Sızıntı Arşivi

Eylül 1981 · s. 22 · 5 dakikalık okuma

Yıldırım

Yavuz Meriç · Tabiat

Yıldırım, dünyanın yaratılmasından beri meydana gelen hadiselerden birisidir. İlahî terbiyeden mahrum, O’ndan mesaj getiren elçilerin anlattığı hakikatleri kabul etmeyen insanlar, kâinatta meydana gelen eşya ve hadiselerin mahiyetini anlamaktan uzak kaldılar. Kendilerine verilen korku hissini yanlış yerlerde kullanıp, kâinatta meydana gelen olaylardan korkup hayat­larını endişe içinde geçirdiler. Canların öl­dürücü ye cisimleri tahrib edici hususiyetlerinden dolayı yıldırımdan da korktular. Ba­zı iptidaî kavimler yıldırım; “tanrılarının” kendilerine fırlattığı alevli mızraklar, bazı­ları da “gök tanrıları”nın yeryüzüne fırlat­tığı çekicin izleri olduğunu sandılar.

Yıldırımlar üzerinde gerçeğe yakın esaslı ve köklü araştırmalar 18. y.y’da ya­pılmaya başlamıştır, İngiliz Wale birbirine sürtülen kehribarın çıkardığı şerare ve se­sin sebebinin yıldırım ve gök gürültüsünde aynı olabileceğini söyledi. 1752 yılında Amerikalı Benjamin Franklin yağmurlu bir havada uçurtmanın ipinden anahtar geçir­di, birden anahtardan etrafa şeraleler yayıldığını gözledi. Böylece ölme tehlike­sini göz önüne alarak bu korkunç ateş şualarının elektrikî bir hadise olduğunu ispa­ta çalıştı. Mahiyetini anlamak gayesi ile araştırma ve çalışmaları, elektriğin tatbika­tına zemin hazırladı. Çalışmaları parato­nerin keşfiyle neticelendi.

Dünya, daima doldurulmaya ihtiyacı bulunan büyük bir akümülatöre benzer. Bu­lut olmayan yerlerde, negatif yüklü dünya­dan pozitif yüklü olan yüksek atmosfere elektrik sızar. Bu sızma, kaybolan elektri­ği toplayıp biriktiren fırtına bulutlan tara­fından dünyaya tekrar verilir. Bir bulut, dünyanın yükünün 100 milyon katı kadar kuvvetli elektrik biriktirebilir.

Bir fırtına bulutunun alt kısmında pozitif yükten oluşan bir tabaka mevcut­tur. Bunun üzerindeki tabaka negatif yük­le yüklüdür. Bulutun en üst kısmı yine pozi­tif yüklüdür. Elektrik yüklerinin her ayrılı­şında bir gerilim alanı oluşur. Oluşan ge­rilim izolasyon tabakasını zorlayıp dayan­ma gücünü aşarsa bir şerare bir yandan öte yana sıçrar ve şimşek çakar. Hava, fırtına bulutlan da izolatör vazifesini görmekte­dir. Çok kısa bir zamanda geçen elektrik akımı, yük farklarının bir kısmını denkleş­tirir.

Yeryüzündeki bir nokta ile bir bulut arasında boşalma kıvılcımı çıkanca bu nok­taya yıldırım düştü denir. Yıldırımın ışıklı görünüşü için şimşek terimi kullanılmakta­dır. Gök gürültüsü, yıldırım oluşurken ışıkla çıkan gürültüyü belirtir.

Şimşek, 1/100 saniyelik aralıklarla meydana gelen kısmî boşalmalardan ibaret­tir. Bu boşalmalar bulutla toprak ara­sında aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağıya ve inişli çıkışlı olduğundan gök gürültüsü uzaklaşır ve yaklaşır gibi duyulmaktadır.

