geldim
Gençlik bitti yola geldim;
Bu yollan aşmam gerek
Maveraya taşmam gerek
Musa Hûb / İstanbul
Şandor Petöfı şöyle der “Su, Rüzgâr ve Namus” isimli şiirinde:
“Daha çocukluğumda
Dinlemiştim bu masalı
Su, rüzgâr ve namus,
Birgün saklambaç oynamışlar.
Önce su saklanmış,
Ama çabuk bulunmuş.
Derin vadiler arasında.
Sonra rüzgâr saklanmış.
Onu da bulmak kolay olmuş.
Yüksek dağların tepesinde.
Sıra namusa gelmiş,
O da şöyle söylemiş:
Dinleyin bir kere.
Ben kaybolur sam,
Bulunmam hiçbir yerde.
İşte o günden beri namus kaybolunca,
Bulunmaz hiçbir yerde.”
İşte şiirinizde işlemiş olduğunuz ömür teması, bu, kaybolan namus gibi eğer elden Çıkarsa artık bir daha ele geçmez. Gençlik gider ve elde avuçta bir hiç kalır. Şiiriniz teknik ve muhteva açısından evvelce yazmış olduklarınızdan kat kat üstün. Bu, sizdeki ceht ve gayreti açıkça ispat ediyor. Yalnız bir iki yerde sekizlik hece ölçüsü bozulmuş; “İdeal insan, altınoluk”, “Beden kafes, hat tuzak” mısralarında olduğu gibi... Bunlar; “Gerçek insan, altınoluk” ve “Beden kafes nefis tuzak” şeklinde yazılabilirdi... Ama bu şiir sizin adınıza bir arşiye çizmek olduğu için sevindirici bir hamle. Sizden bu yükseliş ve gayret ritmini bozmadan daha nice şiir ve makaleler yazmanızı bekliyor, sevgiler sunuyoruz.
NİYAZKÂR
İşte bu:
Hep böyle devam edip duracak:
Yatağından taşan su
Taşlara sarılacak
Taşlar inat su baskın
Akmaya koyulacak
Ve binbir vadiden sonra, nihayet
Yatağını bulacak...
işte bu:
Hep böyle devam edip duracak...
Nedir bu; nedir su; nedir bu koyu
Alacakaranlık?
Ne zaman son bulacak?
Bir kıvılcım... Ne olur;
Artık yerlerde sürünen bu sefil suyu
Damlalarından tutup yerine doldur.
Suyu içine daldığım sınırsız kuyu.
Sonsuzuna ulaşmadan uykumdan kaldır...
Al, al, al... Sonra, bırak!..
Ve uçurumların tutkunu, şu garip mecnunu
Hiç acımadan yere vurarak.
Sevdanın yarlarının dibine daldır...
Zehra Savan / Manisa
Akıcı ve berrak bir şiir. Şiirdeki tasviriniz ve ardından bu tasviri açıklayışınız, şiire ayn bir hava vermiş, Necip Fazıl’ın;
“Nedir zaman nedir, bir su mu bir kuş mu? Nedir zaman nedir, iniş mi çıkış mı?” deyişi gibi bir sorgulama olmuş bu. Aynı onda olduğu gibi siz de soru düğümünü kendiniz çözmeyi uygun görmüşsünüz. Ve şiirinizi sevda yarlarına dalmak ile noktalamışsınız. Serbest tarzda yazmış olduğunuz ve muvaffak olduğunuzu da söyleyebileceğimiz şiirlerinizi yazmaya devam etmenizi ve bizlere göndermenizi tavsiye ediyor, selâm ve sevgiler sunuyoruz...
SENSİN GÜLÜM
“Hasretle doluyum, hazanda mevsimler
Hicranlar bitmiyor, küllendi alevler 
Vuslatım nerede, yüreğim ah inler
Günler bürüdü şimdi, bir kızıl ufukta hasreti. Sensizliğin her bir saatindeyim gülüm, gurbetinde akşamın.. Gönlüm gamlı bir al şala bürünmüş, yokluğunda senin. Istırabı, sevgiyi bir arada, belki de sımsıcak bir özlemi dizdim akşamların her bir deminde.
Neredesin Gül yüzlüm?.. Bazen alacakaranlığın koynunda ya da söken şafakların böğründe aradım seni. Işıklı günlerde kimi zaman seni bekledim, kararmış yüreğimi ‘ağarlasın diye... Hasret güneşi oldun, doğdun ufkuma. Umutlar yeşerttim bağrımda, hep sana derdim. Aşk büyüttüm göğsümde, katmer katmer sana sundum. Ağlayıp koklayacak. bir ağçiçeği bildim seni. Gözlerimden döktüğüm billur billur hasret oldun, ağlattın yüreğimi.
İşte diyorum gülüm!.. Ağla yüreğim ağla. Sabaha onsuz dönüşen şafaklara, günbatımlarına dönen gündüzlere, ağla yüreğim ağla. Dudaklarıma konan, hasretini vurgulayan gönül bestelerine... Ağla yüreğim ağla.. Ümitler kuruyasıya’...
Neredesin ey! Hasret oldun, ayrılık oldun, bitimsiz bir sevda oldun içimde. Bir kuytu yüreğimde; sancılı, gizli bir düş oldun. Canım, umutlarımın sahibi oldun. Velhasıl; Aşkı öğreten Aşk’ m Aşk’ t oldun..
Gel ey!.. Derbeder kasvetli günlerle bırakma bizleri. Hasrette sana. vuslatta sana.. Bir kat re göz gazelide sana. Ah olur da olur da birgün... Nihayetsiz bir vuslat muştusunu fısıldarsın kulaklarıma. O zaman, o zaman gülüm.. Bitimsiz bîr ilk yazın, o büyülü tuhaf sıcaklığında kavuşurum sana.. Birgün. birgün gülüm.. Hasretimin vuslata davetiye çıkardığı birgün.. Tarifsiz bir çığlık olur düşerim.. Hep sana. hep sana...
“Andığım, yandığım, kandığım sensin gülüm, sensin gülüm.”