Sızıntı Arşivi

Eylül 1981 · s. 25 · 5 dakikalık okuma

Kelimeler Üzerine

Fatih Bağcıoğlu · Yrd. Doç. Dr. · Dil

Diller, medeniyetler gibi tekâmül et­mek mecburiyetindedir. Medeniyetin gelişmesiyle birlikte, o medeniyetin kurucula­rının dili de değişir. Medeniyet ve dil daima beraberce yürürler; biri durduğu za­man diğerini yürütmek âdeta imkânsızlaşır.

Bir medeniyetin kurucularının yeni yeni nesne, hareket ve mefhumları karşıla­mak için, yeni yeni kelimelere ihtiyacı var­dır. Bir dil bu ihtiyacını karşılamak için ya yabancı bir dilden kelime alır, ya kelime grupları teşkil eder veya yeni gövdeler meydana getirir. (Yeni kelimeler yapar.) Bizde, yani dilimizde medeniyetin ortaya çıkardığı bu yeni nesne, hareket ve mefhumları karşılamak için en son yol, köklerden gövdeler meydana getirmek, yeni kelimeler yapma yolu seçilmiştir.

Yeni kelimeler kelime kök ve gövde­lerine yapım ekleri eklenerek teşkil edilir­ler. Ama bu rastgele olan bir iş değildir. Her kök ve gövdeye gelişigüzel ekleri getirmek suretiyle yapılan iş, kelime yapma değil, kelime uydurmadır. Böyle ke­limeler dilde tutunamazlar, yabancılıklarını hemen hemen daima muhafaza ederler. Bazı kimseler, kendilerini zorlayarak o kelimeleri kullansalar bile, geniş, halk kit­leleri bu kelimeleri benimsemezler. Şunu unutmamak gerekir ki kelime yapma ve kelime uydurmak birbirinden çok ayrı şeylerdir. Dilde yeni kelimeler yapılır, fakat yeni kelimeler uydurulamaz. Yapılan kelimelerin uydurma olmaması için kelime yapmada dil ilminin tesbit ettiği şu esaslara uymak gerekir:

1-Canlı Kök

Yeni kelimeler, kelime kök ve göv­delerine yapım ekleri eklenerek teşkil edil­diğine göre, bu kök ve gövdelerde aranıla­cak vasıf bunların canlı olmasıdır. Yani o kök ve gövdelerin o anda, o sahada kulla­nılmasıdır. Yeni kelime yapmada kullanı­lan kelime kök ve gövdeleri o anda, o saha­da kullanılmıyorsa, o kökler ölüdür, onlar­dan yeni kelimeler yapılamaz. “Kök ve­ya gövdenin eski veya başka şivelerdeki farklı şekilleri de kelime yapmada temel teşkil edemezler” Netice olarak diyebiliriz ki yeni kelime yapmada kullanılacak kök ve gövdeler halk tarafından bilinen, kulla­nılan, o sahada yaşayan kelimeler olmalı­dır. Çünkü dilde kelime gövdeleriyle keli­me kökleri arasında mantıkî bir münasebet vardır. Meselâ; gözlük kelimesiyle bu kelimenin kökü göz arasındaki münasebet gibi. Kelime kökü kullanılmıyor, manası halk tarafından bilinmiyorsa yeni kelime ile kökü arasındaki bu mantıkî münasebet bilinemeyecek ve böyle kelimeler terim gibi ezberlenmesi gereken uydurma kelimeler olmaktan öteye gidemeyecektir.

2- İş1ek Ek

Yeni kelimeler teşkil edilirken dikkat edilecek en mühim hususlardan biri de kök ve gövdelerden yeni kelimeler yapmada kullanılan yapım eklerinin işlek olmasıdır. Ek’in işlek olması demek dilde o ekle yapıl­mış birçok kelimenin bulunması, dilin o eki çok kullanması demektir. Bu ekler dilin hoşlandığı ve benimsediği eklerdir. Yapı­lan kelimeler bu eklerle teşkil edilirse, dilde kolaylıkla tutunur, halk tarafından be­nimsenir, dilin bünyesine girer. Dildeki bazı ekler ise işlek değildir, birkaç kelime dışın­da pek kullanılmaz, onlarla yapılan kelime­ler mahduttur. Demek ki eklerde rağbet görme bakımından bir fark vardır. Meselâ: isimden isim yapma eki olan -cı, -ci, -cu, -cü, -çı, -çi, -çu, -çü eki Türkçenin eskiden beri işlek bir ekidir. Araba-cı, eski-ci, yol-cu, uyku-cu, göz-cü, kitap-çı, aş-cı, bek-çi, simit-çi, ok-çu, süt-çü... gibi. Yine isimden isim yapma eki olan -ka, -ge ise es­kiden beri işlek olmayan bir ektir. Başka, özge gibi iki kelimede bulunur.

