Ekim 1988 · s. 371 · 2 dakikalık okuma
Karşılıklı Hiç

Siz ömrünüz boyunca bir kez olsun bir hiçin çevresinde dönüp durdunuz mu? Yahut hiç verip hiç aldınız mı? Sonra da bir şey yaptığınıza kani olarak yüreğinizde yalancı bir lezzet duyarak burnunuz yukarıda o meclisi terk ettiniz mi?
İste OSCAR WILDE “yalnız ruhen kaybolmuş olanlar tartışırlar” sözüyle bize bunu ne güzel anlatır... Fikir planında hiç bir düşüncesi ve beyninde millet ve vatan için hiç bir sancısı olmayan iki kişi veyahut daha fazla insanın bir araya gelerek meydana getirdikleri cerbezeli hava ve bundan arta kalan kocaman bir sıfır: Tartışma...
İnsan duygu ve düşünceleriyle kâinattan süzüp benliğinde petekleştirdiği ve sonra bala dönüştürdüğü şeyleri elbette karşısındakine sunmak ister. Buna bir diyeceğimiz yok. Fakat tartışma bole mi ya! Boşu boşuna belirli bir konu üzerinde ileri geri konuşma ve sonra da, ya asabi ya da kırık bir kalb ile evin yolunu tutma. Müspet tenkit ile tartışmayı sakın karıştırmayalım. O ulvi bir yükseliş ve karşısındaki insana söz hakkı tanıyarak ona yüksek merhalelere fikir ve ruh planında yol gösteriş işidir. Bir pusula, bir rota veya bir işarettir.
Tartışan kişinin en önemli hususiyetlerinden biri de çok konuşması ve karşıdaki kişiye aklına ne gelirse söylemesidir Bu bir şuur çerçevesinde olsa bile, çok kez bir süzgeçten geçmediği için; muhatabımızı rencide edecek sözler de sudur edebilir bizden. Bu sebepten, yerli yersiz tartışmalara girmemeli insan. Ve karşısındaki şahısların da bir kalbi ve gün 1M olduğunu unutmayarak itidalli konuşmalı ve düşüncesini tatlı, yumuşak bir lisanla anlatmalı karşıdakine...
Zaten LA ROCHEFOUCAULD’un da dediği gibi “Basit düşünceli adam yakınındaki her şeyi suçlamaktan zevk duyar.” Yüksek bir fikir asasına dayanmayan ve bununla yola çıkamayan kişiler, çok kez sürçüp düştüklerinde daima çevrelerine bu yıkılışın faturasını ödetmeye çalışırlar Ve sık sık sitem ederler. Ya devleti veya milleti kötülerler. Ya da en yakın dost, akraba ve arkadaşlarını...
Buna alıştıklarından dolayı gayri bu illetten kurtulamazlar. Yalnız bu gibi kişilere, bu tiryakiliklerinden ötürü yapılacak bir iyilik vardır: Suçlarına ortak olmamak ve tartışmaya girmemek...
Karşıdaki insana saygı duyup onun konuşmasını sonuna kadar dinlemek erdemine erebilirsek; ruh ve mana planında insan olma ufkuna ermiş oluruz,
Yoksa beyhude bir karga şada hem düşünçelerimizin değerini düşürmüş, hem de karşıdaki şah ıslara zarar vermiş oluruz.
Lüzumsuz bir tartışmanın hiç bir yararı yoktur Hele hele fertler km ve gayz ile bilenmişse bu konuşmanın sonunda semere almak oldukça zordur.
Voltaire’nin “Uzun süre devam eden bir anlaşmazlık her iki tarafın da haksız olduğunu gösterir” ifadesinde olduğu gibi sonu gelmeyen tartışmalar kişilerdeki bir takım kaprislerin eseri olduğundan, boşa geçmiş bir zaman veya ”karşılıklı bir hiç”ten farkı yoktur…
Mehmet Erdoğan