Yıldırımları oluştukları ve düştükleri yerlere göre üç kısma ayırabiliriz. Bunlar­dan birincisi bulut yıldırımlarıdır. Bunlar yıldırımların büyük bir kısmını teşkil edip, bulut içinde oluşur ve bulut içinde kalırlar. İkinci kısım yıldırımlar ise bulutla oluşup diğerine atlarlar. Bu kısmın sayısı da yer yıldırmalarınınkinden fazladır. Üçüncüsü ise yer yıldırımlarıdır. Yıldırımların az bir kısmını teşkil eden bu kısım bir bulutla oluşur ve yere düşer. Bu oluşum ve düşüş için saniyenin çok küçük bir kısmı yeter­lidir.

Şimşeğin yapısı, günümüzde iki döner objektifi ile sabit bir fotoğraf camı bulunan Boys fotoğraf makinesiyle çekilen fotoğraflarla daha da iyi anlaşılmıştır. Bu çekilen fotoğraflarla ve yıldırımı yakından inceleme imkânlarının doğmasından sonra birkaç hususî şimşek hâli belirlenebilmiş­tir. Dal budak salmış yıldırımlar, çizgi yıl­dırımları, aşağıya inen yukarıya çıkan yıl­dırımların yanında sıcak, soğuk yıldırımla­rın varlığı tesbit edilebilmiştir. İlim adamla­rının şimdiye kadar müşahede edemedik­leri fakat halkın gördüklerini iddia ettikleri kürevî yıldırımların varlığı söylentiden öteye geçmemiştir. Bu yıldırımlar anlatıldıklarına göre güya, parlayan toplar gibi ra­hatça havada süzülüp türlü hareketler yapmaktadırlar. Genişliklerinin 20–25 m. kadar olduğu, parlaklıklarının birçok renk tonu arasında değiştiği söylenmektedir.

Yıldırımların ölçülmesi ve parçalan­ması çalışmalarında bulunan İsviçre’li Kari Berger, yıldırım hakkında bilinmeyen birçok noktayı açıklığa kavuşturdu. Berger, İsviçre’nin 915 m. yükseklikteki “San Solvatore” dağına 70 m. yükseklikte çelik bir kule yaptırdı. Sonra bu kulenin yanına bir ikincisini ilave etti. Bu kulelerden her yıl, çevreye ve kulelere çarpan 100’e yakın yıl­dırımı tetkik etme imkânını buldu. Binanın içine yerleştirilen teknik aletlerle yıldırımın fotoğrafını çekti. Yıldırımlar üzerinde yaptığı çalışmalar neticesinde sıcak ve so­ğuk yıldırımların keyfiyetlerini ortaya çı­kardı. Sıcak yıldırımlar yangınlara sebeb olduğu halde soğuk yıldırımlar yangın çı­karmıyordu. Bunun sebebi de soğuk yıl­dırımların sıcak yıldırımlardan daha az bir sürede oluşup hemen tesirini kaybetmesiydi. Dolayısıyla düştüğü madde üzerinde, o maddelerin yeterli tutuşma sıcaklığını sağ­layabilecek süreden az duruyordu. Böylece o madde için gerekli aktivasyon enerjisi sağlanmamış oluyordu.

Berger, yıldırımların % 20’sinin “aşa­ğıdan yukarı çıkan” yıldırımlar olduğunu gözledi. Bu tip yıldırımlar hususî şartlarda ve muayyen bölgelerde olabiliyordu. Açık arazi ve evlerde oluşmadığı halde maden te­peli dağlarda, gemi direkleri ve yüksek ba­caların çevresinde görülebiliyordu.

Yüksek hız fotoğrafisiyle yıldırımın her seviyesini tesbit mümkün olmaktadır. Bir buluttan dışarıya fırlayan bir yıldırı­mın hızı saniyede 150 bin km’dir. Yıldı­rım, yolunun her 50 m’sinde bir, yolunu değiştirdiğinden zikzaklı bir yol izler. Esas yıldırım, saniyenin bir kaç milyonda biri kadar bir süre durur. Onu yakalamak için yerden çıkan bir yıldızıma veya sivri bir cis­me rastladığında kısa devre meydana gelir.