Ayıca yapım ekleri haricindeki ek­lerle, Türkçede olmayan yapım ekleriyle veya yapım eklerinin isimden isim, isim­den fiil, fiilden fiil, fiilden isim yapma ekle­ri olduğuna dikkat etmeden, rastgele her isim kök ve gövdesine, gelişigüzel yapım ek­leri eklemek suretiyle yapılan kelimeler ve eklerin fonksiyonları göz önüne alınmadan yapılan kelimeler de uydurma olmaktan öteye gidemezler ve tutunamazlar.

3- Kelime Musikisi

Yeni kelime teşkil edilirken dikkat edilecek diğer bir husus da, kök ve ekleri birleştirirken dilin ses kaidelerine, birleş­me şartlarına, eklerin çok şekilliliğine uy­gun olarak hareket etmek ve ahenk itiba­rıyla dilin temayüllerine uyarak, onun hoş­lanmadığı bir takım ses ve şekillerin meydana gelmesinin önüne geçmektir.

Dil ilmine göre kelime yapımında yukarıdaki hususlara hassasiyetle uymak gerekir. Yukarıda anlatılan esaslara uyma­dan yapılan kelimeler yanlış ve uydurma kelimeler olmaktan öteye gidemezler, dilde anarşiye sebep olurlar.

Acaba memleketimizde durum nedir? Bunu beraberce inceleyelim.

Olanak”

Yapılan yeni kelimelerden biri olan ve imkân yerine kullanılmak istenen bu kelime yanlıştır. Çünkü dilimizde işlek bir -anak, -enek eki yoktur. Bu ek, Türkçede sağanak, görenek gibi birkaç kelimede gö­rülür. Dilde işlek olmayan eklerle yeni ke­limeler yapılamayacağına göre bu kelime yanlıştır.

“Anlak”

Mefhum bakımından yanlış ve söyle­nişi çirkin kelimelerden biri de zekâ ye­rine kullanılmak istenen “anlak”tır. Çünkü zekâ sadece anlamak manası ifade etmez.

Anlamak zekânın bir yönünü teşkil eder ve idrak ile alâkalıdır.

Anlamak zekânın hususiyetlerinden ancak biridir, “zekâ”, “idrak”, “fehm”, “zeyreklik” bu kelimelerin hepsini anla­mak fiilinden yapılan kelimelerle karşıla­mağa çalışmak Türkçeyi bilmeyenlerin işi­dir. Dilde nüans ve mefhumlara dikkat et­mek icap eder.

Türk milleti zekâsını “anlak” yapma­yacak kadar zekidir.

“Bağımsızlık”

Bağ- kökünden -m ekiyle yapılan, istiklâl ve müstakil yerine kullanılan bu ke­lime de yanlıştır. Çünkü Türkçede isimden isim yapma eki olarak bir -m eki yoktur. Türkçede ancak fiilden isim yapma eki ola­rak -m eki vardır; almaktan alım, satmak’ tan satım... gibi.

Milletimiz istiklâlini kaybetmedikçe “bağımsızlığa iltifat etmeyecektir”.

“Doğa”, “doğal”

Bu kelimeler tabiat ve tabiî kelimeleri yerine kullanılmak isteniyor. İkisi de hem şekil bakımından hem mefhum bakımından yanlıştır. “Doğa” kelimesi doğmak fiilinden -a ekiyle yapılmış bir kelimedir. Hâlbuki Türkçede fiilden isim yapma eki olan -a işlek bir ek değildir. Kalıplaşmış olarak birkaç kelimede görülür. Dil ilmine göre iş­lek olmayan eklerle yeni kelimeler yapıla­maz. Tabiat kelimesi ayrıca “huy, mizaç” manasına da gelir ki bu manaları doğa ke­limesiyle karşılamak mümkün değildir.

Doğal kelimesi ise kat kat yanlıştır.. Çünkü dilimizde -i diye bir nisbet eki yok­tur.

Böyle yanlış kelimelere yüzlerce mi­sal verilebilir, ilerideki yazılarımızda fırsat buldukça bunlar üzerinde duracağız. O za­man daha açık olarak görülecek ki bizde yapılan şey, kelime yapma değil; kelime uydurmadır.

Görülüyor ki yapılan kelimeler dil il­minin dışında, hiç bir kaide tanımayan, uy­durma kelimelerdir. Bu kelimelerin dikkat çekici en mühim hususiyeti de medeniye­tin ortaya çıkardığı yeni nesne, hareket ve mefhumların karşılığı değil, dilimizde mev­cut, halkın bildiği, kullandığı, Türkçeleşmiş kelimelerin karşılığı olmasıdır. Böyle­ce bilerek veya bilmeyerek nesiller bin yıl­lık bir mazinin, bin yıllık bir kültürün ya­bancısı haline getirilmektedir. Dikkatli ol­malıyız.