Sızıntı Arşivi

Ağustos 1990 · s. 305 · 5 dakikalık okuma

Kaplumbağaların Dünyası

Hakan Ak · Ekoloji

Güney sahillerimizdeki kaplumbağaların varlığını çeşitli gazete ve dergilerden ilgiyle izliyordum. Su ürünlerinde okumam bu ilgimi da artırıyordu. Üniversiteden bir arkadaşıma denizkaplumbağaları ile ilgili bir haftalık inceleme yapmayı teklif ettiğimde hemen kabul etti. Böylece üzerinde çok sık konuşulan bu hayvanları yakından tanıyacaktım.

Mayıs ayının son günlerinde yola çıkmak için gerekli hazırlıkları tamamladık. Nihayet Anamur’a gitmek üzere yola çıkıyoruz. Rahat bir yolculuktan sonra, Anamur yakınında kampımızı kuruyoruz. Biraz dinlenip, civardaki balıkçılardan bilgi toplamaya çıkıyoruz. Balıkçılar bize, bu konuyla ilgilenen çok kişi olduğunu hatta Anamur’da denizkaplumbağalarını korumak için çeşitli topluluklar bulunduğunu söylüyorlar. Eskiden bu sahillerde çok denizkaplumbağasının bulunduğunu, hatta ağlarına pek sık takıldıklarını ve tekrar denize bıraktıklarını söylüyorlar. Eti yenildiği için bugün nesillerinin son derecede azaldığını ilave ediyorlar. Balıkçılardan gerekli bilgiyi aldıktan sonra ilk iş olarak, önümüzdeki günlerin bir planını yapıyoruz. Ertesi sabah kumsalın yapısını incelemek üzere sahile indiğimizde ilk defa bir dişi kaplumbağanın izlerini görmenin sevincini yaşıyoruz. Evet, bu dişi bir denizkaplumbağanın izi, çünkü sadece dişiler üreme zamanında yumurta bırakmak üzere sahillerdeki kumsallara çıkarlar, erkekler ise hiçbir zaman karaya çıkmazlar. Bir paletli aracın izlerine benziyen, oldukça büyük izler ve izlerinin nihayetinde, üzeri örtülmüş oldukça büyük bir çukura rastlıyoruz. Büyük bir ihtimalle yumurtalarını buraya gömdüğünü anlıyoruz.

Yuvayı eşmemize rağmen yumurtaları bulamamak bizi üzüyor. Kampımıza dönüp, gece araştırmaya tekrar çıkmak üzere istirahata çekiliyoruz. O gece kumsalın bir bölümünü el feneri ile dolaştığımız halde sadece sabah gördüğümüz izin aynısından bir-iki ize rastlıyoruz. O gece elimiz boş kampa dönüyoruz. Hava sıcak olduğu için sırt üstü çadırın yanına uzanıyorum. Çevrede yıldızların ışığından başka ışık yok. Gecenin sessizliği, dalgaların o tanıdık ritmi ve cırcır böceklerinin çıkardığı düzenli sesten başka bir ses duyulmuyor.

Sabah tan ağarırken uyandığımda, sahilde bir denizkaplumbağasının yumurtlamakta olduğunu görüyorum. Hemen arkadaşımı uyandırıyorum. Gün yavaş yavaş ışırken bu hayvanın hala yumurtlamak üzere karada olması bizi şaşırtıyor. Oysa, yumurtlama işleminin genellikle 23’den sonra başladığını ve 04’e kadar sürdüğünü, çoğunlukla bu saatler arasında kumsala çıktığını kitaplardan okumuştuk. Yumurtlayan hayvanı rahatsız etmemek için, yüzü koyun kuma uzandık. Arkadaşımla beraber dikkatli bir şekilde hayvanın hareketlerini seyretmeye başlıyoruz. Bu arada hayvanın adeta ağlıyormuş gibi gözyaşı dökmekte olduğuna şahit oluyoruz. Görünüşte hayvanın çektiği ıstıraptan dolayı gözlerinden yaş geldiği zannedilebilir. Halbuki bu hadise, deniz suyunda en iyi şekilde çalışmaya ve görmeye programlanan kaplumbağanın gözleri, yuvayı kazma ve örtme esnasında kum tanelerinden zarar görmemesi için kendisine bahşedilen koruyucu bir sıvı salgılanması neticesinde meydana gelir. Bunu bilmeme rağmen, yine de bu hayvanın gözlerinden akan yaşlardan etkileniyorum. Tam bu esnada “Yaşarmayan gözden Allaha sığınırım” kutlu beyanını hatırlıyorum. Donmuş gözlerimden yaşlar akmasa bile, şu âciz ve enterasan yaratık kadar dahi üzerime düşen vazifeleri hakkıyla yapamadığımdan dolayı ağlamak istiyorum. Kaplumbağa işini tamamlayıp denize doğru ilerlemeye başlıyor. Daha yakından incelemek için hayvanı yolundan alıkoymaya çalışıyoruz. Fakat çok kuvvetli olduğu için durduramıyoruz. Bu sefer arkadaşımla beraber yaklaşık ölçülerini alıyoruz. 95 cm. boyunda yaklaşık 120 kilogram ağırlığında olduğunu tahmin ediyoruz.Karada oldukça hantal olan bu hayvan, denize ulaştığında köpüklü dalgaların arasında yumuşak hareketlerle hızla uzaklaşıyor.