Dünya üzerinde her saniye tahmi­nen 1800 fırtına patlak vermekte, her sani­ye ortalama 100 defa 300–2700 m. uzun­lukta şeritler halinde de yıldırım düşmekte­dir. Bir tek yıldırım 3.750 milyon kilovatlık elektrik gücü taşıyabilir. Bir yılda dün­yaya ortalama 3 milyar düştüğüne göre, yıl­dırımlar dünyamıza 11,25.10 kilovatlık enerji taşımış olurlar. Gerilimleri 100 mil­yon volt olan yıldırımlar beraberlerinde 100 bin amperlik akım götürürler. Yıldırımların sıcaklığı, güneşin yüzeyindeki sı­caklıktan 5 kat daha fazladır. Bu sıcaklıkta 30.000°C dolaylarındadır. Saniyedeki hız­lan 100.000 km. bulan yıldırımlar enerji­lerinin % 75’ini geçtikleri yollar üzerindeki havaya ısı enerjisi halinde vererek dağıtır­lar. Herhangi bir yıldırımın yolu üzerinde­ki havanın sıcaklığı 15–20 bin °C’ye yükse­lir. Bu yükseliş havanın genleşmesini sağ­lar. Bu hadise 25 km. uzaktan gök gürültüsü şeklinde duyulan ses dalgalarını doğurur.

Yıldırım her yıl takriben yarım mil­yarlık mal kaybına sebeb olmaktadır. ABD’ de her yıl 90 milyon yıldırımdan 50.000’i evlere çarpmaktadır. Almanya’da yılda yaklaşık 100 kişi yıldırımdan ölmektedir. Bu sayı Dünya nüfusuna göre 1000–2000 kişiyi bulmaktadır. Yıldırım çarpma ihti­mali Dünyanın her yerinde aynı değildir. Zira yıldırım oluşabilmesi için fırtına bulu­tu gerekir. Fırtınayı meydana getiren un­surlar nem ve sıcaklıktır. Kutup bölgelerinde sıcaklık, çöllerde de nem olmadığı için oralara ne yıldırım düşer ne de gök güder.

Yıldırımın elektrikle çalışan vasıtala­ra yaptığı hasar yüz milyonlarca dolan bu­lur. Radyo parazitlenir, televizyon net ya­yın yapamaz, elektrik hattına yıldırım dü­şerse yüksek gerilim oluşur. Bu gerilim şe­hirlerde pek tehlikeli olmamakla beraber köylerde oluşursa zararı büyük buudlara ulaşabilir. Telefon hattına düşen yıldırım o an telefon etmekte olan kişiyi öldürebilir. Aynı zamanda yıldırım çarpmalarında kalbin durması, ölüme sebep olmaktadır.

Yıldırımın, yukarıda saydığımız za­rarları olmasına rağmen kendisinden kolay­ca korunulabilir. Paratonerler, binanın üs­tüne konur ve çevrede oluşan yıldırımın yolunu kesip onu yakalayarak hiç bir za­rara sebeb olmadan toprağa gönderebilir. Açık bir arazide fırtınaya tutulan bir kimse ortada yalnız duran bir ağacın (cinsine bakmadan) yapraklan altına sığınmaktan sakınmalıdır. Düz arazide ise en yüksek noktayı teşkil etmemek için yere çömelerek beklenmelidir. Ormanlık bir bölgede ise genç ağaçların altına sığınmalıdır.

Kâinat Kitabının her harfine binler hikmet takan Kudret, sanki yıldırımı, gayb âleminde hikmetleriyle yükleyip mevcuda­tın üzerine boşaltıyor. Hadiselerden tevah­huş etmemek, eşyadan ürkmemek için eş­ya ve hadiselere bakışımızı “Evet herşey ya hakikaten güzeldir ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibarıyla güzeldir” sözüyle berraklaştırabiliriz. İnsanımızın; sebebler mâniasını aşıp tabiat bataklığından kurtu­larak eşya ve hadiselerin ardındaki gizli ma­naları okuyup, kendine düşen vazifeyi id­rak edebilmesi dileğiyle.