Sızıntı Arşivi

Eylül 1981 · s. 28 · 3 dakikalık okuma

Tereddüter Etrafında

Sızıntı · Din Ve Ahlâk

— İnanmayan rakipler karşısında, onların yaptıkları hile ve iş oyunla­rına aynen karşılık verebilir miyiz?

—İsimlerinden de anlaşıldığı üzere, hile ve oyun, inanan kimselere yakışmayan çirkin şeylerdendir. Hak bir din, doğru bir yol ve nurlu kitap, hileyi ve oyunu şiddetle reddeder. Evet, en olgun insanlık mertebe­sine namzet, eşsiz rehberin müstesna cemaati, namzet oldukları yerin yüceliği ka­dar, hile ve aldatmadan uzaktırlar..!

Hilenin, inanan nisana yaraşmadığını, biraz da umumileştirerek, aşağıdaki şekliy­le takdim etmek istiyoruz:

1- Hedefi hak olan bir cemaatın, he­define ulaşmasının en mühim bir şartı, hak olan yol ve vesilelerden ayrılmamasıdır. Batıl bir hedefe, batıl bir yolla varılır veya va­rılmaz; bunun her zaman münakaşası ya­pılabilir. Ancak; batıl yol ve vesilelerle, hak olan hedefe varmak, ilahî prensipler açısın­dan mümkün olmadığında şüphe yoktur. Ne acıdır ki, günümüzde, doğruyu ve doğruluğu temsil ediyor gibi görünen pek-çok zümreler, kendilerine bir menfaat ge­tireceği mülahazasıyla, gayr-i meşru vesile­lere baş vurmakla ve hattâ bu davranışı, hasımlarına karşı muvaffakiyetin tek yolu olarak görmektedirler.

Temelden sakat ve gayr-i insanî olan bu faydacılık felsefesi, gönülden Hakk'a dilbeste olmuş insanların tertemiz atmos­ferlerinden fersah fersah uzaktır..

2- Hile, oyun birer kötü haslet ve kö­tülükleri de sürekli ve herkes içindir. Kim­den kime, ne zaman ve hangi şartlar altın­da yapılırsa yapılsın bunlar daima kötüdür­ler. Yoksa belli zamanlarda iyi, belli za­manlarda kötü; belli şahıslara karşı iyi, belli şahıslara karşı kötüdür şeklinde izafî ola­rak mütalaa edilmemelidirler.

Bu itibarla, kim kime, ne zaman bir hile ve oyun yaparsa, mutlaka ona fenalık yapmış olur. İsterse, yaptığı şeyin aynısına aynı şahıs tarafından, daha önce kendisi de maruz kalmış bulunsun. Zira başkaları­nın, bize karşı yaptıkları fenalıklar, hiçbir zaman aynı fenalıkları onlara karşı yapma­mıza, meşru sebeb saydamazlar ve sayılmamalıdırlar

Evet, kötülüğün türlü türlüsüne de maruz kalınsa, aynı kötülüklerle karşılık vermeye müsaade edilmemektedir. “Sizi Mescid-i Haramdan menettiler diye bir cemaate karşı beslediğiniz kin, sakın sizi te­cavüze götürmesin. İyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yar­dımlasınız.”

Açıktan açığa onlarla karşılaşma ve muharebe hâli bahsimizden hariçtir.

3- Ticaretin esası doğruluk ve emniyettir. Hile ve iş oyunları ise, bu iki hususu da temelinden sarsar. Hile ve aldatmaya tevessül eden insan, ticarî hayatında, em­niyet ve itimad edilmez bir insan olarak ta­nınır. Bu ise inanan bir insan için, oldukça haysiyet kırıcı bir husustur. Bir de buna, “Aldatan bizden değildir” şeklinde yapılan tehditler ilave edilecek olursa, aldatmanın tamamen, aldatanın aleyhinde cereyan ettiği ortaya çıkar.

4- Hile ve iş oyunlarında, zahiren ve geçici olarak bir kısım kazançlar melhuz olsa bile, karşı tarafın, bu oyun ve aldat­maları sezeceği ana kadar devam eder. Böy­le bir şeyin, onların nazarında uzun zaman gizli kalamayacağı düşünülecek olursa, kısa bir süre sonra, aldatılanların yapacağı tahribat, tamir edilemeyecek şekilde korkunç olacaktır. Belki de hile yoluyla kazanılan şeylerin bir kaç katı, böyle bir tahriple yok olup gidecektir. Üstelik aldatanın haysi­yetini de önüne katıp beraber götürecektir.

5- İnanan insanın hile ve iş oyununda bulunması, aynı kesimde bulunan bütün inançlıların, hilekâr ve aldatıcı olabilecek­leri hissini uyaracaktır ki, böyle birşey bü­tün müminlere karşı işlenmiş bir hıyanet ve cinayet sayılacaktır. Zira bu türlü bir ha­reket, bütün inançsızları, imana ve imanlıya saldırtacağı gibi, bütün müminleri de mah­cup ve perişan edecektir.

Bütün bunlardan sonra; tafsilatını bir başka zamana bırakarak; zaruretler muvacehesinde ve belli ölçüler içinde ve harplerde düşmanlara karşı hile yapmanın gerekli olduğunu da kaydederek mevzuu bağlamış olalım.