Bu dev denizkaplumbağaları, her yıl bulundukları Güney Amerika kıyılarından kalkarak, Atlas Okyanusunu geçip bu bölgelere gelirler. Bu uzun ve yorucu yolculuğun ise tek bir gayesi vardır: Nesillerinin devamlılığını sağlamak için yumurta bırakmak.

Yumurtlama işinin sonuna yetiştiğimiz için yuva hakkında pek bir gözlemimiz olmamıştı. Yuvanın nasıl yapıldığını görmek için akşam hava karardıktan bir süre sonra kumsala iniyoruz. Kumsalın ortasına yakın bir yere oturup, misafırimizi beklemeye başlıyoruz. Işığa son derece hassas olan bu hayvanları ürkütmemek için gerekmedikçe el fenerlerimizi kullanmamayı düşünüyoruz. Bir süre sonra bir kaplumbağa kendisini sudan kuma doğru çıkaracak zorlu işe başlıyor. Yuva yapmak için yer arıyan dişi yavaş fakat kararlı bir şekilde kumsalda iz bırakarak yumurta bırakabileceği uygun bir yer arıyor. Sonunda bir yer beğenip, kumların üst kısmını ayakları ile süpürüyor. Daha sonra arka ayaklarını birbiri peşisıra kullanarak nemli kumu kazmaya başlıyor. Kazılması biten yuvanın derinliği 70, tabanı yaklaşık 35 cm. genişliğinde. Açılan yuvanın devamlı nemli ve fazla değişmiyen fakat yavrular için ideal ısıda olması gerek. Bir ara bu derinlik kavramını evrimle izah etmek veya hayvanın genetik olarak kazanmış olması mümkün mü diye düşündüm. Bu ne kadar akıldan uzak bir şeydi. Hayvan yumurtlamaya başlıyor. Denizkaplumbağaları bir yumurtlama mevsiminde 2-3 kez yumurtlamak amacıyla karaya çıkarlar. Her seferinde de yaklaşık 80-100 adet olmak üzere, bir mevsim boyunca 250-300 kadar yumurta bırakırlar. Bizim misafirimiz ise yarım saat içinde 90’a yakın yumurta bırakıyor. Bizi hayrette bırakan pin-pon topu büyüklüğünde ve görünümünde olan yumurtaların 60-70 cm. yüksekten üst üste düşmelerine rağmen kırılmamaları! Bunun sebebi, yumurtlama sırasında yumurtaların kırılmayacak, kırılmadığı gibi ezilmiyecek kadar hassas olan esnek bir kabuk yapısına sahip kılınmış olmalarıydı. Tabi bu esnekliği her yumurta için kaplumbağanın kendisinin hesaplaması mümkün değil. Yumurtlama işlemi tamamlanıyor. Yuvanın kapatılması, palet şeklinde arka ayakların ve ön ayakların nöbetleşe kullanıldığı, sağa sola kumlar saçarak yapılan zahmetli bir iş. Bu işi yaparken anne kaplumbağa sık sık dinleniyor. Bu surette kumsaldaki izler ve bıraktığı koku da kaybolur. Çünkü kokuyu alan aç çakal ve köpekler yumurtaları yemek için yuvanın yerini arayabilirler. Daha sonra karın kısmı ile kumları düzeltir. Yumurta çukurunun yeri tam belli olmaması için yuvanın çapı 3-4 metre olarak gözüküyor. Hayvan nihayet işini tamamlayıp denize dönmeye başlıyor. Dönüş yolu üzerinde de bir veya iki tane üzeri örtülmüş yuvanın dış görünüşüne benzeyen “yalancı yuva” yapmayı ihmal etmiyor. Bu yalancı yuvaları kimin için yapıyor? Sevk-i İlahi ile, göremiyeceği, görse de tanıyamıyacağı, kendisinin dahi ne olduğunu bilmediği dışardan gelebilecek tehlikelerden yavrularını korumak için yaptığını anlıyoruz. Sanki yuvaları kazan çakallardan, köpeklerden veya yumurta toplamaya meraklı insanlardan haberdar.

Hayvanın karaya çıkışından, işini tamamlayıp tekrar denize dönmesi yaklaşık iki saat sürmüştü. Kaplumbağamız artık denizin karanlık sularına dalmış, uzun yolcuğuna başlamıştı. Arkasından uzun süre karanlığa doğru bakakaldım. Yaşadığım bu iki-üç saatlik hadiseler, gözümün önünde film şeridi gibi geçiyor. O kumandan-ı azam’ın emri altında itaatkâr bir nefer gibi vazifesini ikmal etmiş, kendisine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirmişti. Ve arkasından dedim kendi kendime: “Ey insan, bu dünya sahnesinde, üzerine düşeni en az şu kaplumbağa hava ve edasıyla yerine getirebildin mi?”

Kendime geldiğimde 70 cm. kumun altındaki yumurtalar aklıma geldi. Orada nefes alan ve gelişen bir hayat vardı. Karanlık toprak altında, ikinci dirilişe sahne olacak hayat filizlenecekti 60 gün içinde. Hafta sonu çadırımızı toplayıp dönerken yavru kaplumbağaların hayat hikayelenini incelemek için planlar yapmaya başlamıştım bile...